To Kill a Mockingbird (To Kill a Mockingbird #1)

·
Okunma
·
Beğeni
·
262,4bin
Gösterim
Adı:
To Kill a Mockingbird
Alt başlık:
To Kill a Mockingbird #1
Baskı tarihi:
11 Ekim 1988
Sayfa sayısı:
376
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780446310789
Orijinal adı:
To Kill A Mockingbird
Dil:
İngilizce
Yayınevi:
Grand Central Publishing
The unforgettable novel of a childhood in a sleepy Southern town and the crisis of conscience that rocked it, To Kill A Mockingbird became both an instant bestseller and a critical success when it was first published in 1960. It went on to win the Pulitzer Prize in 1961 and was later made into an Academy Award-winning film, also a classic.

Compassionate, dramatic, and deeply moving, To Kill A Mockingbird takes readers to the roots of human behavior - to innocence and experience, kindness and cruelty, love and hatred, humor and pathos. Now with over 18 million copies in print and translated into forty languages, this regional story by a young Alabama woman claims universal appeal. Harper Lee always considered her book to be a simple love story. Today it is regarded as a masterpiece of American literature.
355 syf.
·10 günde·10/10 puan
Pulitzer ödüllü Bülbülü öldürmek kitabı dünyadaki tüm ötekileştirilmiş insanların kitabıdır. Daha önceki incelemelerimde de belirttiğim gibi çocukların gözünden hikayeler daha çok ruhuma dokunuyor. Burada da aynı durum söz konusu. Amerika'nın güneyinde ki eşitsizlik ayrımcılık bir çocuğun gözünden okuyucuya aktarılmış.
Kitabın devamı niteliğinde Tesbih Ağacının Gölgesinde eserini de okuyabilirsiniz.
Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
355 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
YouTube kitap kanalımda Bülbülü Öldürmek kitabını çizimlerimle yorumladım: https://youtu.be/q93UBZZMgYM

"Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır." Malcolm X

Bülbülü öldürmek günahtır. Çünkü bülbül yaratılışından ötürü bülbüldür, kendisini bülbül olarak seçemez. Onun ızdırari kaderinde zaten bülbül olmak vardır ve bundan dolayı da suçlu olarak gösterilmemelidir.

Çocukların Boo Radley'in evine dokunmayı bile çok zor bir şeymiş gibi görmeleri, öğretmenlerinden itibaren başlayan bir Kuzey-Güney, laik-muhafazakar, gezici-çomar vs. küçümsemeleri ve insanları sınıflandırmaları, yok Cunningham'lar şöyle yok Ewell'lar böyle diye insanların sınıf sınıf ayrılmaları, onların kilisesi beyaz bizim kilisemiz siyah gibi dinde bile ayrımcılığa uğramaları, Atticus Finch'in kendi ailesini yükseklere koyma egosu, elbise konusunda ve kız olma konuları gibi konularda mahalle baskıları gibi konular bir çocuğun gözünden anlatıldığı için bu kitabı değerli bir hale getirmekte.

Edebi olarak değerlendirecek olursak kitabın dili epey sade fakat vermek istediği mesaj güçlü. Öyle Debbie Macomber, Sarah Jio gibi aşk öyküleri ya da ciltlerinde kocaman yazılar yazan klonlaşmış polisiye kitaplarını unutabilirsiniz. Amerika'nın Maycomb adlı küçücük bir mahallesindesiniz. Hayatınızda o mahalleden dışarı çıkmamışsınız ve size "Beyaz kızarsa zenci ölür" diyen insanların zihniyetiyle aynı yerde yaşıyorsunuz.

İşte tam da bu sebeple bu romanın örneklerini bizim ülkemizde de görmek mümkün. Birbirimizi ötekileştiriyoruz. Bir Türk olarak zenci de doğabilirdik fakat Allah bize böyle olmayı uygun gördü. Fakat şimdi de ülkemizde laik-muhafazakar, Atatürkçü-sağcı, ateist-teist-deist, iktidar-muhalefet gibi çok sayıda ötekileştirmeler görüyoruz. Onun için bu kitabı aslında ülkemizle de çok bağdaştırdım. Bu bakımdan Scout kızımızın da romanda dediği gibi bizim ülke için demiş olduğu bir şey var aslında : "Bak ama, Jem, bana kalırsa tek bir tür insan var, insanların hepsi insan."

Bu romanda hayata Tom Robinson olarak gelmiş olmayı düşünmelisiniz. Öyle bir ailede, öyle bir baskıda, hiçbir zaman sizin haklı olmayacağınız gibi görüşler içinde büyüdüğünüzü düşünmelisiniz. Bunun örneklerini şu anki zamanımızda Amerika'da görüyoruz. Artık polisler siyahilerin yollarda bir şey yapmadıklarını görseler bile çekip vuruyorlar adamı. İstedikleri kadar siyahiler buna tepki koysun, beyaz kızarsa zenci ölüyor romanın da dediği gibi.

Ayrıca kitabın 309. sayfasında Bayan Gates'in rol aldığı bir paragraf var : "Burada biz insanlara zulmetmeyiz. Zulüm önyargılı insanlardan kaynaklanır. Ön-yar-gı." Kitabın sadece bu cümleleri bile o kadar mükemmel ve yerinde bir Amerikan kültürü eleştirisidir ki Harper Lee ironik bir dille o mahallede yaşayan insanların önyargısını kendi dedikleriyle çeliştirmeyi başarmış resmen.

Hiç kimsenin dil, din, ırk, renk, milliyet gibi konularda ayrılmaması gerektiğini bir çocuğun gözünden harika bir şekilde anlatmayı başarmış kitaptır.

Kırdığım 2 puan ise kitabın başlarında olan sıkıcılıktan dolayı ve Radleyler'in esas mesajla pek bağlantısının bulunmamasından dolayıdır.
  • Sineklerin Tanrısı
    8.0/10 (12,6bin Oy)11,1bin beğeni43,5bin okunma20,3bin alıntı180,8bin gösterim
  • Otomatik Portakal
    8.0/10 (13,6bin Oy)11,6bin beğeni47bin okunma33,5bin alıntı225,6bin gösterim
  • Kırmızı Pazartesi
    7.8/10 (11,7bin Oy)9,6bin beğeni42,2bin okunma22,6bin alıntı165,9bin gösterim
  • Çavdar Tarlasında Çocuklar
    7.0/10 (9,1bin Oy)6,6bin beğeni33,5bin okunma25,2bin alıntı151,6bin gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (18,5bin Oy)16,5bin beğeni66,7bin okunma45,8bin alıntı238bin gösterim
  • Semerkant
    8.6/10 (9,9bin Oy)10,1bin beğeni35,5bin okunma40,6bin alıntı180,3bin gösterim
  • 1984
    8.9/10 (24,9bin Oy)26,2bin beğeni84bin okunma93,6bin alıntı351bin gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.3/10 (14,4bin Oy)13,1bin beğeni54bin okunma104,2bin alıntı384,4bin gösterim
  • Fahrenheit 451
    8.1/10 (15,4bin Oy)13,4bin beğeni47,8bin okunma58,2bin alıntı261,4bin gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (23,1bin Oy)25bin beğeni89,7bin okunma150,2bin alıntı461bin gösterim
355 syf.
·12 günde·8/10 puan
Son zamanlarda sıklıkla rastladığım bir kitaptı Bülbülü Öldürmek. Bir modern klasik fakat daha çok ‘klasik’ tadında. Neredeyse yarısına yakın bir kısmının Oliver Twist vasatlığında olduğunu söyleyebilirim. İkinci bölüm beni kitaba bağlayan etken oldu ve sonuç olarak beğendim.

Kitap, 1930’ların Alabama’sında geçiyor. 9 yaşındaki bir kız çocuğu olan Scout’un ağzından anlatılan roman, daha sade ve anlaşılır bir hale bürünüyor. Scout’un abisi Jem, yakın arkadaşı Dill ve avukat babaları Atticus’un çerçevesinde oluşan bir hikaye...
Bülbülü Öldürmek salt ırkçılık üzerinden yorumlanan bir kitap olarak düşünül-memeli; yaşanan bunca trajik olaylara karşı “kapalı ve kör olan” insanların sıradanlaşmasını; “Önyargılı” olmadığını düşünen kitlelerin içten içe bu önyargıyı benimsemelerinin nahoşluğunu düşündürtmeli…

İki bölümden oluşuyor kitap. Birinci Bölümde olayları ağzından dinlediğimiz minik Scout ve Jem’in Dill ile tanışıp birlikte geçirdikleri yaz tatili ve sonrasında okulların açılmasıyla başlayan süreci kapsıyor. Oldukça sıradan ve büyük beklentiyle başladığım kitabı okumama pişman ettiren bir bölüm olduğunu söylememde fayda var. Yüksek beklentinin en büyük sebebi yorumlanan kitabın dozunda olmayan övgüler olduğu gerçeği ortada. Sanırım kitap incelemelerini artık sınırlı okumaya özen göstereceğim.

Haksız bir tecavüz suçundan dolayı yargılanan bir zenci olan Tom Robinson’ı savunan Jem ve Scout’un avukat babası Atticus’un yaşadıkları olaylar ve bunu çocuklara yansıtma şekli, kitabın çözümlenmesi için ana taşlardan.
Atticus gerçekten çok sağlam ve güçlü bir karakter. Haksızlığa karşı başını eğmeyen, önyargıları benimsemeyen, insanları olduğu gibi kabul eden, empati yapmayı ödev sayan, çocuklarına bunları aşılamaya çalışan, mesleğine ve hayatına pozitif, sabırlı ve kararlı müthiş bir karakter. Romanda beni en çok etkileyen kişi Atticus’tu kesinlikle.

Beni en çok düşündürten şeylerden biri Önyargı oldu. İnsanların peşin hüküm vermeleri. Benmerkezcilik. Sürü psikolojisi. İnsanları yargılamak…

İnkar ederiz ama sürü psikolojisinin içerisindeyiz. Siyahi olmasından dolayı mahkeme tarafından tecavüz suçuyla yargılanan Tom Robinson’ı ezen kitlelerin parçalarıyız, farklı renklerde ve farklı tonlarda olarak. Kendi kendimizin düşündüğü söylenebilir mi? Başkaları gibi düşünüyoruz. Bir topluluğun kabul etmediği görüş, bizim kabul etmediğimiz bir görüş ise, derhal bizim görüşümüzün yerini çoktan almıştır bile. Bu kendine güvensizlikten ileri gelmiyor. Başkalarının ortaya attığı beyin fırtınası ürünü olan fikirleri kendi süzgecimizden geçirmemekten ileri geliyor. Şöyle bakıyoruz: Fikri ortaya atananın konumu, mesleği, varlıkları vs vs. Bu bizim irademizin önüne geçmemeli. Önüne geçtiği takdirde Önyargılar, değişmez devinimler ve benmerkezcilik bizi kendi meskenimiz içerisinde boğmaya devam edecek ve ırkçılıkla benzer nitelikli kötülüklerle yüz yüze gelmeye devam edeceğiz. Bir kitap, böylesine bir kitap bu gibi şeyleri düşündürtmeli, düşündürmek için vesile oluyor da.

Atticus’a hayran kaldığımı söylemiştim. Mesela kasabanın yargıcı, tecavüz suçuyla yargılanacak olan Tom Robinson’un avukatı olmasını istediğinde onu reddetmiyor. Bütün kasabanın kendisine ve ailesine cephe alacağını bilmesine rağmen bunu kabul ediyor. Hatta çocuklarının kasabalıların etkisinde kalmasından, korkmasına rağmen ilkelerine sahip çıkarak bu davayı almayı kabul ediyor.

Atticus Finch, unuttuğumuz, en temel insan hakları kuralını hatırlatıyor bizlere; Renkleri, dilleri, dinleri, cinsiyetleri, cinsel yönelimleri, ırkları ne olursa olsun bir insanı diğer bir insandan üstün kılacak hiç bir neden yoktur.

Olayları ve hayatı küçük bir çocuğun bakış açısından görmek, “büyük”lerin algısındaki kusurları daha net fark etmemize yarıyor. Çünkü bir çocuğun gözünden baktığınızda olayları daha saf, temiz ve içten pazarlıksız görürsünüz. Daha çözülebilir hale gelir her şey. Scout. Küçük bir çocuk, romanı daha anlaşılabilir, çözümlenmesi kolay kılıyor.

Basit olanı düşünmek her zaman zordur derler; bunun yanında çocuk saflığında temiz olmak da zor zanaat. Basit olan şeyler ne kadar zor oluyor bazen. Öyle ki zor olanı yapmak için sarf edilen çabadan bile bazen daha büyük olabiliyor. Aslında her şey çok basit, evet gerçekten basit, birey veya toplum olarak zoru seçen bizleriz.

Kitapta dikkatimi çeken güzel bir pasajı anımsıyorum.
Mahkeme salonunda Tom Robinson'un konuşma tavrının kötü olmasından sıkılarak dışarı çıkar Dill, hiç kimsenin bir başkası ile bu şekilde konuşmaya hakkı olmadığını bilmektedir. Karşılaştıkları Bay Raymond Şunları der:

"Hissizleşme’ye başladığımı üzülerek fark ettim. Artık bir savaşta anlamsızca hayatını yitiren bir insan için samimi olarak eskisi kadar üzülemiyorum."

"Ölüm" kelimesini duyunca insan irkilir, ailesi gelir aklına, sevdikleri, değer verdiği en yakınındaki kişiler film şeridi gibi geçer önünden. Geçerdi, artık öyle de olmuyor Canetti'nin ölümü yok saymayışı gibi değil bu, başka bir şey. Hissizleşmek. İnsanın başına bir kötülük geldiği zaman mı hislerinin alevlenmesi gerekiyor. Benmerkezciliğinden bahsetmiştim. Çağımızı saran büyük hastalık.
Hissedebilmek ve duyumsamak, bizi hissizleştirmeden; başımıza gelmeden gerçekleştirilmeli, bizi duygularımızın kontrolü altına almalı. Tıpkı Atticus gibi. Bencillikten sıyırılıp, Empati yapmak çemberimizde olmalı... Yaşanan acılara, adeletsizliklere, eliyle olmasa bile diliyle, diliyle olmasa kalbiyle karşı koyabilmeli...
Körelmenin nasıl yüz tuttuğunu kendimde hissettim son sayfayı çevirirken. Bir kitap bazı şeyleri, unutulan birtakım şeyleri hatırlatmalı...
355 syf.
·7 günde·10/10 puan
NOT : Irkçıların okuması yasaktır.

#notoracism


Son zamanlarda okuduğum en keyifli romanlardan biriydi. Yetişkinlerin karıştığı her şey çocukların özgürlüğüne engel oluyor, bunu bir kez de bu romanda gördüm. Harika bir çocukluk döneminden, kasabanın sakinliğinden bahsederek başlayan bu Kitabımız, daha sonra beyaz-siyah ayrımı ile devam etmiştir. Kitap karakterleri harikaydı. Özellikle Atticus karakteri gibi olmayı hep istemişimdir eminim ki okuyacak olanlar da bu isteğime katılacaktır. Siyahi bir adam olan Tom Robinson'a komplo kurulmuş ve mahkeme kararıyla suçlu bulunmuştur. Aslında burada verilen mesaj Amerikan rüyasının durma noktasıydı. Günümüzde de olduğu gibi eskiden de siyahi insanlara verilen değer daha az. Ve bu kitap bunu çok güzel bir dille eleştiriyor. Ayrıca Hitler de bu kitapta nasibini alanlardan. Kullanılan dil akıcıydı ve okurken hep bir merakta bırakmayı başarmış yazarımız. Ayrıca sevimli bulunabilecek çocukça düşünceler de okurken içinizi ısıtabilir :)

Bülbülü öldürmek günahtır...


Okumanızı tavsiye ederim
355 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10 puan
En saf duyguları paylaştığımız, kötülük nedir bilmediğimiz zamanlardı çocukluk yılları. Riyasız, çıkarsız, zararsız dostluklar kurduğumuz... Aynı mahallenin sokaklarında koşturup saatlerce oyunlar oynardık. O fakirmiş bu esmermiş ne ehemmiyeti vardı ki? Önemli olan aynı duyguları paylaşmamız, birlikte eğlenmemiz değil miydi.
Büyüdük çok şey değişti hayatımızda, mal mülk, mevki kazandık fakat en önemli değerimizi, insanlığımızı kaybettik. O çocuk kadar olamadık... O siyah bu beyaz, o Arap bu Türk, o çerkes, bu kürt, şu laz, o sağcı bu solcu, o alevi bu sünni, o müslüman bu ateist diye diye ayrıştırdık insanları. Ve bunu büyük bir zevkle yaptık.

Irkçılığın, eşitsizliğinin öyküsü bu. Özgürlük, eşitsizlik, ayrımcılık bir çocuğun gözünden anlatılıyor. Sarah Finch, "ey insanoğlu neyine güveniyorsun, kendine gel!" diyor adeta. Yaşı küçük olmasına rağmen öyle dersler veriyor ki bize, görmediğimiz, görmezden geldiğimiz ne varsa tokat gibi çarpıyor yüzümüze.

Irk ayrımının fazlaca hissedildiği toplumda avukat Atticus, siyahilere hayvan değeri bile vermeyen toplumun normlarına karşı gelerek bir siyahinin haksız yere ırza geçmek ile suçlandığı davayı alır. Tüm kalabalığa, yuhlamalara rağmen doğru bildiğinden bir an bile vazgeçmiyor avukat. Aslında Atticus yalnızca yapması gerekeni yaptı fakat bize yabancı gelmeye başlayan bu değerler yüzünden onu yücelttik, kahramanlaştırdık... Yazarımız bu olay üzerinden hem bireysel hem de toplumsal olarak kaybetmenin eşiğine geldiğimiz doğrularımızı hatırlatıyor bize. Ve Sarah Finch... Erkeklerin içerisinde büyüyen, zevkleri ve hareketleri zamanla rol model olarak belirlediği abisiyle babasına benzeyen bir çocuk. Çevresinin onu sürekli, toplumun çizdiği kalıplar içerisine sokmaya çalıştığını görüyoruz. Bu ikilemin arasında sıkışan ve bocalayan bir karakterden bahsediyor yazar.

Harper Lee sade fakat etkileyici dili ve analizleriyle çok güzel bir kitap ortaya koymuş. Olumsuz yorumlar sebebiyle sürekli ertelediğim, geçen hafta okuduğum değerli bir inceleme üzerine vaktinin geldiğini hissettiğim kitap. İyiki de başlamışım. İlk yarısının bana oldukça sıradan geldiğini söyleyebilirim fakat sonrasında güzelleşti. Bana kendimi sorgulattı. Bu kitap umudun kitabı... Özeleştiri yaptıran, önyargılarımızı ortaya seren şahane bir kitap. Okurken defalarca tespitin doğruluğuna karşı defans mekanizması geliştirdim. Fakat biliyorum ki savaş eskisi kadar üzmüyor artık beni. Haberler o kadar da etkilemiyor. Vicdanımızı rahatlatmak için için haklı gerekçeler dahi sunabiliyoruz artık. Hissizleşiyoruz her geçen gün. Ve en kötüsü de buna alışıyoruz...
355 syf.
·3 günde·7/10 puan
Yalnızlığımla başbaşa kalıp efkar dağıtmak için şehir merkezinde bir meyhaneye girip kafa dinlemek ve biraz demlenmek istediğim bir akşamdı. Mekana girer girmez içeridekilerin elli, altmış yaş üzeri efkarlı abilerle dolu olduğunu ve ortamın sükunetini görünce içim huzur dolmuştu. Derken oturdum ve aslan sütümü sipariş ettim. Daha ilk yudumumu almadan elinde tamburu olan bir amca başladı tıngırdatmaya. Müzik kulağım iyi olduğundan amca daha tamburun teline dokunur dokunmaz şarkının 'boş çerçeve" olduğunu anladım. Kadehler kalktı, ortam hüzün-neşe karışımı enteresan bir hal aldı ve şarkı başladı;

Bırakma ellerimi
Bırakma yalnız beni
Son defa seyredeyim
O yaşlı gözlerini
Son defa seyredeyim
O yaşlı gözlerini

Buraya kadar herkes can kulağı ile sessiz sedasız muhabbetini bile kesip şarkıyı dinlerken nakarat bölümü ile içerisi stadyuma döndü ve o ihtiyar abiler amcalar hep bir ağızdan eşlik ettiler;

Artık bülbül ötmüyor
Gül dolu penceremde
Yalnız hatıran kaldı, ah
Boş kalan çerçevede

Birinci dublem bitmek üzereydi ki bir kahkaha patlattım. Hayır, bu sefer meyhanede belamı aramıyordum, istemsiz bir gülme krizine yakalanmıştım ve benim krizime bazı abiler de eşlik etmişti. Şarkı bittiğinde tamburcu abi yüksek sesle ve gülümseyerek " hayırdır evlat söyle biz de gülelim" dedi. "Valla bülbülün ötmediğini bu kadar belli etmeyeydiler iyiydi" dedim ve o sessiz sakin yer kahkaha sesleriyle inledi. Gittiğim yeri bir şekilde dağıtmak benim kaderim! Hesabımı ödemek için yarışan ve masalarında ikramda bulunan bütün abilerime teşekkür ederim tekrar.

Ben bu kitaba neden böyle bir anıyla başladım ki? Nedeni yok, canım istedi ve başladım. Kitaba gelince; bu kitap tam iki senedir benim okuma listemde olan ve çok merak ettiğim bir kitaptı. Merak etme nedenimin de bir anısı var ama o normal bir anı. Bir akşam evde Kim Milyoner Olmak İster adlı yarışma programını izlerken kitabın yazarının doğru cevap olduğu bir soru çıktı. "Hangi yazar kitap yazmaya başladığı sırada arkadaşları tarafından işi bıraktırılmış ve kitabı yazdığı iki sene boyunca yazara maddi olarak imkan sağlanmıştır" Arkadaşlara gel be! Evet, Harper LEE kitabı yazmaya başladığı zaman arkadaşlarına kitaptan bahsetmiş ve arkadaşları da sen yeter ki yaz, ona konsantre ol, işi gücü bırak, biz sana bakarız demişler. Zaten kitap yazarın yazdığı ilk ve son kitap. Artık nasıl iğrenç bir kitap yazdıysa bir daha yazamamış. Arkadaşları da "senin yapacağın işi! senin yazacağın kitabı!" diyerek sövmüş ve iki senelik maddi manevi haklarını helal etmemişler. Şaka şaka :)

Irkçılık, önyargı ve zulmün çocuk karakterler üzerinden anlatıldığı otuz bir bölümlük kitap ilk on beş bölüme kadar süründüre süründüre ilerledi. İki sene boyunca bu kitabı mı merak ettim ben diye düşünürken neyse ki sonralardan toparlandı ama gene de haddinden fazla uzatılmış, çocukların okul, oyun ve hayal dünyalarıyla çok çok lüzumsuz uzatılmış bölümler vardı. Çok muhteşem bir roman olmamakla beraber kötü de değil ama benim arkadaşlarım iki sene boyunca "sen işi gücü bırak, biz sana bakarız. Sen sadece yaz deseler" özene bezene ve o kadar da fazla uzatmadan direkt roman içindeki temalara yoğunlaşır, ortaya daha güzel bir şeyler çıkarabilirdim. Doksan yaşına kadar da sadece iki kitap yazan yazarın çok da büyütülecek bir tarzı yok. Beklentiyi az tutun ki, benim gibi hayal kırıklıklarınızı nasıl alçıya alacağınızı düşünmeyin. Ah bu ben! İyi okumalar.
357 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10 puan
"Atticus bana sıfatları kaldırırsan geriye gerçekler kalır demişti."
Siyah insan, beyaz insan, zengin insan, fakir insan, şu insan bu insan... Uzar gider bu sıfatlarımız. Peki kaldıralım sıfatları, geriye kalan gerçek "insan". İnsanları renk/dil/din gibi özellikleri ile ayırmak kadar boş bir çaba yoktur. İnsanları insan olarak kabullenseydik belki de insan gibi yaşayabilirdik.

Biraz yazardan bahsedeyim; yazarımız Harper Lee. 28 Nisan 1926, ABD/Alabama doğumlu. Hayatı boyunca birçok hikâye yazan yazar, 1960 yılında da "Bülbülü Öldürmek" romanını çıkardı. Roman aynı yıl yoğun ilgi gördü ve ertesi sene, 1961 yılında yazara, Pulitzer Edebiyat Ödülü'nü kazandırdı. 1962 yılında kitabın, sinemaya uyarlanan filmi çıkartıldı ve Oscar ödülüne sahip oldu. Hâlâ da sevilen ve çok okunan romanın yazarı, Harper Lee, 89 yaşında hayatını kaybetti.

Kitabın ana konusu, verilmek istenen mesaj şöyle; insanları önyargı ile yargılamamalıyız, ayrımcılık/ırkçılık yapmamalıyız ve herkese eşit adalet uygulamalıyız.
Spoiler vermeden kısaca hikâyeyi anlatayım biraz da; yazar kendi çocukluğunda başından geçen bir olayı, avukat olan babasının siyahî bir insanı savunurken ne kadar zorlandığını, dönem ABD'sinin siyah insanlara ne kadar aşağılayıcı baktığını ve insanların bazı insanları, insan yerine koy(a)madığını anlatmış. Bir çocuğun gözünden insan ayrımcılığına değinmiş. Cümleler o kadar samimi, o kadar içten ve o kadar güzel ki, insan okurken aynı zamanda olayı yaşıyor hissi uyandırmış.

Hikâyede bulunan başlıca karakterlerimiz;
Scout Finch; Yazarımız Harper Lee.
Jem; Scout'un abisi. Büyürken başından geçen evreleri, ona büyüklük taslamasından bahsetmiş.
Dill; Scout'un en yakın arkadaşı. Zor bir çocukluk geçiriyor ama pozitif ve mutlu bir insan.
Atticus; Scout'un babası. Kasabanın en başarılı ve tanınan avukatı. Haksız yere suçlu diye itham edilen siyahî adamı savunuyor ve çok zorlanıyor. Çok okuyan, çocukları ile ilgilenen ve her sorunu çözen bir baba.
Call(Calpurnia); Evin hizmetçisi. Çocukların ablası kadar yakın.
T. Robinson; İşlemediği bir suç yüzünden yargılanan siyahî.

Okurken gözlerim doldu bu kitabı. Emin olun o kadar beğeneceksiniz ki, okudukça bir daha okumak isteyeceksiniz. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum bu harika kitabı...
355 syf.
Sürekli okuma listelerinde gördüğüm ve merak edip okuduğum "Bülbülü öldürmek" kitabını nihayet bitirdim. Ne yalan söyleyeyim kitap beklentimi karşılamadı. Vasatın biraz üzerinde gibi geldi bana. Öyle liste başlarını dolduracak bir kitap değil tabiki de.
Bestseller olmasında Amerikalıların günah çıkarma anlayışının önemi var sanırım.
Kitap küçük bir kız çocuğunun etrafında gelişenleri anlama çabasıyla ilerliyor. Lakin küçük kızın bakış açısıyla okuduğumuz kitapta ilginç bir şekilde Barok tarzı mimari ve Viktoria tarzı pencere gibi pek çok teknik terim geçiyor. Burası da bana ilginç geldi doğrusu.
Kitap klasik bir Amerikan romanı. Zencilerin daima haksız oldukları gibi Amerika'ya özgü ilginç sınıfsal çatışmalardan bahsediliyor.
Amerika'nın nasıl oluştuğunu anladığımız zaman bütün bu sınıf çatışmalarını da sanırım anlamış oluruz. Barbar, bencil ve aç gözlü Avrupalıların para hırsı ile bir kıtada yaşayan yerel halkı yok edip kurdukları düzende elbette sıkıntılar olacaktır. Bir beyazın bir siyahın avukatı olması onu savunmuş olması sıradan bir şey. Bunun için günah çıkartıyorlar demiştim. Amerika kıtası Avrupalılar tarafından istila edilince yerli halk Avrupa'dan gelenler ile bulaşan veba yüzünden çoğu öldüğü için. Afrika gibi ülkelerden işçi olarak çalıştırmak için köle ticareti başlıyor. Siyahlar Amerika ya bu şekilde gelmeye başlıyor. Yani köle olarak. Bu tür kitapların bilinç altında bunlar var. Yazık yüzyıl geçmiş. Amerika hala köleliği kaldırmaya çalışıyor.Kitap da baştan sona kitabı abarttıkları şeyi aradım ama bulamadım.
Kitapla ilgili çok fazla övücü şeyler duymasam bu incelemeyi bile yazmazdım.
355 syf.
·10/10 puan
Merhabalar Harper Lee’nin iki kitabından biri olan Bülbülü Öldürmek 1960 ABD’si Döneminin atmosferini özellikle de çocukların duygularını ve tepkilerini çok iyi dile getirmiş yazar.Kitap Scout adlı başkahramanımızın, abisi Jem, yakın arkadaşları Dill ve Atticus’un öykülerini içermekte. Kitap konu olarak ırkçılık, adalet, özgürlük, eşitlik, cinsiyet, ayrımcılık, büyümek ve ergenlik gibi hassas konuları çok sade ve anlaşılır bir dille anlatmış.Kitapta yer yer mizahi olmasına rağmen yazar düşündürücü şekilde harmanlamış.Ölmeden önce okumanız gereken şaheserlerden
355 syf.
·20 günde·Beğendi
Küçük bir çocuksanız hayatınızın en masum dönemindesiniz demektir. Çünkü insanları sadece insan oldukları için yargilamadan kabul edebilirsiniz. En adil olduguz zamandır çocukluk. Hatta canavar diye nitelendirebildiginiz birine Merhaba öcü diyebilecek ve onun elini tutabikecek kadar masum olabirsiniz. Adalet kavramını gerçekten öğrenmek isteyenlerin mutlaka okuması gereken küçük bir çocuğun ağzından yazılmış büyük bir kitap.
355 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
Doğduğumuz andan başlayıp son nefesimize kadar bizimle birlikte olacak olan ve asla değiştiremeyeceğimiz şeyler vardır. Basit bir örnekle başlayacak olursak göz rengimiz (tabii sonradan yapay yollarla yapılan değişiklikleri işin içine katmıyorum). Mavi gözlü, ela, yeşil veya kahverengi gözlü olmak bizlerin elinde değil, tıpkı ten rengimizin nasıl olacağı bizlerin elinde olmadığı gibi. Diğer canlılara olan üstünlüğünü akıl bağlamında açıklayan insanoğlu tarihin en eski dönemlerinden beri aynı problemlerle uğraşıyor: savaşlar, yoksulluk, açlık vesaire. Peki aklı ile övünen insan ne yapıyor? Bu sorunları ortadan kaldırmaya çalışmıyor, aksine ateşe biraz daha odun atıyor. Hattâ bu kitabın da ana unsurunu oluşturan bireyin ten rengine takıyor. Aklıyla övünen insana sormak lazım, bir insanın açık ya da koyu renk bir cilde sahip olmasının birinin diğerinden üstünlüğü ile ne gibi mantıklı bir bağlantısı olabilir? Medenileşmek diyoruz, gerçekten var mı böyle bir şey? Bana sorarsanız yok. On yıllar önce siyahi bir çocuğu kafese kapatıp beyazlara izleten zihniyet değişmedi sadece çağın getirilerine uygun bir biçimde evrildi. Özellikle futbol maçları öncesi yapılan seremonilerde beyaz futbolcunun siyahi futbolcuya elini vermemesi ya da siyah bir futbolcuya tribünden muz göstermek eylemlerine evrildi. Hâlâ bu zihin yapısına sahip milyonlarca insan var, bizim insan olmamız nedeniyle onlar adına utandığımız milyonlarca insan...

Bülbülü Öldürmek özellikle son yıllarda bir hayli okunan ve raflarda öncesine nazaran çok daha fazla görülen bir kitaptı. Yorumları da kitabı daha çok merak etmeme neden olmuştu. Bu gibi sebeplerle kitabı okuma kararı aldım ve umduğum tadı aldım açıkçası. 1900'lü yılların ilk yarısında Maycomb isimli bir kasabada avukat babası Atticus ve ağabeyi Jem ile yaşayan küçük bir kız çocuğu olan Scout'ın gözünden dünyayı görüyoruz. Adalet, sevgi, saygı eşitlik kavramlarını onun gözünden irdeliyoruz. Bülbülü Öldürmek genel itibariyle Finch ailesinin yaşadıklarına yer veriyorsa da ana olayımızın baba Atticus Finch'in kasabada yaşayan siyahi bir adam olan Tom Robinson'un avukatlığını üstlenmesi olduğunu söylemek gerekir. Beyaz bir kadına tecavüz ettiği iddiasıyla yargı önüne çıkarılan bu siyahi adamın duruşmasının görüldüğü bölümler kitabın en etkileyici kısımları zaten.

Bülbülü Öldürmek'te ana karakterimiz yaşı küçük kendi büyük Scout diyebiliriz. Zaman zaman küçük, babasına muhtaç bir kız çocuğu, zaman zaman büyümüş de küçülmüş mantık abidesi bir genç kadın. Henüz okula gitmeden babası vasıtasıyla okuma yazma öğrenen, ağabeyi ve komşularının yeğeni Dill ile oynamayı kızlarla oynamaya tercih eden, halası tarafından sürekli "bir hanımefendi gibi davran" tarzında cümlelere maruz bırakılan Scout. Açıkçası bu karakteri inanılmaz sevdim ve kendimle Scout arasında bir bağ kurdum. Babası siyahi bir adamı savunuyor diye okulda çeşitli hakaretlerle karşı karşıya kalan Scout'ın kocaman kalbi beni zaman zaman duygulandırdı, küçük yumruğu ise kahkaha attırdı. :) Scout ve Jem'in babaları Atticus Finch'in çocuklarıyla olan diyaloğu da dikkat çekiciydi. Atticus Finch genel itibariyle çocuklarına insan sevgisi, adalet, saygı gibi kavramları aktarmaya çalışan bir karakter profilindeydi. Zaten paylaştığım alıntıların büyük çoğunluğunu da onun sözleri oluşturuyor.

Bülbülü Öldürmek insan olmaya, topluma dair birçok mesaj barındırıyor içinde. Dolaylı veya doğrudan verilen bu mesajları paragraflar arasından çok rahat alıp üstünde düşünebilirsiniz. Henüz küçük yaşına rağmen haksızlık duygusunun ağırlığını üstünde hissetmeye başlayan Scout'ın içinde bulunduğu duygu-düşünce durumunu okuyup etkilenmemek imkansız gibi görünüyor. Kitabın giriş kısmı ve iç sayfalarında zaman zaman çabuk bitsin bu kısımlar diyebileceğiniz bölümler olabilir ama özellikle giriş sizi kesinlikle yanıltmasın. Bu kadar beğenilen özellikle klasik olarak nitelendirilen kitapları eleştirmekten kaçınmayan (örneğin Zweig kitapları :D) ben bile ciddi anlamda eleştirilecek bir şey bulamıyorum. Karakterler, olaylar, dolandırılmadan açık bir şekilde, sade bir dille verilen mesajlarla kitap gayet güzel okunup bitiyor. Bülbülü Öldürmek'i ben çok sevdim, henüz okumamış olanlara gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar.
-Onun içindir ki, yıpratmayın kendinizi..

İnsanlar genelde neyi görmek istiyorlarsa onu görür,
neyi duymak istiyorlarsa onu duyar..
Bazı insanlar yaşam tarzımdan hoşlanmıyor. E ben de cehenneme kadar yolunuz var diyebilirim. Hoşlanıp hoşlanmamanız umrumda değil.
"Tutuklanmaktan mı korktun, yaptığın şeyi kabullenmek zorunda kalmaktan mı?"
"Hayır efem, yapmadığım şeyi kabullenmek zorunda kalmaktan."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
To Kill a Mockingbird
Alt başlık:
To Kill a Mockingbird #1
Baskı tarihi:
11 Ekim 1988
Sayfa sayısı:
376
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780446310789
Orijinal adı:
To Kill A Mockingbird
Dil:
İngilizce
Yayınevi:
Grand Central Publishing
The unforgettable novel of a childhood in a sleepy Southern town and the crisis of conscience that rocked it, To Kill A Mockingbird became both an instant bestseller and a critical success when it was first published in 1960. It went on to win the Pulitzer Prize in 1961 and was later made into an Academy Award-winning film, also a classic.

Compassionate, dramatic, and deeply moving, To Kill A Mockingbird takes readers to the roots of human behavior - to innocence and experience, kindness and cruelty, love and hatred, humor and pathos. Now with over 18 million copies in print and translated into forty languages, this regional story by a young Alabama woman claims universal appeal. Harper Lee always considered her book to be a simple love story. Today it is regarded as a masterpiece of American literature.

Kitabı okuyanlar 38,8bin okur

  • Yakub Yıldız
  • Elif Hatice İlkkurşun
  • ece cngz
  • Galatasaray lı melih
  • Berrak Derya
  • Serra Kuris
  • Dila
  • Aleyna Kılıç
  • Aslı
  • Htcbo

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%4
13-17 Yaş
%4
18-24 Yaş
%28
25-34 Yaş
%44
35-44 Yaş
%8
45-54 Yaş
%12
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%70.1
Erkek
%29.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (11)
9
%0 (4)
8
%0.1 (8)
7
%0 (2)
6
%0 (3)
5
%0
4
%0 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları