Bazen öyle cümlelerle karşılaşırsınız ki, ömrünüzde çok çok önemli birtakım hususlara cevaben Allah tarafından yazdırılmıştır. Elhamdülillah.
O kadar güzel, o kadar yüreği ferahlatıp aydınlatıcı ki.. Allah Bediüzzaman Said Nursi'den razı olsun, bu güzel risaleyi neşrettiği için. Hem (tabii öncelikle) nefsimize hem de hayatta husumetine uğradığımız kimselere bir seslenişle uhuvveti öğütlüyor. Müslüman birinin kalbinde, başka bir müslümana karşı kin ve adavet olmasının, yahut bir tek hatasına bakaraktan iman ve ibadet gibi birçok hasenatını bütün bütün görmezden gelerek, ufak bir seyyieyi, dağ gibi hasenata tercih etmesinin, onun imanını zedeleyeceğini söylüyor. Ve böyle bir insanı, bir sinek vızıltısını bahane ederek ağlayan bir çocuğa benzetiyor.
Bilir misiniz bilmem.. "Affede affede, affa lâyık olmak" diye tertib-i kelam vardır.. Yeri gelmişken, ilgili hadis-i şerifi de hatırlamakta fayda var:
"Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semâda bulunanlar da size rahmet etsinler. Rahim (akrabalık bağı) Rahmân'dan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla (rahmet bağı) kurar, kim de koparırsa, Allah da ondan (rahmet bağını) koparır." (Ebû Dâvûd, Edeb 58; Tirmizî, Birr 16)
Biz biliyoruz ve ömrümüzde görüyoruz ki, hayatımızda kime adavet etsek, kimi hatasından dolayı affetmesek, kalbimizde ona karşı giderek büyüyen bir kin gütsek, o adavet ve husumet bizim Allah'a giden yolda ayaklarımızı yavaşlatıyor hatta ve hatta çok olursa da bu sefer bizi tökezletiyor.. düşürüyor.. Affetmediğimiz nen varsa, omuzlarımıza hep bir yük oluyor.. Ve hatta yeri geliyor ki kime husumet besleyip adavet ettiysek, bir Adalet-i İlahî, başka bir kul vasıtasıyla bize o geçmiş husumeti hatırlatırcasına karşımıza çıkıyor. Ve biz