·
Okunma
·
Beğeni
·
15,9bin
Gösterim
Adı:
Walden - Ormanda Yaşam
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
360
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058057074
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Zeplin Kitap
Sivil itaatsizlik anlayışının öncülerinden sayılan Amerikalı yazar, filozof ve şair Walden Gölü kıyısında, şehirden ve modern hayattan kopuk bir biçimde geçirdiği yıllara ait deneyimlerini okurlarıyla paylaşırken sosyal ve ekonomik hayata dair, bugün için bile marjinal sayılabilecek fikirlerini öne sürmekten geri durmuyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin henüz emekleme çağında olduğu bir dönemde, sanki insanların hırslarının ve ihtiraslarının varabileceği noktayı o günde görmüşçesine, yalnızca doğanın nimetlerinden ve kişinin kendi emeğinden faydalanarak yaşayacağı bir dünya düzeni tasarlayan Thoreau aynı zamanda tasarladığı düzenin ilk uygulayıcısı. İflah olmaz bir münzevi olan Thoreau ile Walden Gölü kıyısında geçireceğiniz saatler düşünce dünyanızda yepyeni kapılar açacak.
302 syf.
·Beğendi
"İnsan vazgeçebildiği eşya oranında zengindir" diyen Thoreau'nun sözüne göre aslında ne kadar da fakiriz değil mi?
Öncelikle biraz Thoreau'dan bahsedelim, çünkü bu adam hakkında iki kelam etmeden kitaptan bahsetmek oldukça anlamsız olur. Sonuçta Gandhi'yi Martin Luther King'i, Tolstoy'u, Proust'u ve daha yazarsam bitmeye niyeti olmayan bir sürü ismi derinden etkilemek sadece böyle bir adamın yapabileceği bir şey. 1800'lü yılların ortalarında köleliğe karşı çıkmak, devletin kalkınma politikalarını eleştirmek gibi kötü(!) huyları olsa da bizce mazur görülebilir. Bu kadar kişiyi etkilediği felsefesinin temeli de sivil itaatsizlik makalesine dayanmakta. (Benim okuduğum basımda kitabın sonuna iliştirilmişti)
Dünyadaki güzel keşiflerin, icatların çoğunun ya kötü bir olaydan sonra yada şans eseri olduğunu hepimiz biliyoruz, sivil itaatsizlik makalesi de aynen böyle ortaya çıkmış. Köleliğin desteklenmesi için harcanacağını bildiği vergileri vermeyi reddedince kendini hapiste bulmasıyla zihninde bir şimşek çakmışçasına bu makaleyi yazmaya koyuluyor. Yılların birikimi de var tabii ama farkında olmadan beklediği kıvılcım gelmiştir sonunda.

Biraz da kitaba değinmek gerekirse isminden ne anlattığını az çok anlamışsınızdır ammavelakin işin felsefesi çok çok daha ötedir. Thoreau amcamız insan yaşayışının çoğu yerine değinir ve mantıksız davranışlarımızı gözler önüne serer bu kitapta. Bir bakarsınız moda tutkunlarını eleştirir,kullandığı örnek de tam altı çizilesidir: "Londra'daki baş maymun bir şapka geçirir kafasına, diğer maymunlar da peşinden onu izler" Bir de bakmışsınız neden ihtiyacımız olmayan onca şeyi satın alır kendimizi boş yere mutsuzluğa sürükleriz, mutluluğu ararken elimizdekini de böylece neden kaybederiz diye sorar kendince. Bunları sohbet havası vererek yapar ama siz anlarsınız size sorduğunu, yanıtınız yoktur yada kendinizi kandırdığınız bir tanesi göz kırpar size. Büyük bir 'Fight club sever' olarak nasıl oradaki baş karakterimiz evini yakıp basar gider arkasına bakmadan, Thoreau amcamız da bırakır varını yoğunu(çoluk çocuk derdi de yoktur zaten) Walden gölünün kenarına yerleşir. Kitapta sadece gölü betimlemek için birkaç bölüm ayrılmış ama ben betimlemelerden hazetmediğim için hızlı geçmiş olabilirim <çaktırmayın ;) >. Naturalizm akımının büyük bir temsilcisi olarak göle öyle bir bakar ki sanki cennetten bir parça tarif eder. Gidip baksak 'normal göl işte' deriz ama biz mecnun olmadıktan sonra Leyla da güzel değildir ki zaten.
Çoğumuzun içinde olan alıp başını gitmek hayalini bu zat-ı muhterem bizden 2 yüzyıl önce bizim yerimize gerçekleştirmiştir. Bizimki laftadır sadece, nasıl olacak ki şimdi her şeyi bırakıp? diye düşünürüz ama kadim felsefenin öngörüsüne göre "Yerin dibini boylamadan arşın üstüne yükselemezsin."

Kitabı okurken siz de küçük şirin kulübesindeki bu adamı izler, bazı düşüncelerine konuk olursunuz. Ayrıca okuduğundan çabuk etkilenen biriyseniz dikkatli olun yoksa bir bakmışsınız tası tarağı toplamış gidiyorsunuz.

Kitapla tanışmam İnto the Wild(yabana doğru diye çevirmişler) filmi sayesinde oldu, iyiki de olmuş. Yoksa bu oturgaçlı düşüngeç Büyük natüralist Thoreau'dan bihaber olacaktım. İyi okumalar :)
302 syf.
·23 günde·Beğendi·9/10
Trakya’ da Kırklareli’nin 58 Km. kuzeydoğusunda Demirköy İlçesi Sarpdere Köyü yakınlarında yeşilin her tonunu görebileceğiniz bir ormanın içinde, ikinci Jeolojik zamanda (Günümüzden 180 milyon yıl önce) oluşmuş bir mağara vardır. DUPNİSA.
2003 yılında turizme açıldı o mağara. Daha önce mağara gezenler varsa bilirler. Milyonlarca yılda damla damla oluşan o mağaraların içine yürüme yolları adı altında beton merdivenler yapılır. Belli aralıklarla insanoğlu rahat görebilsin diye de ışıklandırılır. Hatta kendi kendimize uydurup şans getirsin diye içini bozuk paralarla doldurduğumuz küçük havuzcuklar oluştururuz içinde. Zavallı insanoğlu…
İşte o Dupnisa mağarasını turizme açılmadan önce 1990 lı yılların sonunda el değmemiş haliyle gezme şansına erişmiştim rehber eşliğinde. Sessiz olup mümkünse hiç konuşmadan, gerekmedikçe el fenerlerini açmadan, karanlıkta tek sıra halinde el ele yürümemiz, belirli bölgelere geldikçe rehberlerin el fenerlerini açıp mağara hakkında bilgiler vereceklerini söylediler bizler. Kabus gibi gelmişti başlangıçta. Ama kabus falan değil gerçeğin ve doğanın ta kendisiymiş yaşayacaklarımız.
Yer yer el fenerleri açıldı, tanıtımlar yapıldı. Özellikle bir bölgeye geldiğimizde el fenerlerimizi açmamız söylendi. Açtığımızda gördüğümüz manzara harikaydı. Binlerce yılda oluşan bir mağaranın içinde doğal bir yaşam vardı. Buz gibi su, sarkıt, dikit ve yarasalar. O manzaranın içinde eğreti duran sadece biz insanlardık. Rehberimiz bir dakika süre ile hepimizin el fenerlerimizi kapatmamızı ve konuşmadan sadece mağarayı dinlememizi istedi bizden. Dediğini yaptık. Karanlığın en koyu halinde görme duyumuzu kullanmadan, sessizliğin sesini, mağaranın özünü gördük biz.. İ-na-nıl-maz-dı.
Tüm yaşantım boyunca doğanın bilinen en derin yerlerinden birinde bir dakikalık zaman dilimi, sadece bir dakika. İnsan ömrünün ortalama 70 yıl olduğunu varsayarsak 36.792.000 dakikalık ömürde sadece bir dakika. Ömrümüzün 36.792.000 de biri. Böyle bir tecrübeyi kendi adıma bir daha edinmem mümkün değildi. Yer yer düşmemek için ellerimizle mağaranın duvarlarına tutunmak zorunda kaldık. Yapışkan, ıslak, çamur gibi bir şey bulaştı ellerimize. Ne olduğunu mağaradan çıktığımızda anlayabildik ancak. Yarasa dışkıları kaplamıştı ellerimizi.16 türde yaklaşık 60 bin yarasaya ev sahipliği yapıyormuş Dupnisa.
Şimdi o mağara maalesef karanlık değil artık. Işıklandırmanın yarasalara ve mağaranın oluşumuna etkisi ne kadardır halen tartışılıyor. Ama bildiğim bir şey var ki asla bir daha eskisi gibi olmayacak ve kimse o mağaranın sessizlikteki sesini dinleyip özüne ulaşamayacak..
Kendi adıma doğaya hak ettiği değeri verme savaşımın en derin sebebidir Dupnisa ve o bir dakika. Doğal yaşam ve Başkaldırı kitabını okurken hep gözümün önüne o günün gelmesi de bundandır.
Belki hayatımızın bir döneminde hepimizin aklından geçmiştir. Kaçıp gitsem bir dağ başına ya da bir su kenarına diye. Düşünmüşüzdür de kaçımız gerçekleştirebilmiştir bunu. İşte THOREAU bunu Walden gölünde iki yıl boyunca başarmış ve tecrübelerini de Doğal Yaşam ve Başkaldırı adıyla da kitaplaştırmış.
Peki neden Walden gölü? Emerson en önemli dostlarından biriydi Thoreau’ nun (bazı noktalarda ayrı düşünselerde) ve Emerson’ un Walden gölünün kenarında bir arazisi vardı. Oraya bir kulübe inşa etti Thoreau ve dedi ki ‘’Sizlerin bir yıl için ödediğiniz kira parasına ben ihtiyaçlarımı karşılayacak bir kulübe inşa ettim’’.
lginç bir kişilik Thoreau, sıradan biri değil. Bir felsefenin fikir babası. Thoreau, Emersonla birlikte Transandantalizm’ in öncülerinden. Transandantalizm, 19. Yüzyılda Sanayi devrimine, materyalizme ve kapitalizme tepki olarak doğmuş, doğa ve insanın birlikteliğine, doğanın da bir çeşit din olduğuna inanan, bilinçli ve temel ihtiyaçlarla yaşamanın erdemini savunan bir görüştür. Kendi içimizi dinleyerek erdem ve ahlaka ulaşabiliriz. Bize bunları öğretecek doğadan başka bir güç yoktur. Doğa kendi başına kusursuzdur ve bir ahenk içindedir ve Kapitalizm bu ahengi bozan bir sistemdir. Bizler doğa ile birlikte yürümeyi başarabilirsek eğer, daha üst gerçekliğe ulaşabiliriz. İnancın üstüne, dinin üstüne ulaşmak mümkündür. Eğer doğadan uzaklaşıyorsak zaten tanrıdan da uzaklaşıyoruz demektir.
Son yüzyılda dilimize giren ve her geçen gün savunucularının arttığı ekoloji akımının kurucusudur aslında Thoreau. Fakat Thoreau’ nun Doğal Yaşamı; kapitalizmin ‘’alternatif yaşam olarak doğa’’ şeklinde bizlere sunduğu organik tarım, organik beslenme değil, tam anlamıyla doğanın kendisiyle birlikte yaşamaktır. Evinin yolu üzerinde ölmüş bir yabani atın kokusundan rahatsız olsa da, O’ nu gömmek yerine doğanın kendi iç dinamiklerine bırakıp diğer canlıların beslenmesine katkıda bulunmaktır ya da kedilerin köpeklerin genetiğini değiştirip sonrada hayvan sevgisinden bahsetmek değil de, dağ kedilerinin evinin önünden geçmelerine izin vermektir.
İnsan özü gereği doğduğu anda hürdür. Fakat önce hükümetler sonra da insanların kendi materyalist hırsları onları köle yapar. Oysa gerçek özgürlük insanın kendi ihtiyaçlarını kendisinin karşılamasında yatmaktadır Thoreau’ ya göre.
Tüm bu doğa tutkusu Thoreau’ nun bir romantik olduğunu zannetmemize sebep olsa da durum bunun tam tersidir ve Thoreau bir realisttir . Doğa vardır ve gerçektir. Doğa bizim değil, biz onun bir parçasıyızdır.
1817-1862 yılları arasında yaşamış ve Harvard’ dan mezun olmuş Henry David Thoreau bu diplomasını hiç kullanmamıştır. Diplomaların anlamsızlığı hakkında ki görüşünü en iyi açıklayan anısı da mezun olup törenle diplomasını aldığı gündür. Aldığı diplomanın koyun derisi üzerine basıldığını fark eden Thoreau, ” Keşke her koyun, kendi derisine sahip çıksa! ” diyerek hem diplomanın ne kadar gereksiz olduğunu, hem de bireyleri kurtaran ve gelişimini sağlayan gücün yine kendisi olduğunu vurgulamıştır.
Sevgili Thoreau sakin ve zorunlu ihtiyaçlarını karşılayarak Walden Gölü’ nde ki bu kulübede yaşarken, Amerika Meksika’ ya savaş açmış ve Thoreau bu savaşın altında yatan sebebin köleliği yayma çabaları olduğunu görünce savaş ekonomisi adı altında vatandaştan toplanan 1.5 dolar tutarındaki vergiyi, vergi sistemine muhalet ederek ödemediği için hapse atılmıştır. Kız kardeşi kendisine haber vermeden vergiyi ödeyince de bir gün sonra serbest bırakılmıştır (kız kardeşi ile ilişkilerinin bundan sonra nasıl geliştiği hakkında bir bilgi bulamadım maalesef). İşte Thoreau, en ünlü yapıtı olan ve Tolstoy, Mahatma Gandhi ve Martin Luther King’ e ilham veren Civil Disobedience ( Sivil İtaatsizlik) adlı makalesini bu olay sonucunda kaleme almıştır. Sivil itaatsizlik makalesi başka yayınevleri tarafından da son yıllarda ülkemizde basıldığı gibi bu kitabın sonunda da mevcuttur. Maalesef Say yayınlarından çıkan Sivil İtaatsizlik kitabını okuyunca Kaknüs yayınlarından çıkan Doğal Yaşam ve Başkaldırı kitabının çevirisinde ki ve basımında ki özensizliği görüyorsunuz.
Örneğin;
Kaknüs yayınları çevirisi; Amerikan hükümeti kökü yakın zaman öncesine dayanan bir gelenektir, bozulmadan gelecek nesillere ulaştırılmak istense de her saniye ilkelerinden bir şeyler kaybetmektedir. Bu hükümet tek bir adamın gücü ve canlılığından yoksundur; çünkü tek bir adam onu kendi iradesine göre şekillendirebilir….
Say yayınları çevirisi; Yakın geçmişte oluşturulan Amerikan hükümeti, kendisini gelecek kuşaklara olduğu gibi taşımaya çalışan fakat sürekli olarak ilkelerinden bir şeyler yitiren bir gelenek değil midir? Onda bir kişide bulunan güç ve enerji yoktur, çünkü bir kişi bile onu kendi arzularına göre biçimlendirebilir….
Kitapta sık sık karşımıza çıkan yanlış yerde kullanılan noktalama işaretlerini , ya da ‘’memnun’’ yerine memenun, ‘’gibiyim’’ yerine ‘’gibileyim’’ ya da ‘’öteye’’ yerine ‘’öleye’’ yazılması gibi çoğaltabileceğimiz örneklerin olması basımda ki özensizliği ispatlamakta. Oysa Thoreau felsefi yanının ötesinde İngilizceyi ustalıkla kullanan bir yazardır. Örneğin ‘’ Tatlı Ekim rüzgarı havalanıp, yaprakları hışırdatıp göl yüzeyini dalgalandırınca hiçbir kuş duyulmaz ve görülmezdi’’ ya da ‘’ Dalgalar cömertçe kalkıp öfkeyle kıyıya çarparak, bütün su kuşlarının safında yer alırdı, sporcu avcılar kasabaya dükkanlarına dönüp bu işi yarım bırakmak zorunda kalırdı.’’ gibi usta bir yazarın kaleminden çıkmışçasına etkileyici cümleleri var Thoreau’ nun. Bu nedenle diyorum ki; Ahh ahh, böyle özensiz bir çeviriye feda etmeseydi Kaknüs yayınları bu harika kitabı da, daha çok huzur bularak okusaydık o güzelim Walden Gölü' nü doğanın sesini, başkaldırının asaletini ve doğaya sığınmanın yüceliğini Thoreau’ nun anlatımıyla. Kimi yerlerde Türkçe’ den Türkçe’ ye çeviri yapmak zorunda kalsam da ha-ri-ka bir düşün adamını yakından tanıdım. Her şeye rağmen bu kitapla buluşmamızı sağladığı için bile yayın evine teşekkür etmek gerek diye düşünüyorum.
İçinde Sivil İtaatsizlik makalesinin de olduğu ve Walden Gölü adlı kitabının editörlüğünü yapan Walter Harding’ in yazdığı önsöz ile birlikte 20 bölümden oluşuyor kitap. ‘’Okumak’’ ’Yalnızlık’’ , ‘’Ziyaretçiler’’, ‘’Yüksek Prensipler’’ gibi bölümlerin oldukça etkileyici olduğunu söyleyebilirim. Bu bölümlerde Thoreau’ yu daha iyi tanıma şansınız oluyor. Ormanda yaşayan hayvanları inceleyip, onlar hakkında notlar almış gönüllü bir zoolog gibi günlerini bu işle ilgilenmeye vermiş ve bu bilgileri oldukça detaylı (eğer sayısal verilerle ve gözlemle çok ta ilgili değilseniz bu bölümlerde ki ampirik verilerin yoğunluğu biraz ağır ilerlemenize neden olabilir) bir şekilde kitabın çeşitli bölümlerinde paylaşmış ve mevsimlere göre gölün ve doğanın değişimlerini oldukça etkileyici bir dille anlatmış.
Thoreau’ nun farklı bakış açısına sahip, herhangi bir sınıfa ya da düşünceye dahil olmamasından kaynaklananan ilginç kişiliğini birkaç örnekle açıklamak gerekiyor…
• Thoreau bir anarşistir. Ama ütopyaların toplumla değil, bireyin iç dinamiklerini geliştirmesiyle, bencillikten kurtulup az ile yetinmesiyle kurulacağını savunur.
• Yazdıklarının bir sosyalistin kaleminden döküldüğünü zannedersiniz ama kendisi liberaldir. ‘’ Bilgelik bizi liberalliğe götürür’’ demektedir.
• Münzevi bir hayatı tercih eder ama, kendini insanlardan tamamen soyutlamaz. Zaman zaman köye inip dedikoduları alır ve insanlarla ilişkisini kesmez.
• Kapısı ziyaretçilere her zaman açıktır zaman zaman onlarca insanı evinde ağırladığı olur ama bu varolan üç tane sandalyesinin sayısını arttırmasına sebep olmaz. Böylece anlar ki oturacak yer olmamasına rağmen ona gelen ziyaretçiler Thorueau için gelmektedir.
• Öğrenciliği boyunca herkes Harvard’ ta siyah ceket giyerken, O yeşil ceket giymekte ısrarcı olmuştur.
• Reformisttir ama reformculardan hoşlanmaz ve reform hareketlerine katılmaz. Bu nedenler sebebiyle ne tamamen redddebiliyor, ne de tamamen kabul edebiliyorsunuz yazarı.
Thoreau’ nun Walden gölünde yaşadığı yer, yaşadığımız dönemde bir mimarlık harikası! olarak insanların ziyaretine açılmış. Bu mimarlık harikasını bu linkten görebilirsiniz. Ne şahaser ama …
http://www.arkitera.com/...lu-ziyaretci-merkezi
Neyse ki gölün kenarında Thoreau’ nun yaşadığı evin ve Thoreau’ nun kendisinin de bir replikası varmış.
https://i.hizliresim.com/oVd7B2.jpg
Son sözü Thoreau’ nun kitaptan bir alıntısına bırakmak belki de en vefalı davranış olacak bu düşün adamına karşı. ‘’Bırak gök gürüldesin, çiftçilerin ürününü bozmakla tehdit etse ne olur? Sana getirdiği haber bu değil. Onlar arabalara ve barakalara kaçarken sen bulutların altına sığın! Ticaretle değil eğlenerek yaptığın işlerle geçimini sağla! Toprağın tadını çıkar, ama ona sahip olma! Girişimcilik isteği ve inanç nedeniyle insanlar şu an bulundukları yere gelmiştir, alıp satarlar ve yaşamlarını bir köle gibi geçirirler.
Keyifli okumalar
285 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Kitaplarla çok haşır neşir her okurun kendine has özel yazarları ve kitapları vardır. Ben okuduğum bütün kitaplar bana bir şekilde bir şey katabilme yetisine dikkat ederim ve buna göre okuyacağım kitapları seçerim . Thoreau ve Walden meselesine gelince benim için bambaşka noktadalar. Walden okuduğum en özel birkaç kitaptan biridir, bu kitap doğa üzerine yazılmış en özel metin ve insanın kendini keşfi üzerine yazılmış en özel birkaç metinden biri. Bilmem ne diyebilirim ki başka bazen ne kadar söylersen söyle hep biraz eksik kalır. Bu tarz metinleri seven ve kendini keşfetmek isteyen herkese şiddetle tavsiye ediyorum.
400 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
''İhtiyaçlar sınırsız, kaynaklar kıttır''.. İktisada girişin ilk cümlesidir bu. Yalnızca bilimsel bir durum tespiti değil, sanayileşmenin robotlara çevirdiği insanlığın ahlâki çöküntüsünün itirafıdır da aynı zamanda..
İşte bu kitap, yukarıdaki teoriyi kanıtlarcasına ihtiyaçları bir türlü bitmeyen açgözlü dünyalının doğayı yağmalamasına yazarının bir başkaldırısı gibidir.
Yeryüzü kaynaklarının devletlerin rekabet enstrümanları olmaları ve ona ulaşmada izlenen yöntem belki endüstri devrimini gerçekleştirmiştir ama neandertallerden bu yana uygulanan kaynaklar üzerindeki eşit ve ortak tasarrufun da sonunu getirmiştir. Ortaya çıkan sosyal sınıflar yeni bir yaşam rekabeti ve beraberinde kaçınılmaz son yozlaşma..
Kitabı incelemeden önce 'Henry David Thoreau yu tanımalıyız; yazar ve şair olmasının yanı sıra gelecekte Martin Luther King, Tolstoy, Gandhi, Proust gibi yazar, şair ve düşünürlere ilham veren bir fikir babasıdır da. Köleliğe ve sömürüye karşı sivil itaatsizlik direniş ekolünün de yaratıcısı olup zaman zaman yasalarla başı derde giren silahsız bir 'şövalyedir' Throeau. Makinalaşan toplumla beraber yeni fikir akımlarının da oluşmaya başladığı yüzyılın Transandantalizm, Naturalizm gibi ekollerinin öncülerindendir.
Bu ekol 20nci yüzyılın ikinci yarısından sonra bir dönem oldukça benimsenmiş Minimalizmin de ilham kaynağıdır ki minimalizm 1960'lı yıllarda kısa bir süre yaygınlaşan ve azla yetinmenin, sade yaşamanın bir yaşam tarzı olarak uygulandığı 'Less is more' (az çoktan fazladır) akımının felsefi altyapısının dayanağıdır. Aslında bir sanat akımı olarak ortaya çıkıp sonradan bir yaşam felsefesine dönüşen minimalizm özetle sadeliği, basit yaşamı önerir. Kolay yaşama alışanlar için zor bir mesajdır, daha çok basitin içindeki derinliği yakalamayı seçenlerin yoludur ve zor olanı tercih eder çünkü kaygısızdır, kendi erdemi içinde kaybolurken anlaşılmayı da beklemez..
Eğer bu satırları okuyorsanız İnto The Wild filmini mutlaka izlemişsinizdir, bu akımı yaşam tarzı olarak benimseyen, baştan sona evrensel ahlâk mesajlarıyla adeta ikinci bir Throeau yansımasını izledik o filmde Alex karakteriyle. İzlemeyenler için buraya filmin fragman linkini bırakayım.
https://www.youtube.com/watch?v=Nkncp5CuqKY
Elbette o filmin senaryo dayanağı olan Yabana Doğru kitabı ve yazarı Jon Krakauer e bir selâm çakmadan da geçmek olmazdı, henüz okumamış olanlara önerimiz olsun..


Walden'a gelince..
Kitap Throeau'nun ormanda geçridiği belli bir süreyi anlatmakla birlikte, uzun yıllar sonra ortaya çıkacak olan ve basitçe minimalizmi de öneren alternatif bir erdem seçeneği sunar, ana tema doğa ve insandır. Doğayı hiç göremediğimiz, anlayamadığımız kadar iyi tanır ve tanıtır, karakter analizlerinden bol bol nasibini alan insanı hedefine alır, iyi eleştirir ama..
İyi de tanır insanı Throeau. Uygarlığın kişiliklere verdiği tahribatı çok iyi analiz ederek, doğal kaynaklara ulaşma ve sahip olma hırsının köleleştirdiği tavırları iyi yakalar, kitapta bir çok karakter analizi yaptığını görecek ve ona hak vereceksiniz.

Yükselen yozlaşmaya karşı kaybolmakta olan değerlere tutunmak adına doğaya saygı, azla yetinmek ve elindeki ile mutlu olmaktır Throeau'nun kaygısı, bu erdem arayışı onu New England ormanlarının Walden gölü yanında bir kulübede münzevi bir başkaldırıya sürükler. Orada geçirdiği bir kaç yıl doğanın cömertliğinin bütün insanlık için harika bir kaynak olduğunu göstermesi açısından gerekli anı ve kanıt biriktirmesi için yetecektir. Bizim bakıp da göremediğimiz kadar derin bakışlarla anlatır doğayı.. '
''Ben burada kimseyi benim yaşadığım gibi yaşamaya ikna etmeye çalışmıyorum. Bunun tam tersine ben, insanların dünyada birbirlerinden olabildiğince farklılaşmasını istiyorum..'' açıklaması, tekdüze yaşayan insanlara ''daha iyisini yapabilirsiniz, bir yol var..'' mesajıdır.

Ormandan aktardığı bazı tecrübelerinden bahsedersek doğadaki seslerle çok ilgilidir örneğin; aynı kaynaktan gelen seslerin gece ve gündüz anlam farkına kadar bir ayırdın içindedir. -sesler gece, gündüz olduğundan daha hızlı ve net algılanır ki bu durum beynimizin bir algı oyunu değil, ışığın ses kırılmasına neden olan bir etkisidir- Throreau bu ayırdını içinde bulunduğu şartlarda çevre kontrolü avantajına o kadar güzel çevirir ki bu, insanlığın doğadan uzaklaştıkça kaybettiği yeteneklerine harika bir örnektir.
Aynı yeteneklerini iz sürmede, karanlık ortamda görüntü okumada, yaban hayvanlarının ses değişimlerinden anlam çıkarmada ama tüm bunları hayata tutunmaktan öte doğanın güzelliğini ortaya çıkarmak için yapar..
Kitap onun doğa gözlemlerinin harika örnekleriyle dolu.
Kitabın sunuş şekli onun ne kadar iyi bir şair olduğunu da kanıtlar, betimlemeler, analizler, idealin ortaya konması ileri sürdüğü fikirlerin haklılığını görmemizi sağlar aynı zamanda.
İdeal ortaya konurken erdemi yakalama çabası kutsanır bazı alıntı dizelerle..
Mutluluğu paylaşmada arar, bencillikten her zaman kaçınır.. İçinde bulunduğu basit kulübenin bir çok ziyaretçi tarafından sadece merak konusu olduğu için ziyaret edilmesi ve ona; ''burada ne yapıyorsun?'' sorusu ile tepki verilmesine karşı onun bilgece bir tebessümle verdiği cevaplar bir ders niteliğindedir..
Sokrates bir yerde ''Yalnızca işsiz olanlar değil, daha iyi işler yapabilecek olanlar da başıboştur.'' demiş, onun bu felsefi önermesi ile Throeau duruşu arasında müthiş bir kesişme vardır; Throeau da bir işi olan, çalışan insanların 'ne için' çalıştıkları ile ilgilenir ve onları, sürekli çalışıp mutsuzluklarını artırmaktan ve yorucu bir kısır döngü içerisinde hastalık üretmekten başka bir işe yaramayan 'makinalaşmış başıboşluklarına' karşı ''#80453952'' önermesi ile değerlendirir.
Throeau belki münzevi bir yaşamı benimsemiştir ama aslında fikirdaş olarak döneminin yalnızı değildir; endüstrileşmenin ve uygarlığın insanoğlunu doğadan ve öz değerlerinden uzaklaştırması onun gibi düşünen doğa tutkunu yazarların ortaya çıkmasına da neden olan bir dönemdir onun dönemi.. Jack London, Nicholas Chamfort, John Muir gibi herbirinin kendi başkaldırış ve özgürlük arayışını yansıttığı, mutluluğu doğada arayan doğa bilimci ve yazarlar da ileriki kuşaklara ilham verecek eserler bırakırlar..
Malesef artık günümüzde yaban hayatının sunduğu fırsatları bir yaşam tarzı olmaktan çıkarıp korkunç bir hızla tüketim çılgınlığı yaşayan insanlığın topyekün çıldırdığı bir devirdeyiz.
Evet, insanoğlu belki yakın bir gelecekte makinaları akılalmaz bir hızla geliştirecek, teknolojik gelişmenin sınırlarını sürekli zorlayarak belki birgün Mars'a yerleşecek ama geride kocaman bir gezegen enkazı bırakarak yapacak bunu. Tüm bu olanlara bakıp, tahmin edebileceğimiz olacakları düşününce 'değer miydi?' sorusunu sormak gelmiyorsa aklına bir insanın konuyu hiç anlamamış demektir.
Mesele bilimsel gelişmenin önünde durma konusu değil, bunu yaparken 'yitirdiklerimize değme' meselesidir. Ulaşabildiği her yeri yok eden bir anlayış olduğu sürece, uzayda Mars'ın keşfi, yeryüzünde bir türün yok olması uğruna olacaksa buna 'insanlığın ilerlemesi' mi denir?! (kişisel bir yargı ama bunu yazmalıydım)
Bazı kitaplar vardır okurken hemen bitmesini istemezsiniz. Ve bittiğinde bıraktığı tesiri sindirene dek başka bir kitabın içine girmezsiniz.
Walden benim için böyle bir kitap oldu. Uzun zaman önce okuma listeme alıp henüz okuyamadığım kitabı okuma fırsatını bana sağlayan değerli bir dostumun hediyesiydi ki yukarıda linkini bıraktığım film ve kitap ile ilgili de çok şey paylaşmıştık onunla ve aynı zincirin bir halkası diyebileceğim böyle bir kitap karşısında neler hissedeceğimi iyi bilir.. Sevgili Tubistan ☾☆ beni iyi tanıyorsun, düşünmen yeterdi ama sen kütüphanemde olmasından çok mutlu olduğum değerli bir kitap sahibi yaptın beni. Çok çok teşekkür ederim sana can arkadaşım. Alıp başımı gidesim geldi şimdi yine doğaya hadi bakalım :))
Dostlara okuma önerimdir, bu kitap okunup anlaşılmayı bekler. Throeau ve fikir arkadaşlarının çırpınışları iktisat teorisi girişinde asılı sonsuz ihtiyaçları azaltmak adına bir şeyleri değiştirmeye yetmedi belki ama aşındırılacak patika, dere kenarında gölgesinde soluklanacağımız bir akçaağaç ve sesini duyabileceğimiz bir kaç kurbağa halâ var. Bilinmek, ve dinlenilmek isterler, söyleyecekleri var..
376 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Lütfen bu harika kitabı Say Yayınları, Caner Turan çevirisinden okumayınız!!! Gerçekten hayli başarısız bir çeviri olmuş. Bu kitabın kimse için böyle heba olmasını istemem. Zira Henry David Thoreau yaşamıyla, yaşama bakış açısıyla ve fikirleriyle dikkate alınması gereken özel insanlardan biridir şüphesiz.
400 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Doğadan ilham alan onunla devamlı coşan güzellemeler... Bir kütüğün damarlarını mücevher kalitesinde mercek altına tutan, karınca kolonilerinin savaşını terk edilmiş bir tiyatro sahnesinin parçası gibi izleyen, buz kütleleri ile fizik ve kimya yasalarını fark etmese de çözmeye çalışan, kar fırtınalarında bunu olağanüstü olaylar kategorisine koyabilen, doğanın her bir zerresine dair söylenmemiş kelimesi bulunmayan -benim gördüğüm- tek kişi.
Thoreau eserini pastoral betimlemelerle bezemiş. Her sayfasında doğanın bir parçası-kitabı oluşturan kağıt ile beraber-betimlemelerini yaparken uzun süre gözlemlerde bulunmuş. Günlük hayatta doğada bulunan bizim bakıp da güzelliğini göremediğimiz her şeye bakın bu da var dercesine defalarca kere dile getirmiş. Hal böyle olunca kitabı bitiren ben, tabi ki doğaya farklı bakmak isteyecek. Thoreau'nun gözlüklerini takıp seyredeceğim. İlham almamak elde değil.
Kendisi son sayfalara doğru coştu ve şöyle dedi:
"Her bir ağaç aslında büyük bir yapraktan ibarettir. Nehirler ise küspeleri devamlı toprağa karışan daha da büyük yapraklardır. Kasabalarda ve şehirler de bu dallarda yaprakların arasında konumlanan böcek yumurtası kümeleridir."
Bu eşsiz tarif üstüne hemfikir olmayan olabilir mi? Dünyayı uzun bir şiire benzetti. Ki kitabı benim gözümde sahiden uzun bir şiir. En güzel pastoral şiirlerden. Doğada yaşadığı iki sene boyunca bana kalırsa bu kadar güzel bakabilmesinin tek sırrı, bu güzelliği aramaya çıkmış olmasıydı, buna ihtiyacı ve gereksinimi vardı, hatta Walden Gölü'nün kenarındaki evinin inşası ile bu arayışa başlangıç yaptı. Hiç düşündüğünüz olur mu? Doğanın sonsuz güzelliği karşısında bizler de onun parçaları iken üstelik, bu kocaman görünmez atmosfer giysisi altındaki yuvamızı keşfe çıkabilecek kadar cesur muyuz?
302 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Hiç olmazsa bazen de azıyla yetinmeliyiz...''Bugün evlerimiz mobilyalarla tıka basa doldurulmuş ve kirletilmiştir. Iyi bir ev kadını sabah ilk iş olarak bu mobilyaların çoğunu çöpe atardı'' diyor H.D THOREAU
302 syf.
·193 günde·Beğendi·7/10
6 aylık bir aradan sonra kitabı bitirdim..
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki kitabın başında çok zorlanmıştım ama son bölümler beni kendine bağladı özellikle gölde yaptığı ölçümler ve donan gölden buz kalıplarının çıkarılması. .iki göldeki buzun rengine kadar derinliği eni boyu o kadar aşkla belirtilmişki ....insan o kulübede bir gece kalıp buz kütlesinin çıkardığı genlesme muzikalini dinlemeli...
Özellikle son bölüm etkileyici birey-devlet ilişkisini okurken bazı fikirleri paylaşmamak mümkün değil ..kısacası Thoreau insan / doğa temasindan giriş yaparken hiç bir şey için çok para kazanmak zorunda olmadığımızı ve doğanın bizi bir şekilde doyurup /ısıtıp /barındırdığını anlatıyor .
Alt cümle ile özetlersek ""kahve içmek bir ihtiyaç değildir"""
Sevgiyle kalın iyi okumalar. ..
285 syf.
İçinde yaşadığımız kapitalist, tüketime dayalı, teknolojiyle o kadar iç içe ki artık teknolojiye boğulmuş ve hareket dahi edemeyen toplumun bir ferdi olarak bu kitabın, bizim yaşam tarzımızla zerre alakası olmadığını ve olamayacağını belirterek başlayalım. Hani arada, sırf ortamlarda farklı görünmek adına samimiyetsizce dile getirdiğimiz ama dilimizin ucuyla zikredip kendimiz de yapabileceğimize inanmadığımız doğal yaşamı tercih etme durumu, kitapta detaylı bir şekilde yansıtılıyor. Yine de olur da doğanın çağrısına kulak verecek oluruz, bu çağrıya uyacağımız çağ, anca emeklilik çağımızdır. Çünkü o zamana kadar biz bu düzenin verdiklerinden yüz çeviririz, düzen de zaten bizi, artık çürümeye yüz tutacak kadar kullanıp tüketmiştir. Peşimizi bırakır yani, biz onu terk ederiz gibi düşünmeyin.
Thoreau denilince genelde akla "sivil itaatsizlik" kavramı gelir ama bu kitapta bunun etkilerini pek görmüyoruz. Tamam, topluluk içinde yaşamı reddetmiş ve bir süre dahi olsa ormanda, Walden Gölü çevresinde yaşamış, kamu malını, karnını doyurmak ve barınmak için kullanmış ama, kitapta baskın bir direniş veya devletin, bu yaşam tarzına bir müdahalesinden bahsedilmiyor. Devlet görevlileri falan gelip de "burayı boşalt" demiyorlar, Thoreau da onları sopayla kovalamıyor yani.
Kitabın anlatımı güzel. Özellikle doğa ön planda olduğundan, tasvirler de gayet etkileyici. Anlatılan mekanın ortasına bırakıveriyor sizi satırlar. Yazar da sanki karşınızda oturup, size o yılların hikayesini anlatıyor gibi bir hisse kapılıyorsunuz lakin çok konuşan insanları dinlerken olduğu gibi burada da, konuya olan ilginizi kaybedebiliyorsunuz. Bazı yerler sırf okumuş olmak için okunuyor yani. Bunda yazarın detaycılığının da etkisi yok değil. Bunun yanı sıra, sanırım kitabı yanlış bir zamanda okudum. Hani kitaba uymak için emekliliği beklemek gerek gibi bir çıkarımda bulundum ya, uymasak dahi kitabın atmosferine iyice kapılabilmek için bence yazın okunmalı.
Thoreau'nun, güzel bir yaşam sürmek adına yaptığı ve okuyucularına da önerdiği "az eşya, çok huzur" tarzı yaşam, günümüz maddiyatçı toplumunda sayılı insanda anca karşılık bulacaktır. Malum, çağımız "Gelin Evi" çağı... Bunun yanında, "çevrimdışı yaşam"ı "hayattan kopuş" olarak değerlendiren günümüz insanı, kapsama alanı dışındaki yerleri otomatik olarak yaşam alanı kategorisinden çıkaracaktır. Son olarak şuna da değinmek isterim ki, yazarın vejetaryen tarzı yaklaşımı bende karşılık bulmadı maalesef. Vejetaryenliğin ve veganlığın bende olumlu bir çağrışımı yok. Kaldı ki kendisi de, zor durumlarda kaldığında yahut başka düşünceler eşliğinde, dağ sıçanı dahi yemiştir.
376 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Hep merak ediyordum. Bu kitabı çok duymuştum. Zaten bilindiği gibi kitapta thoreau yaşadığı yeri bırakıp 2 yıl walden gölü kenarında yaşadığı hayatı anlatıyor. Burda edindiği tecrübeleri bizlere aktarıyor. İnsanın neden doğadan kopmaması gerektiğini, modern insanın gereksiz uğraşlar içinde hayatını nasıl tükettiğini anlatıyor. Kitabı okurken hakikaten her şeyi bırakıp gitme isteği geliyor. Bu da bence kitabın istediğini bize ulaştırdığının göstergesi. Başta da söylediğim gibi çok okumak istediğim bir kitaptı ve iyiki okumuşum diyorum. Hatta geç kalmışım hissi bile oluşturdu.
360 syf.
·Puan vermedi
Henry David Thoreau bu kitabında filozof olmanın çok hoş bir tanımını yapıyor: " Filozof olmak, bilgeliğe aşık olmak ve onun gerektirdiği gibi, yani basit, sade, bağımsız ve asil ruhlu bir şekilde, inanarak ve güvenerek yaşamaktır. Hayatın beraberinde getirdiği sorunları hem akılda hem icraatte çözmektir."
Aslında Thoreau, yaptığı bu tanımla bir nevi kendisini de anlatıyor. Benim, bu kitabı okurken kendisiyle ilgili gözlemlediğim önemli bir özellik, onun da bu tanıma ne kadar uygun davrandığıydı. Çünkü bana kalırsa konuşmak her zaman en kolay olandır ama icraate geçirmek hep daha fazla zorlar insanı.

Kitabın içerisinde ele aldığı ve hatta eleştiri yağmuruna tuttuğu pek çok konu var. Eminim ki okuyan herkes, tıpkı benim de aldığım gibi, o eleştirilerden nasibini alacaktır.
Eleştiri yağmuruna tuttuğu en önemli konunun ise kapitalizm olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Eskiden beri süregelen ve dünyayı tamamıyla etkisi altına almış olan bu durumu çok güzel ve çok tadında eleştirdiğini düşünüyorum. Bu konuyla alakalı çokça alıntı yapmam da bunu yeterince belli ediyor sanırım.

Okurken ona katıldığım çok fazla nokta oldu. Ancak kendisinde en çok hoşuma giden bir başka şey de sizi eleştirirken aslında bir o kadar da size saygı duyuyor olmasıydı. Bunu da "Ben burada kimseyi benim yaşadığım gibi yaşamaya ikna etmeye çalışmıyorum. Bunun tam tersine ben, insanların dünyada birbirlerinden olabildiğince farklılaşmasını istiyorum... " cümlesiyle fazlasıyla hissettirdiğini düşünüyorum. Okurlarının fikirlerine, yaşam biçimlerine son derece saygı duyan bir yazar olması, beni kendisine oldukça yakın hissettirdi. Hatta bu his, onun sadece tek bir kitabını okumakla kalmamam gerektiğini de düşündürdü bana. Yani kendisiyle tanışmak için güzel bir başlangıç yapmış oldum sanırım.

Tüm bunların yanı sıra yaptığı sayısızca doğa betimlemeleri, hayata ve onu yaşamaya karşı olan bakış açısı, gölde geçirdiği süre boyunca hissettiği her duyguyu okurla paylaşması ve bunu son derece içtenlikle yapması, kitabın su gibi akıp geçmesini sağlıyor. Hatta zaman zaman yaşadığı zorluklar karşısında ona sarılmak ve yoldaşlık etmek bile istiyorsunuz.

Sonuca gelecek olursam, bu kitabı tavsiye der miyim? Evet, kesinlikle tavsiye ederim. Ben onunla tanışmış olmaktan mutluluk duyuyorum ve herkesin de kendisiyle tanışmasını, onu kazanmasını çok isterim.
Thoreau okumaya tam gaz devam.
“Zamanın büyük çoğunluğunda yalnız olmanın sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Birileriyle beraber olmak, en iyileriyle bile olsa, kısa bir süre sonra yorucu ve tüketici bir hal alır. Yalnız olmayı seviyorum. Yalnızlıktan daha arkadaş canlısı bir arkadaş görmedim.”
“Su alıp batmadan, dibe çökmeden ve rotasından sapmadan yaşayabilmek için insanın çok iyi bir muhasebeci olması gerekir. sadeleştirin, sadeleştirin!.”
Yalnız olmayı seviyorum, yalnızlıktan daha samimi ve sıcakkanlı bir arkadaş tanımadım. Dışarı çıkıp insanların arasına karıştığımızda, odamızda olduğumuzdan çok daha yalnız oluruz.
“Zamanın büyük çoğunluğunda yalnız olmanın sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Birileriyle beraber olmak, en iyileriyle bile olsa, kısa bir süre sonra yorucu ve tüketici bir hal alır. Yalnız olmayı seviyorum. Yalnızlıktan daha arkadaş canlısı bir arkadaş görmedim.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Walden - Ormanda Yaşam
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
360
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058057074
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Zeplin Kitap
Sivil itaatsizlik anlayışının öncülerinden sayılan Amerikalı yazar, filozof ve şair Walden Gölü kıyısında, şehirden ve modern hayattan kopuk bir biçimde geçirdiği yıllara ait deneyimlerini okurlarıyla paylaşırken sosyal ve ekonomik hayata dair, bugün için bile marjinal sayılabilecek fikirlerini öne sürmekten geri durmuyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin henüz emekleme çağında olduğu bir dönemde, sanki insanların hırslarının ve ihtiraslarının varabileceği noktayı o günde görmüşçesine, yalnızca doğanın nimetlerinden ve kişinin kendi emeğinden faydalanarak yaşayacağı bir dünya düzeni tasarlayan Thoreau aynı zamanda tasarladığı düzenin ilk uygulayıcısı. İflah olmaz bir münzevi olan Thoreau ile Walden Gölü kıyısında geçireceğiniz saatler düşünce dünyanızda yepyeni kapılar açacak.

Kitabı okuyanlar 625 okur

  • rosse
  • Saliha
  • Beyza Gülman
  • M.O.
  • Fahri ipşir
  • dhasol kim
  • Oğuzhan Turunç
  • Duygu
  • Ferhat
  • Barış Güneş

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.3 (3)
9
%0
8
%1.3 (3)
7
%0.4 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları