3 Perdelik Oyun

Yanlışlık

Albert Camus
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2026 21:05
Yabancı
Yabancı
eseriyle tanıdığım ve sevdiğim bir yazar Camus. bu kitabıyla birlikte de ona olan hayranlığımın arttığını söyleyebilirim. bu türü yeni okumaya başladığımı söylesem yalan olmaz
Edebiyat
YanlışlıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20211,328 okunma
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2022 11. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 28 Mart 2022 21:42
Ne büyük yanlışlık ama! Yanlışlıkla anne; oğul, kardeş; kardeşin katili olur muydu? Albert Camus bu tiyatrosuyla beni bitirdi. Yüreğime işledi Jan karakterinin söylediği her söz. Annesiyle
Edebiyat
YanlışlıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20211,328 okunma
9/10
·96 syf.··
2025 17. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2025 09:57
Allah'ım bu nasıl kin, nefret. İnsan kendi canından olana bunu yapar mı ya. Şaşkınlık içinde kaldım doğrusu. Albert Camus'un yabancı kitabından daha çok beğendim kitabı. Çok sürükleyici olduğu için çok çabuk okunuyor.
1000Kitap
YanlışlıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20211,328 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2024 125. kitabı
1957 de Nobel Edebiyat ödüllü' Albert Camus’nün 1943 yılında kaleme aldığı Yanlışlık, yanlış zamanda, yanlış yerde bir araya gelen insanların, ölümcül bir yanlış anlaşılmanın neticesinde uğradıkları felaketin, insanın kaderiyle mücadelesinin ve kaçınılmaz yenilgisinin öyküsüdür..İyi okumalar.
YanlışlıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20211,328 okunma
9/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2015 918. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 03 Aralık 2015 16:21
Jan, yıllar sonra evim diye döndüğü vatanında annesi ve kardeşinin yanına gelmişti. Onlara kendi kimliğini söylemeden tanıyabilecekleri mi diye merak etmişti. Eşi Maria ise huzursuzdu. Geldikleri uzak vatana dönmek istiyordu. Denizin kumsalların güneşin olduğu bu bilinmez diyarda mutlu olduklarını ona hatırlatıp duruyordu... Jan, kardeşi ve annesin işlettiği otele gelmekle nasıl bir felaketin içine düştüğünün farkında değildi. Onlar ile ilişki kurma çabaları kendi sonunu değiştirebilecek miydi? Kardeşi Martha ona otelin kurallarını söylemiş ve misafir olduğunu hatırlaması konusunda ısrar etmişti... Martha yıllarca hayalini kurduğu deniz ve güneşin hiç batmadığı uzak diyarlara gidebilmek için annesi ile misafirlerine uyguladıkları felaketi Jan'ın üzerinde de uygulamayı başarabilecekler miydi? Martha kendi acımasız dünyasının dışına çıkabilmeyi ve ruhunun karanlığını aydınlatabilecek miydi? Kitabı okurken sanki bir tiyatro perdesinde var olan dört karakteri izlemiş gibi oldum. Yazım dili sade ve akıcı. Diyalog halinde yazılmış olan bu eser akıcı kurgusu ile son sayfaya bir kaç saatte gelmeme sebep oldu...
YanlışlıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20211,328 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2023 29. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 15 Mart 2023 12:06
Birlikte olamayan bir aile ve yine sevgisiz bir çocuk annesini yılar önce kaybeden ve yılar sonra kavuşan bu kavuşmadan sonra öldürülmesi küçük kızın her daim ikinci plana atılması,
YanlışlıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20211,328 okunma
Puan vermedi·48 syf.··
2021 52. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2021 15:56
Albert Camusun Yabancısına çok benzeyen oyun kitabı. cümlelere ve yavaş ilerleyen bir kurguya sahip. kasvetli havası ve belirsiz sonuna rağmen ortaya başarılı bir iş çıkmış.
Edebiyat
YanlışlıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20211,328 okunma
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2021 21. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2021 14:03
Kitaptaki Martha karakterini canlandıracağım için bu sefer başkalarının düşüncelerini değil kitap hakkındaki kendi fikirlerimi bulmaya zorlamak istedim kendimi. Kitap doğası gereği Camus’nun duru ve
Edebiyat
YanlışlıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20211,328 okunma
8/10
·96 syf.··
2019 64. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 06 Ekim 2019 22:59
Yazarın okumuş olduğum ilk kitabıydı. Yazım dili olarak Rus edebiyatı tadında güzel bir hatıra bıraktı. Bir aile fertleri arasında geçen kısa ve anlamlı bir eser. Sıkıntı içerisinde geçen yaşamlarını daha refah bir şekilde yaşamak ve hayallerine ulaşmak için kötü emellerini uygulamaya çalışan anne ve kızı. Aslında iki iyi insan olan bu ikili,. bir insanın canına kıymayı zihinlerine yerleştirdiklerinden dolayı o kara düşünceyi uygulamaya kendilerini mecbur hissediyorlar. Kitap kısa fakat sonu hazin dolu. Herkese iyi okumalar dilerim. Bakalım yazarın diğer kitapları nasıl çıkacak.
YanlışlıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20211,328 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
Beğendi
·
2020 40. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2020 03:16
Kısa bir oyun metni, şiirsel bir dil ve su gibi akıp giden kurgu... Ama ne yazık ki sonu hüzün dolu. Annenin oğlunu tanıyamaması, oğlunun annesine açılamaması... Ne acı. Yine de okumaya değer mi ? Kesinlikle değer. İyi okumalar. :)
YanlışlıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20211,328 okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.