Yaşlı Rind'in Ölümü

·
Okunma
·
Beğeni
·
8,7bin
Gösterim
Adı:
Yaşlı Rind'in Ölümü
Baskı tarihi:
2006
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752732452
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Mirina Kalekî Rind
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Yaşlı Rind
Yaşlı Rind
Mirina Kalekî Rind
Yaşlı Rind'in Ölümü, Mehmed Uzun'un en kişisel romanı olarak değerlendirilebilir. Ülkesinden kaçan, sonrasında İsveç'e yerleşen ve yazmaya başlayan Serdar ile sınırdaki konaklama köyünde karşılaştığı, birçok dil öğrenip, birçok ülke gezen, sonunda hiç tanımadığı sınır köyüne yerleşen Yaşlı Rind'in hikayesi anlatılır. Usta bir kavalcı olan Yaşlı Rind'in hikayesinin etrafında göçmenlik, sürgünlük, kimlikler, aidiyetler ve ülke özlemi yeni ile eski kuşak arasında tartışılır. Müziğin ve şiirin eksik olmadığı romanda Serdar, Rind'in geçmişini aradıkça kendine de varır ve hayata dair güzergahını belirler.
123 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Her ne kadar geç kalmış bir buluşma olsa da öncelikle Mehmed Uzun'la ve kitabıyla beni buluşturan #30997659 etkinliğinde Esra Kurt hanım başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ederim...

En baştan vurgulamak isterim ki; konu olarak çok farklı, dil ve anlatım yönünden çok zengin, zihnimde bıraktıkları açısından çok değerli bir kitap okudum arkadaşlar... Bunca karmaşa ve ayrıştırmanın içinde; insanlar sürekli birbirinden uzaklaştırılmaya ve birbirine düşürülmeye çalışılırken, her şeye inat, bir Kürt yazarı tanımanın, Mehmed Uzun özelinde Kürt edebiyatına bir nebze olsun yaklaşmanın keyfini yaşadım...

Bu etkinlik bir yazar etkinliği olduğu için Mehmed Uzun'a birkaç satır değinmeden geçmek olmaz diye düşünüyorum. Hayatını ana dilini savunarak, dilinin, edebiyatının mazisini araştırarak, bir dilin neden yasak olduğunu sorgulayarak ve kendi dilinde edebiyatın tüm zenginliğini, tüm güzelliğini içinde taşıyan eserler vererek geçirmiş bir yazar Mehmed Uzun... Yıllarca sürgünde yaşamak zorunda kaldığı İsveç'te dahi bu sevda ve gayretinden asla ödün vermemiş; hem yurt içinde hem de yurt dışında çok geniş bir çevrenin saygısını kazanmayı başarmış bir aydın... Her ne kadar kendisi yaşarken yaptıklarının, yazdıklarının tam karşılığını alamamış olsa da, ben inanıyorum ki bugün var olan ve bundan sonra gelecek olan nesiller bu değerli aydına gecikmeli de olsa hak ettiği değeri verecek ve onun daha fazla kitap dostu tarafından tanınmasına katkıda bulunacaktır...

Uzun'la tanışma kitabım Yaşlı Rind'in Ölümü ise yazarın 1987'de yayınladığı bir kitap... Bana yazıldığı tarihten 30 yıl sonra okumak kısmet oldu nedense!

Kitabın iki baş karakterinden biri olan Serdar, kitabın yazarı Uzun'un yaşadığına benzer bir sürgün hayatı sürüyor. O da kendi topraklarını terk edip İsveç'e gidiyor ve o da Uzun gibi orada kendi dili ile ilgili araştırmalar yapıyor. Yaşlı Rind ise sürgün yolculuğu esnasında köyün birinde tesadüfen tanıştığı kör bir bilge... Aralarında öyle sıcak bir ilişki kuruluyor ki, siz de üçüncü kişi olarak onların yanında bulunmak, sohbetlerinin bir parçasından tutup o anlara tanıklık etmek istiyorsunuz kitabı okurken...

Kitap gerçekten de çok güçlü bir dil ve anlatıma sahip... Sizi edebi anlamda fazlasıyla doyuruyor. Kitabı bitirdiğinizde 'dolu dolu' geçen edebi bir yolculuğun tatlı yorgunluğunu hissediyorsunuz...

Daha fazla detaya inmeden bunan sonrasını size bırakıyorum. Kitaba adını veren Yaşlı Rind'i özellikle tek cümleyle geçtim. Çünkü Yaşlı Rind'i, tıpkı kitapta işlendiği gibi kısık ateşte yavaş yavaş tanıma keyfini sizden almak istemedim...

----------------------------------

Madem bize çok yakın ama fazla uzak olan 'Kürt edebiyatı'na bir giriş yaptık, o zaman bu kitap vesilesiyle birkaç genel düşüncemi de sizinle paylaşmak isterim...

Kendi kişisel tarihimde, Türkler ve Kürtler arasında süregelen sorunlara 'Arkadaşlar benim Kürtlerle hiçbir sorunum yok, hatta benim pek çok Kürt arkadaşım var' sığlığında yaklaşmaktan vazgeçeli uzun yıllar oldu...

Her konuda olduğu gibi bu konuda da siyaseti kılavuz edinmek yerine, kendim görüp keşfetmenin, tanıyıp da karar vermenin yollarını aradım her fırsat bulduğumda... Çünkü bana göre siyaset sorun çözen değil, sorunla beslenen bir kurum... Tabağına bir lokma da ben ekleyip kendi ellerimle beslemek istemedim açıkçası...

Bilmek, empati kurmak, anlamak veya sevmek... Niyetiniz ne olursa olsun bana göre başlangıç noktası tek bir kapıya çıkıyor;

TANIMAK...

Tanımak bence insanı fikirsel özgürlüğe davet eden önemli bir istasyon... İnsanların başkalarından devşirme, kaynağı belirsiz hazır fikirlerle ortamlarda asıp kesmesi yerine tanıyıp kendi fikirlerini üretmenin, bu fikirleri savunmanın peşine düşmesi gerekiyor artık...

İşte bu yüzden siyaset yerine sanatı, edebiyatı, kültürel çeşitliliği, varsa imkan gezip görmeyi kılavuz edinmek zorundayız... Siyaset bizi ayrıştırmak, bölmek, parçalamak için sorun üstüne sorun bina ederken, sanatın, edebiyatın, kültürün de o ölçüde bizi yerden kaldırıp, toplayıp, birleştirmesi gerekiyor. Ancak unutulmamalı ki, siyaset bulduğu her delikten girip yakaladığı yerde karşımıza çıkarken, sanatın, edebiyatın maalesef böyle bir lüksü yok. O yüzden gerekli çabayı gösterip ve önyargılarımızı bir kenara atıp bizim onlara gitmemiz, rotamızı o yöne çevirmemiz, keşfetmemiz gerekiyor!

------------------------------------

Özellikle mesleğe yeni adım attığım ilk muhabirlik yıllarımda zaman zaman Doğu ve Güneydoğu'ya iş vesilesiyle çeşitli ziyaretler yaptım. Bu ziyaretlerimde konuya bakış açımı değiştirecek, her şeyin bize anlatıldığı (ya da dayatıldığı) gibi olmadığını gösteren çok önemli kazanımlar elde ettim. Mesela ziyaretlerimden birinde tatsız bir olaya tanık oldum. Bir ilkokulun bahçesindeki trafoya(!) topu kaçan bir çocuk topunu almak isterken elektrik akımına kapılıp can verdi. Olayı haber yapmak için hemen okula koştum önce... Gittiğim yerin okul olduğuna ikna olmam baya uzun sürdü. Ancak içeri girip de sıraları, yazı tahtasını görünce anladım doğru yerde olduğumu...

Aynı günün gecesi bana rehberlik eden yerel gazeteci abimden beni çocuğun evine götürmesini rica ettim. Eve gittiğimde gördüğüm manzara çok daha ürperticiydi. Hayatımda gördüğüm en varoş, en bakımsız mahallenin dibinde ev adını verdikleri bir yerde yaşıyordu aile... O gece burada paylaşamayacağım başka şeylere de tanık oldum... Ve nihayetinde bu olay bana 'Kürt sorunu' denen şeyin salt bir dil veya kimlik sorunu olmaktan öte, temelinde bir 'insanlık' sorunu olduğunu öğretti... O evde yaşayan bir çocuğun okuduğu okulun bahçesine trafo koyma hakkını kim kendine reva görmüştü acaba?

İşte o yıllarda böyle başladı 'tanıma' hikayem... Bir başka gün, tanıdığım herkesi devreye sokup o çok istediğim Dengbej dinletisinde buldum kendimi... Dinletinin olacağı gün alana ilk gidenlerden biri bendim... Etkinlik saatine yakın adım atacak yer kalmadı alanda... Dengbejlerin Kürt kültüründeki önemini biliyordum ama bunu tecrübe etmek çok daha önemliydi benim için... Etkinlik bittiğinde ben de Meltem Cumbul gibi (Gönül Yarası filmindeki meşhur sahne:) tek bir kelime anlamadığım bu dinletiden inanılmaz etkilenmiştim. Etkinlik sonunda röportaj yapmak için Dengbejlerden birinin yanına giderken o atmosferin etkisiyle müthiş bir heyecan dalgası yaşadım. O an bana 'Tarkan'la mı yoksa o dengbejle mi röportaj yapmak istersin' diye sorsalardı tartışmasız dengbeji seçerdim. Çünkü o an İstinye Park'ta değil, oradaydım. O kültürün, o atmosferin bir parçasıydım. Kürt değildim, ama yabancı da değildim... Sadece 'tanımanın' büyülü koridorları arasında yürüyen sıradan bir insandım...

Size buna benzer çok daha fazla deneyim anlatabilirim ama bu yazının bir kitap incelemesi olduğunun da farkındayım:) Bazen böyle oluyor işte, kitabı değil de kitabın bana anlatmak istediğini ya da benim ondan anladığımı gelip yazıyorum buraya... Sanki Mehmed Uzun'un bana sunduğu edebi lezzetin karşılığını bu şekilde vermem, hayatta olsaydı eğer, onu çok daha mutlu ederdi diye hissediyorum...

---------------------------

Tüm bunlar bir yana, Mehmed Uzun'u 35 yaşımdan sonra tanıdığımı, Kürt sanatçı Dodan'ı, ancak 40 yaşında katılabildiği, ülkenin popüler kültür deyince akla gelen ilk TV şovunda keşfettiğimi, pek çok Kürt yönetmenin tek bir filmini dahi seyretmediğimi hesaba kattığımda, daha yolun çok başında olduğumu, önümde tanımak ve anlamak için çok uzun bir yol olduğunu tüm samimiyetimle belirtmeden de geçmek istemem açıkçası... Halklar siyasetin kendilerine çizmiş olduğu dar alandan çıkıp yola kendi başlarına devam etmeye çaba gösterdikçe, bu kültürel zenginliğin daha fazla içine gireceğimizden hiç kuşkum yok. Birbirimize her ortamda küfür ve hakaret ettiğimiz günleri geride bırakıp birbirimize daha fazla kitap, film, şarkı tavsiyeleri verdiğimiz, sahnedeki sanatçının ırkına bakmadan aynı konserlere gidip eğlenebileceğimiz, bulduğumuz her 3 günlük tatilde soluğu Mikanos'ta almak yerine ortak kültür ve tarihle varettiğimiz kendi kentlerimizi, kendi lezzetlerimizi keşfedeceğimiz günler de gelecektir elbet...

Eğer siz de o günlerin hasretini çekiyor ve bunun için bir 'ilk adım' arıyorsanız, ilk fırsatta Mehmed Uzun'un bir kitabını okuyarak atabilirsiniz bu adımı...

Silahların sustuğu, sadece kelimelerin ve ezgilerin konuştuğu daha güzel bir dünyada buluşmak dileğiyle...

Herkese keyifli okumalar dilerim...
128 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
.

Affet üstadım... Beni ne olur affet... Senin bu nacizane eserleri anadilinde yazabilmen için verdiğin emekleri, çektiğin zorlukları, yıllarca kaldığın sürgünleri bilmeme rağmen anadilimde okuyamıyorum. Ne kadar utansam, ne kadar küçülsem az, ama ne olur beni affet...

***

Sevgili okur;
Hani bazen bir kitap okursun, boğazın düğümlenir, gözüne yaşlar dolar... O an ne konuşabilirsin ne de ağlayabilirsin. İşte her şeyin bittiği yerdeyim ben de. Beynimde onlarca düşünce, yüreğimde cahilliğimin verdiği acıyla sıkışıp kaldım. Nereden başlamam gerek, inanın bilmiyorum.

Evet, Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık 'da Renas'a ağladım, Nar Çiçekleri 'nde Musa Anter'e, ve burada da en çok kendime...

***

Yaşlı Rind... Dedesinin elinde büyümüş bir erkek çocuğuydu bir zamanlar. Gençliğin verdiği heveslerle yaşayıp giderken, dedesi sayesinde benliğine kavuştu.

| 'Hangimizin dedesi, kitap dolu bir oda bıraktı bize, giderken sonsuzluğa?' |

İşte Yaşlı Rind gençliğinin baharında dedesini kaybetti. O günden sonra onun bıraktığı mirasla yaşadı. O kitap dolu, tarih kokan odada geçmişini öğrendi; tarihe, edebiyata adadı kendini ve kısa bir sürede bilge bir insan oldu.

Şöyle anlatıyor o tarih kokan odayı ve yaşadıklarını;

“ Kitaplar ve okumayla ilişkim o zaman , o odada gerçekleşti. O zaman kitapların sessiz dünyasının da bir tadı olduğunu öğrendim. Ben, kitapların o sessiz dünyasında güzel Zîn'in aşkını tanıdım, Siyabend'in dert ve acılarıyla karşılaştım, ve Botan Miri'nin güzel kütüphanesinde oturup şiirler yazdım. Bu sessiz dünyada Ehmedê Xanî 'nin dertlerine, umutlarına ortak oldum. Ülkemin dört bir tarafını adım adım dolaştım. Gidip ülkemin insanlarına misafir oldum, onlarla mutlu oldum, güldüm, üzüldüm ve ağladım... ”

Ve bir gün yolları Serdar ile kesişti. Serdar, Yaşlı Rind'den birçok şey öğrendi. Tarihi, destanları, geçmişi, geleceği, mirası, hayata dair birçok şeyi...

Ve bir gün Yaşlı Rind'de göçüp gitti...

Sanki bir roman kahramanı değil de ruhuma bir tercüman oldu Yaşlı Rind. Ne zamandır söylemek isteyip de söyleyemediklerimi dile getirdi. Bana geçmişimi hatırlattı. Bir tarihim, bir kültürüm, sahip çıkmam gereken bir mirasım olduğunu hatırlattı.

“ Kendi kökünden ve izinden, toprağından ve dilinden kopma. Onlar bu kötü, naçar hayatımızda mutluluğumuzun pınarlarıdır ” diyor, vesselam...

***

İşte hayata dair güzel dersler çıkarılabilecek bir kitap. Kelimelerin sıraya dizildiği değil, adeta dans ettiği, dans ederken ruhunuza nasıl işlediğini göreceksiniz. Tek ricam şudur; ön yargılarınızı da bir kenara bırakıp sadece okuyun... Çünkü tarih denilen şey sadece bizlere ait değildir. Herkesin bir tarihi var; bir geçmişi bir de geleceği... Sahip çıkmanız dileğiyle...

Kitapla kalın efendim...
135 syf.
·10/10
Çawa dest pê bikim nizanim. Ez ê dîrekt lêkolîna xwe bikim.

Kurdekî nivîskar Serdar Azad bi kotekî divê terka welatê xwe bike... ew û dostê wî dema ji welat derdikeve li gundekî rastê kalekî Rind tên. Fehm dike ku kalo ji gundiya cudatir e.
Ev kalemêr jiyana Serdar Azad diguherîne, êdî zû zû dev ji wî kalemêrê bernade.

Serdar Azad salê carê tê nik kalo. Kalo yekî zanyar e, ji kalo dastan û efsaneyên Kurdan hîn dibe û dinivîsîne. Meriv gava pirtûkê dixwîne meriv dibêje qey di nav axaftina wan da ye, wilo xweş nivîsandiye.

Ev kalemêr li Dîyarbekir hatibû dinê. Bavê xwe zarokatiya xwe de windakirî bû. Kalekî kalo hebû kalê wî pir jê hez dikir, ji ber ku malê de ew tenê gedê lawîn bû. Rojek kalê wî bang wî dike wî dibe zêrzemîna malê. Li zêrzemînê de cîhekî ne li ber çavan da sirê malbata wan hebû. Mezinên wan Helbest, nivîsar, destnivîs, name û li ser edebiyat, dîrok û çanda Kurda; Kovar, kitêb, rojname veşartibû. Aha rindîtiya kalo ji vir tê

Ji bo spoîler nedim dawî didim lêkolîna xwe. Spas.
Ez dizanim lêkolînekî hêsan bû. Lê ka ez çi bikim, ê ku dîlê min de nikarim bînim ziman...
128 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kaval sesini sevmeniz var mdr ? Ben ok severim . Nerde duysam sesini giderim gelen yeri bulur dinlerim. in tuaf yan kaval alan yan almsa okta gzel hikayeler bilirlar ... Kitabn kahraman da etkilenmi kaval sesinden . lkeden kamaya alrken snrda karlat yal rind le hikayesini anlatr . Hepimiz bireylerin peinde koarken buluruz kendimizi karakterimiz de byle buluyor kendini iiir ve syleyii eksik olmad bir kitap okumanz tavsiye ederim Geri yazar olarak Mehmet uzun ismini grdyseniz okumadan gemeyin ...
134 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle bu kitabı okumama vesile olan etkinliğe #47573783 etkinliğin sahibi Songül SARITAŞ' ya ve beni bu kitabı okumam için önceden teşvik eden Mustafa Diyar 'a
çok içten teşekkür ederim.Çünkü onlar olmasaydı bana asıl benliğimi farketmemi ve onu hissetmemi sağlayan Mehmet Uzun'la tanışamayacaktım.

Şimdi meyvesi olduğum ağacın köklerine bakmama onu tanımama vesile olan insana.

Biz aslen Muşluyuz. Ben çok küçükken İzmir'e gelmişiz. O zamanlar Kürtçe konuşuyordum Türkçe bilmiyordum.O zamanları tam hatırlamıyorum ama annemin dediğine göre ilk zamanlar arkadaşlarımla oynarken bir kere annemin yanına gidip onların ne dediklerini anlamıyorum deyip ağlamışım.Ama bir şeyi çok iyi hatırlıyorum.Öğretmen birşeyler anlatıyordu, hala Türkçeyi tam olarak bilmediğim için onu tam olarak anlayamıyordum.Allah'tan sıra arkadaşım Kürtçe biliyordu.Kitaptaki etkinliklerde ne yapacağımı tam anlayamadığım için önce arkadaşıma sorardım sonra da o bana ne yapacağımı söylerdi.

Küçükken Türkçe bilmediği için ağlayan o kız şimdi Kürtçeyi yavaş yavaş unutuyor. Kültürünü yavaş yavaş unutuyor. Üstelik bunun farkına varamayabilirdi de sanırım kitabın bana kattığı en güzel şey bu. Bana benliğimi yeniden kazanmamı sağladı. Farkına varmamı.

Şimdi sürekli adını duyup hakkında hiçbişey bilmediğim yeni kişilerle tanışıyorum.Önceden olmadığı için pişmanım.Ama hayatta inandığım bir şey varsa o da hiçbir şey için geç olmadığı. Melâ Cîzîre'yi, Cigerxwin' u, Ahmede Xane'yi az çok tanıyorum daha bilmem öğrenmem gereken çok şey var. Ve kendine ait şeyleri öğrenmen kadar güzel bir duygu yok sanırsam.

"Neden kendimizi, beynimizi, etrafımızda ve şeyleri birbirinden ayırıyor, topluyor, parçalıyor ve sonra " bu mu daha iyi yoksa şu mu daha kötü?..." diye konuşuyoruz. Neden her şeyi hayatı, zamanı, insanı ve insanlığı, aşkı, mutluluğu, derd û kederi ve hürriyeti birbirinden ayırıyor, paramparça ediyor, sonra da kıyaslıyoruz? Bununla, yani parçalamak ve kıyaslamakla en büyük kötülüğü yapıyoruz kendimize. Sınırlar şartlar, zorunluluklar bizi bizden, insandan ve insanlıktan uzaklaştırıyor."
(Syf/16) diyor Mehmet Uzun.

Şimdi düşünüyorum da sanki yaşadığımız bu kavganın, çatışmanın, sevgisizliğin nedeni bu.
Bir insan, neden insanı sadece insan olarak göremiyor?Neden farklılıklarımızın güzel taraflarına bakmıyor da onlarda kusur bulmak için kafa yoruyoruz?... Neden bir tablonun içine kendimizi hapsediyor, onu sadece kendimizle sınırlandırıp hep birlikte ne kadar yakıştığımızı, bunun hiç de garip kaçmadığını kabullenemiyoruz...
Neden sürekli birbirimize çizgiler çiziyoruz.Neden çizginin diğer tarafındakileri anlamak istemiyor. Kendi kendimize de çizgi çektiğimizi fark edemiyoruz...

Mehmet Uzun da en çok buna içerliyor. Ve kendi ülkesi onun etrafına çizgiler örüyor. Değerlerini yok sayıyor( sanırım en kırıcısı bu) kendilerine benzemesi için elinden gelen her baskıyı ,zorlamayı yapıyor.Küçükken sırf Kürtçe konuştuğu için tokat yiyor önce, sonra kendi anadili üzerinde çalışmaya başlayınca bir sürü belirsiz sebepten dolayı dava açılıyor kendisine. Haksız yere tutuklanıp iki sene hapis yatıyor. En sonunda İsveç'e kaçmak zorunda kalıyor.

Yine de pes etmeyip kendi anadili hakkında çalışmalar yapmaya devam ediyor. Ülkesinin ve daha birçok şeyin hasretini çekiyor bu dönemde.Ardından
Kürtlere yaklaşımın yumuşaması ve değişmesiyle tekrardan ülkesine dönüyor.

Hasret...boynu bükük hasretler, yenik, solgun, içli ve duygun hasretler. Özgürlük ve eşitlik günlerinin hasreti. Zincirlenmiş özgürlüğün hasreti!.
(Syf/19)


Kitap Mehmet Uzun'un en kişisel romanı olarak kabul ediliyor. Kitapta ülkesinden kaçmak zorunda kalan Serdar ile sınırdaki bir köyle yaşayan Yaşlı Rind'in hikayesi anlatılıyor. Tabi bunların etrafında kimlik, aidiyet gibi konular sorgulanıyor, ülke özlemi anlatılıyor. Okurken yazarın hayatının size fısıldadıklarını hissediyorsunuz. Edebi dili de gayet güzel betimlemeleri dikkat çekiyor. Eğer siz de farklı pencerelere kapı açmak istiyorsanız, tüm çizgileri yok etmek istiyorsanız, anlamak istiyorsanız mutlaka bu kitabı okuyun.

Okurken kitapta geçen Melâye Cizirinin çok beğendiğim bir dörtlüğüyle son vermek istiyorum incelememe.

Bizi her seste ney'e benzetmen gerekir
Yarsız, meysiz ve sazsız
dedim ki neyim ben

Eğer bizden bir can almanız gerekirse
Ey canan emret, bekleyen bir fermanım ben

Yüz şiş sapladı gönle mührümüzden ol Mela
Bu yüzden bir ney gibi inleyip dururum ben


İyi okumalar dilerim.
128 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Xwezî min tê bidîta Mehmed Uzun...
Xwezî bi qasî bîskekê ez li cem tê bi rûnişta û mê bihevra sohbet bikira...
Ev du carin ez ve pirtûke dixwinim. Caran peşî jî pir keyfa min je re hat u niha jî.. Ez nizanim, lê ku ez di rahijma kitêbên wî însanî - kijan pirtûka wî be ferq nake- be sebeb ez keyfxweş dibim..
Ev pirtûk behsa gelek tiştan dike, lê balê di nava wan tiştan da ên gelekî behsa hizûra nava dile însanî dike.. be çawa em hemû her yekê li dêrna an jî li ba hinek însanan em xwe bi hizûr û keyfxweşî his dikin, nivîskare me jî xwe li ba vî Kale Rind wilo his dike. Ku ji ba hev dûr dikevin ew Kale Rind di menê dile wî de. Berîya wî dike, hesreta wî dikişîne...
Be çawa hingê ku te berîya Kale Rind dikir û ti bi awayekî diçûyî nik wî, xwezî ez ji bi awayekî welê bihata nik te..
Em hinekî behsa pirtûke bikin...
Be çawa di pirtûkên wî yên dîda zimanê wî pir zelal e, di vê pirtûkê de jî zimanê nivîskar pir paqij û zelal e. Uslûba wî pir baş e. Mirov je aciz nabe. Ez bi xwe, ku pirtûkên Mehmed Uzun yên Kurdî ku dixwinim dikevim e nav hizûraka be nav de..
Ez ne ev pirtûka bi tenê hemû pirtûkên Mehmed Uzun ji wê re tewsiye dikim. Bixwînin û vî nivîskarî binasin...
134 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Ve Mehmed Uzun sen yazmışsan eğer tarih kokuyordur kitap ..! Bir kitap düşünün her satırında kültür akıyordu . Yaşlı Rınd’a başlarken güzel bir yaşlı olarak başlamıştım ama öyle değilmiş . Yaşlı Rınd meğer yok olmuş bir kültürmüş . Evet yaşlı Rınd da Rınd’ların unutulmaması için Mehmed Uzuna bıraktı , anlattı herşeyi . İşin acı tarafı bilinmemesi .. Büyük bi aşkla okumak sindire sindire yavaş ve dengebeji eşliğinde okumak çok başka o anı yaşamak hiç bir şeye değişmemek . Hayranlığımın kat kat arrtığı Mehmed Uzun sayende ne çok şey bilmeye başladım .!! Bitince üzüldüğüm Yaşlı Rınd güle güle
128 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
"Bizim ülkemizde de mutluluklar var ama insan aramalı onları" demiş Mehmet Uzun. Yaşlı Rind'in Ölümü mutlaka okunacak kitaplardan. Yalın ve canlı yazılmış romanın edebi yönü övülmeye değer.
128 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
                     Yaşlı Rind'in Ölümü

Öncelikle incelemeyi yazmadan size kısaca Mehmed Uzun dan bahsetmek istiyorum. Mehmed Uzun türkiyeden İsveç'e sürgün edilmiş kürt bir yazardır. Orda kürt dilini unutmamak ve unutturmamak adına bir çok kitap yazmış ve dergilere yazılar göndermiş. Sadece kürtçe değil Türkçe de kitabı vardır. Kendi örf ve adetini bütün kitaplarında belirtmiş ve bunu bütün herkese göstermek istemiş. Memleketine duyduğu özlem ve hasret duygularını bütün kitaplarında bulabilirsiniz, zaten onu biraz tanıyorsanız Yaşlı Rind'in Ölümü  kitabında da Serdar diye  adlandırdığı kişinin kendisini temsil ettiğini hemen anlayabilirsiniz . Yıl 2007 de Diyarbakır da vefat eden Mehmed Uzun hakkettiği değeri gördüğünü pek sanmıyorum. Ama eminim ki eninde sonunda hakkettiği değeri alacaktır... Nur içinde yat güzel insan...

Bilmiyorum... Böyle bir kitap nasıl anlatılır, nasıl incelenir bilmiyorum. Kürt edebiyatının Dostoveskisi diye adlandırdığım Mehmed Uzunun kaleminden mükemmel bir sanat eseri. Sürgün olduğumuzda bile aslında doğup büyüdüğümüz yere, toprağımıza ait olduğumuzu anlatan mükkemel bir kitap . Kitabı daha yeni bitirdim, içimdeki duyguları anlatmak için hemen incelemesini yapmak istedim. Daha  incelemeye başlamadan içimde bir acı, bir burukluk,bir  keder var... Yaşlının ölümüne mi bu kadar üzüldüm yoksa yaşadığı şeylere mi? Bilmiyorum... Çok fazla soplier vermeden kısaca bir içerikten bahsetmek istiyorum.

    Serdar, ülkesinde yaşanan olaylardan dolayı avrupaya kaçmak isteyen bir genç . Avrupaya kaçmak için de komşu ülkenin şehirlerinden gitmek zorunda. Sınırdan komşu ülkeye geçerken yolda karşılaştığı köyde yaşayan kör bir bilge olan, ayrıca bir dengbej (kürtçede sanatçı demek) de olan bir yaşlı ile biraz sohbeti olur. Bu kısa süren sohbet, serdarın içinde yaşlıya karşı merak uyandırmaya yetmişti.... Herşey burda başlıyor, serdar merakını gidermek için her yıl yaşlıyı ziyarete gelir ve onu tanımaya, geçmişini anlamaya çalışır...

Küçük bir alıntı ile bitirmek istiyorum ;
“Bilirsin... bazı konuşmalar bazen saatlerce, günlerce, haftalarca devam ederler, ama canlı değillerdir, insanı sarsmaz, mest etmezler, yürekte, beyinde dalgalanmazlar. İz bırakmadan giderler...
Ama bazen de kısa süren konuşmalar vardır. Çok da süslenmemiş konuşmalar. Kısa ve dolu konuşmalar. Böylesi konuşmalar insanın yüreğinde, beyninde dalgalanır,coşkuyu körükler-kısa olmalarına rağmen, bitmesi istenmez.”

Uzun zamandır hiç bu kadar etkileyici bir roman okuduğumu hatırlamıyorum. Benim sayemde bu güzel kitabı okursanız, kitap ile ilgili düşüncelerinizi herzaman heyecanla beklerim. Sağlıcakla kalın
128 syf.
Tavsiye üzerine okuduğum bu kitap Mehmed Uzun ile tanışmama vesile oldu.
İyi ki de oldu.
İnsan özünü bilmezse, sözü yavan kalır.
Kalemine sağlık.
Toprağın bol olsun.
"... kim olduğum nereden geldiğim hiç o kadar mühim değil. Aynı şekilde senin kim olduğun da, nereden geldiğin de hiç mühim değil... İnsanız, anlıyor musun, insanız biz!"
Mehmed Uzun
Sayfa 70 - İthaki Yayınları - 15. Baskı - 2019
Savaşlar, haksız savaşlar çılgınlık, alçaklık kötülük ve zayıflığın en aşağılık mertebesidir.
Mehmed Uzun
Sayfa 94 - İthaki Yayınları - 15. Baskı - 2019
... devletler, dinler ve farklı farklı muktedirlerden kaynaklanan emir ve fermanlar insanın ve insanlığın ilerlemesinin önünü keser ve insanların onurlu ve erdemli olmasına izin vermezler.
Mehmed Uzun
Sayfa 83 - İthaki Yayınları - 15. Baskı - 2019

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yaşlı Rind'in Ölümü
Baskı tarihi:
2006
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752732452
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Mirina Kalekî Rind
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Yaşlı Rind
Yaşlı Rind
Mirina Kalekî Rind
Yaşlı Rind'in Ölümü, Mehmed Uzun'un en kişisel romanı olarak değerlendirilebilir. Ülkesinden kaçan, sonrasında İsveç'e yerleşen ve yazmaya başlayan Serdar ile sınırdaki konaklama köyünde karşılaştığı, birçok dil öğrenip, birçok ülke gezen, sonunda hiç tanımadığı sınır köyüne yerleşen Yaşlı Rind'in hikayesi anlatılır. Usta bir kavalcı olan Yaşlı Rind'in hikayesinin etrafında göçmenlik, sürgünlük, kimlikler, aidiyetler ve ülke özlemi yeni ile eski kuşak arasında tartışılır. Müziğin ve şiirin eksik olmadığı romanda Serdar, Rind'in geçmişini aradıkça kendine de varır ve hayata dair güzergahını belirler.

Kitabı okuyanlar 1.587 okur

  • Filiz Temeş
  • Rolêda
  • Timur ÜZEL
  • b
  • ismail fırat demirbaş
  • Suat Tatlı
  • Funda Sa
  • Celal Gür
  • Meryem bozaba
  • 1kalite

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.5
14-17 Yaş
%3.3
18-24 Yaş
%29.3
25-34 Yaş
%43.5
35-44 Yaş
%15.2
45-54 Yaş
%1.1
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%40.3
Erkek
%59

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%45.1 (181)
9
%16.2 (65)
8
%14.5 (58)
7
%5.5 (22)
6
%2.7 (11)
5
%1.7 (7)
4
%0.2 (1)
3
%0.2 (1)
2
%0
1
%0.5 (2)