Ömer Seyfettin bu kitabında da muhteşem dil ve anlatımını konuşturmuş. Hikayelerin neredeyse hepsi ders verir nitelikte . Ömer Seyfettin döneminin yaşam biçimini, insanlarını ve milletin özünü bu eserinde tüm içtenliği ve gerçekliği ile bize yansıtmış.
Ömer Seyfettin sadece çocukların değil her yaşta insanın okuyabileceği muhteşem hikayelere yer vermiş kitabında. Bir öğretmen olarak öğrencilerimin kesinlikle bu kitabi okumalarını arzu edeceğim.
Herkese kitabı öneririm
Yüksek ÖkçelerÖmer Seyfettin · Parıltı Yayıncılık · 20136bin okunma
Kitap birden fazla öyküden oluşmakta. Yüksek Ökçeler kısmından bahsedecek olursak; Dul bir kadının giymiş olduğu yüksek ökçelerin evindeki çalışanlarının yaptığı hırsızlığa davetiye çıkarmasını ve rahatsızlığı sebebi ile bu yüksek ökçeleri çıkardıktan sonra hırsızlık ve kötülüklerin ortaya çıkmasını anlatıyor.
Hatice Hanım gibi yüksek ökçeli ayakkabılarını bile bile giyenler yüzünden bu hayata dair umutlarımız azalıyor. Sırf düzenleri bozulmasın, dengeleri şaşmasın diye baş ağrısına katlanacak kadar aptal insanlarla dolu bu dünya! Sırf bozuk düzeni korumak için, yıkılmasının doğuracağı sonuçlarla uğraşmamak için duyar sağır, gören kör olmaya devam edenler yüzünden biz bir milim yol katedemiyoruz.
9 kısa hikaye:
1-YÜKSEK ÖKÇELER
2-DÜNYANIN NİZAMI
3-BEKÂRLIK SULTANLIKTIR
4-TÜRKÇE REÇETE
5-NİŞANLILAR
6-İNSANLIK VE KÖPEK.
7-ACIKLI BİR HİKÂYE
8-PİRELER
9-MERMER TEZGÂH
Hikayeleri, Ömer Seyfettin Mermer Tezgahında ustalık yapan bir marangoz titizliğinde kaleme almıştır. Hiçbir zaman Yüksek Ökçeler giyip gerçeklerden kaçmamıştır.
Her hikayesinden ayrı bir roman yazılacak kadar konuları böyle kısa öykülere indirgemek büyük ustalık işi.
Kesinlikle yatırım tavsiyesidir.
#OkudumBitti
#YüksekÖkçeler
#ÖmerSeyfettin
Kitap beni taa ilkokul sıralarıma götürdü. Okumayı daha o yaşlarda çok severdim, o nedenle öğretmenim Falaka ve Kaşağı 'yı hediye etmişti var olsun. Birkaç hikayesini daha okumuştum. O zamandan bu zamana hiç okumamışım Ömer Seyfettin.
Yazar 36 yıllık kısacık ömrüne birçok eser sığdırabilmiş. Türk hikayeciliğinin kilometre taşlarından ve kurucu isimlerindendir.
Yirmi yedi hikayeden oluşan kitaba Yüksek Ökçeler öyküsü adını vermiş. İçinden okuduklarım vardı, okumadıklarım daha çok. Genel olarak güzel bir kitap. Çok etkilendiklerim, üzüldüklerim, güldüklerim var. Bir de dipnotlar olmasa daha iyi olurdu, o kadar çok açıklama var ki, aşağıda onları okumaktan konuya odaklanamıyorsunuz.
Velinimet: Tam ders niteliğinde, açlık çeken birinin yükselişini anlatıyor.
Falaka : Dayakçı hocanın mini mini çocukları falakaya yatırışı, çok acımasız. Dönemin eğitim sistemi mizahi bir dille anlatılmış.
Kaşağı : Ömer ve kardeşi Hasan bir çiftlikte yaşamaktadırlar. Atlarlarla oynamayı seven Ömer, İstanbul' dan gelen özel bir Kaşağıyı kırar ve kardeşinin üstüne atar.
Türkçe Reçete
Niçin Zengin Olmamış ve diğerleri.
Hikaye seviyorsanız okumanızı tavsiye ederim.
İyi bayramlar diliyorum, kitapla kalın
Yüksek ÖkçelerÖmer Seyfettin · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20206bin okunma
YÜKSEK ÖKÇELER/ÖMER SEYFETTİN/ÇAĞRI YAYINLARI/128 SAYFA
(Yayınevi ve sayfa sayısını özellikle belirtiyorum. Çünkü sitede bu yayınevinden çıkan baskısı mevcut değil ve sayfa sayısı ve içindeki hikâyeler farklılık gösterebiliyor.) Kitap; Yüksek Ökçeler, Horoz, Dünyanın Nizamı, Türkçe Reçete, Nezle, Bir Vasiyetname, Yemin, Perili Köşk, Zeytin Ekmek, Havyar, Kıskançlık, Tos, Birdenbire, Çirkinliğin Esrarı, Baharın Tesiri, Antiseptik adı altında on altı bölümden oluşuyor. Kitabın bitiminde içerisinde yer alan eski türkçe kelimelerin anlamları koyulmuş ancak bunlara ihtiyaç duyulmuyor, çünkü kitabın basit ve yalın dili o kelimelerin hangi anlama geldiğini otomatikman anlaşılmasını sağlıyor. Sözlükten sonra ise, yine arapça olarak yazılmış hali yer alıyor. Yani kitap yaklaşık üç yüz sayfa ama, sadece 128 sayfası bizim okuyabileceğimiz gibi. Hikayeler kısa ve hepsinde de etkileyici bir taraf var. En çok hangisini beğendiğimi bir türlü karar veremesem de, sanırım Zeytin Ekmek benim için biraz daha iç burkan bir hikayeydi. Diğerlerinin çoğu daha çok tebessüm ettirici tarzda ama bu bölümün çaresizliği çok iyi ifade eden bir hikayesi vardı. Bölümlerin hepsinde mutlaka ders çıkartılabilecek, tebessüm ettirecek ve hayrete düşürecek bazı yerler var ve bu da okunabilirliğini arttırmış. Yazarın kalemini ve anlatım tarzını her zaman sevmişimdir zaten. Bu kitapta da kurgusu kadar anlatımı da içine alıp götürüyor. Hikayelerin kısa olması, olayların hemen sonuçlanması ve mesajlar içermesi de ayrıca artı puan katıyor.
Yüksek ÖkçelerÖmer Seyfettin · Timaş Çocuk Yayınları · 20216bin okunma
Ömer Seyfettin ile tanışıklığım ilkokul yıllarında Kaşağı adlı hikayesi ile olmuştu. Bir çoğunuzun da muhtemelen öyle olmuştur. O zamanki çocuk ruhumla beni bayağı etkilemişti. Yıllar sonra tekrar Ömer Seyfettin okumak bana o yılları hatırlattı. Yüksek Ökçeler kitabında her biri bir ders niteliğinde derlenmiş 22 hikaye mevcut. Akıcı ve sade bir dille yazıldığından çabuk bitiyor okurken sıkılmıyorsunuz. Ömer Seyfettin okunması gereken yazarlardan. Keşfetmeye geç kalmayın derim.
Yüksek ÖkçelerÖmer Seyfettin · İnkılap Kitabevi · 20176bin okunma
Ömer Seyfettin’i bilen bilir. Öyküleri akıcı ve yalın bir dile sahiptir. Dönemini göz önüne alınca zaten hiçbirimiz şaşırmayız buna. Kitaba gelirsek; Ömer Seyfettin’in 22 öyküsünü içerisinde barındırıyor kitap(umarım yanlış saymamışımdır). Her bir öykü çok güzel mesajlar veriyor bence. Sadizmi ve mazoşizmi konu alan Busenin Şekl-i İptidaîsi benim en beğendiğim öyküydü açıkçası. Toplumun insan hayatında yer alabilecek olan bu gibi hastalıklardan bihaber oluşunu güzelce özetlemiş. Aynı zamanda Mehmaemken bölümü de beni etkileyen öykülerden biriydi.
Şimdiye kadar neden okumadığımı sorguluyorum açıkçası. Böylesine severek okuyacağımı düşünmemiştim, İyi ki okumuşum dediklerimden oldu. İnsana güzel şeyler katan bir kitap.
Gerçekten gerek var mıydı dedirten Ömer Seyfettin hikâyeler derlemesi. Anlamadığım hikâyeler vardı ve bunu o zamanın koşullarına bağladım ama bundan yüzyıllar öncesinde yaşayan Mevlana, Yunus Emre gibi insanların yazdıkları bile anlaşılıyorken bundan 1 yy önce yazılan hikayelerin mantığını anlamıyor oluşum beni üzdü açıkçası. Güzel mantıklı hikâyeler hiç mi yoktu, tabi ki vardı. Mesela horoz hikâyesinde bir genç kızın kafasından, dünyaya düşüncelere teşbihlere şahit oluyoruz ve yer yer ona hak bile veriyoruz. Kızın tüm bunları düşünmesinın erkeği sevmemesinin, baskın otoriteye karşı oluşunun temelinde babası yatıyor. Bu yüzdendir ki baskın sert babasını horoz ile özdeşleştiryor. Bu çok güzel bir hikayeydi altta iletilen mesajda gayet güzeldi. Hikâye babalar ve horoz ilişkisi üzerine kurulması gayet özgün bir fikir. Ve başarılı. Taa kii dünyanın nizamını okuyana dek. Bir hikâye en fazla bu kadar berbat ve iğrenç edilebilir. Neden yazmış anlamadım. Acaba horozu yayinlayinca o zamanın şartlarına göre erkek egemenliğe aykırı olduğundan çok fazla eleştiri geldi de genç kızların aklını karıştırıyor gibisinden (?) O yüzden mi bir hikâye daha ekleyerek devamını yazma gereksinimi duydu. Ôyleyse o kadar üzücü ve vahim bir durum ki.
Ömer Seyfettin (d. 11 Mart 1884 Gönen Balıkesir, – ö. 6 Mart 1920 İstanbul), Türk edebiyatının önde gelen hikâye yazarlarındandır. Asker, şair ve güçlü bir edebi yeteneği olan bir öğretmendir. Türk kısa hikâyeciliğinin kurucu ismidir. Ayrıca edebiyatta Türkçülük akımının kurucularındandır. Türkçede sadeleşmenin savunucusudur. Kısa ömrüne pek çok sayıda eser sığdırmıştır.
1884 yılında Gönen'de (Balıkesir) doğdu. Yüzbaşı Ömer Şevki Beyle, Fatma Hanımın ikisi küçük yaşlarda ölen dört çocuğundan birisidir. Öğrenimine Gönen'de bir mahalle mektebinde başladı. Ömer Şevki Beyin görevinin nakli dolayısıyla Gönen'den ayrılan aile İnebolu ve Ayancık'tan sonra İstanbul'a geldi. Ömer Seyfettin, önce Mekteb-i Osmanîye, 1893 ders yılı başında da Askerî Baytar Rüştiyesine kaydedildi. Bu okulu 1896'da tamamlayarak Edirne Askerî İdadîsine devam etti. 1900'de İdadî'yi bitirerek İstanbul'a döndü. Burada Mekteb-i Harbiye-i Şahâne'ye başladı. 1903 yılında Makedonya'da çıkan karışıklık üzerine "Sınıf-ı müstacele" denilen bir hakla imtihansız mezun oldu.
Ömer Seyfettin, mezuniyetten sonra piyade asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik'te bulunan Üçüncü Ordunun İzmir Redif Tümenine bağlı Kuşadası Redif Taburuna tayin edildi. 1906'da İzmir Jandarma Okuluna öğretmen olarak atandı. Bu, Ömer Seyfettin için önemlidir; zira bu vesileyle İzmir'deki fikrî ve edebî faaliyetleri takip edecek ve bunlar içerisinde yer alan gençlerle tanışacaktır. Nitekim batı kültürünü tanıyan Baha Tevfik'ten Fransızca bilgisini artırmak için teşvik gördü; Necip Türkçüden ise sade Türkçe ve millî bir dille yapılan millî edebiyat konusunda önemli fikirler aldı.
Ömer Seyfettin Ocak 1909'da Selanik Üçüncü Orduda görevlendirildi. Selanik'te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi Akil Koyuncunun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemlere çevrildikten sonra 11 Nisan 1911'de Ömer Seyfettin'in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayımlandı. Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Savaşının başlaması üzerine dağılmak zorunda kaldı. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrıldı, Yanya Kuşatmasında esir düştü. Nafliyon'da geçen 1 yıllık esareti sırasında sürekli okumuştu. "Mehdi", "Hürriyet Bayrakları" gibi hikâyelerini bu dönemde yazdı. Hikâyeleri Türk Yurdunda yayımlandı. Esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak yazarlık hayatı için önemli olacak tecrübeler kazandı.
Ömer Seyfettin 1913'te esareti bitince İstanbul'a döndü. 23 Ocak 1913'te Enver Paşanın organize ettiği Babıali Baskınına katıldı. Daha sonra askerlikten ayrıldı, yazarlık ve öğretmenlikle hayatını kazanmaya başladı. Türk Sözü dergisinin başyazarlığına getirildi ve burada Türkçü düşüncenin sözcülüğünü yapan yazılar yazdı. 1914 yılında Kabataş Sultanisinde öğretmenlik görevine başladı ve bu görevini ölümüne kadar sürdürdü.
1915'te İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerinden Doktor Besim Ethem Beyin kızı Calibe Hanımla evlenmiştir. Bu evlilik Güner isimli bir kız çocuğuna rağmen bozulunca tekrar yalnızlığına döndü. 1917'den ölüm tarihi olan 6 Mart 1920'ye kadar geçen zaman birçok acı ve sıkıntıya rağmen verimli bir hikâyecilik dönemini içine alır. Bu dönemde 10 kitap dolduran 125 hikâye yazdı. Hikâye ve makaleleri Yeni Mecmua, Şair, Donanma, Büyük Mecmua, Yeni Dünya, Diken, Türk Kadını gibi dergilerle Vakit, Zaman ve İfham gazetelerinde yayımlandı. Bir yandan öğretmenlik yapmayı sürdürdü.
Hastalığı 25 Şubat 1920'de artınca yazar, 4 Martta hastahaneye kaldırıldı. 6 Mart 1920'de hayata gözlerini yumdu. Önce Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığına defnedilir. Daha sonra mezarı buradan yol geçeceği veya araba garajı yapılacağı gerekçesiyle 23 Ağustos 1939'da Zincirlikuyu Mezarlığına nakledildi.
En yakın arkadaşı Ali Canip Yöntem, onun hayatını ve mizacını anlatan, en kuvvetli hikâyelerini içeren Ömer Seyfettin ve Hayatı adlı bir kitap yazdı ve bu kitap 1935 yılında yayımlandı. Kısa bir süre sonra da bütün hikâyeleri bir kitap serisi halinde basılmıştır ve bu hikâyeler günümüzde de okunmaktadır.
Detaylı bilgi ve kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Ömer_Seyf...