Ömer Seyfettin ile tanışıklığım ilkokul yıllarında Kaşağı adlı hikayesi ile olmuştu. Bir çoğunuzun da muhtemelen öyle olmuştur. O zamanki çocuk ruhumla beni bayağı etkilemişti. Yıllar sonra tekrar Ömer Seyfettin okumak bana o yılları hatırlattı. Yüksek Ökçeler kitabında her biri bir ders niteliğinde derlenmiş 22 hikaye mevcut. Akıcı ve sade bir dille yazıldığından çabuk bitiyor okurken sıkılmıyorsunuz. Ömer Seyfettin okunması gereken yazarlardan. Keşfetmeye geç kalmayın derim.
Yüksek ÖkçelerÖmer Seyfettin · İnkılap Kitabevi · 20176bin okunma
Ömer Seyfettin’i bilen bilir. Öyküleri akıcı ve yalın bir dile sahiptir. Dönemini göz önüne alınca zaten hiçbirimiz şaşırmayız buna. Kitaba gelirsek; Ömer Seyfettin’in 22 öyküsünü içerisinde barındırıyor kitap(umarım yanlış saymamışımdır). Her bir öykü çok güzel mesajlar veriyor bence. Sadizmi ve mazoşizmi konu alan Busenin Şekl-i İptidaîsi benim en beğendiğim öyküydü açıkçası. Toplumun insan hayatında yer alabilecek olan bu gibi hastalıklardan bihaber oluşunu güzelce özetlemiş. Aynı zamanda Mehmaemken bölümü de beni etkileyen öykülerden biriydi.
Şimdiye kadar neden okumadığımı sorguluyorum açıkçası. Böylesine severek okuyacağımı düşünmemiştim, İyi ki okumuşum dediklerimden oldu. İnsana güzel şeyler katan bir kitap.
Gerçekten gerek var mıydı dedirten Ömer Seyfettin hikâyeler derlemesi. Anlamadığım hikâyeler vardı ve bunu o zamanın koşullarına bağladım ama bundan yüzyıllar öncesinde yaşayan Mevlana, Yunus Emre gibi insanların yazdıkları bile anlaşılıyorken bundan 1 yy önce yazılan hikayelerin mantığını anlamıyor oluşum beni üzdü açıkçası. Güzel mantıklı hikâyeler hiç mi yoktu, tabi ki vardı. Mesela horoz hikâyesinde bir genç kızın kafasından, dünyaya düşüncelere teşbihlere şahit oluyoruz ve yer yer ona hak bile veriyoruz. Kızın tüm bunları düşünmesinın erkeği sevmemesinin, baskın otoriteye karşı oluşunun temelinde babası yatıyor. Bu yüzdendir ki baskın sert babasını horoz ile özdeşleştiryor. Bu çok güzel bir hikayeydi altta iletilen mesajda gayet güzeldi. Hikâye babalar ve horoz ilişkisi üzerine kurulması gayet özgün bir fikir. Ve başarılı. Taa kii dünyanın nizamını okuyana dek. Bir hikâye en fazla bu kadar berbat ve iğrenç edilebilir. Neden yazmış anlamadım. Acaba horozu yayinlayinca o zamanın şartlarına göre erkek egemenliğe aykırı olduğundan çok fazla eleştiri geldi de genç kızların aklını karıştırıyor gibisinden (?) O yüzden mi bir hikâye daha ekleyerek devamını yazma gereksinimi duydu. Ôyleyse o kadar üzücü ve vahim bir durum ki.
Ömer Seyfettin’in okuduğum ilk eseri Yüksek Ökçeler oldu bu kadar akıcı,sürükleyici ve birbirinden derin anlamlar yüklü öykülerden oluştuğunu tahmin etseydim önceden okurdum kesinlikle verimli bir okuma oldu. Kitap yorumundan önce kısaca şundan bahsetmek istiyorum @istanbuleyüpbelediyesinin düzenlediği yarışma kitaplarını okuyorum bu aralar ve gerçekten de iyiki bu yarışmaya katılmışım dedim Eyüp Belediyesinin bizim için seçtiği kitaplar şahane dostlar️ Kısaca kitaptan bahsetmem gerekirse Kitap; Yüksek Ökçeler, Horoz, Dünyanın Nizamı, Türkçe Reçete, Nezle, Bir Vasiyetname, Yemin, Perili Köşk, Zeytin Ekmek, Havyar, Kıskançlık, Tos, Birdenbire, Çirkinliğin Esrarı, Baharın Tesiri, Antiseptik adı altında on altı bölümden oluşuyor. Hikayeler gayet yalın ve baştada bahsettiğim gibi birbirinden anlamlı on altı bölümden oluşuyorİçinden en begendiğim bölüm kitaba da isminin verildiği Yüksek Ökçeler, Horoz bölümü ise çok hoşuma gitti tebessüm ettiren bir bölümdü bende birse Zeytin Ekmek bölümü çok acıklıydı. Kitapların konusuna fazla değinmeyeceğim okuyanlar ne kadar kusursuz bir eser olduğunu anlayacaktır 36 yıllık kısacık ömrüne sığdırdığı kockoca eserleri takdire şayandır Okumayanlar varsa şiddetle değil sevgiyle tavsiyemdir
°Kitap okuma yarışması vasıtasıyla (keşke katılmasaydım) okuduğum, yarışmaya katılan çoğu kişinin "Ne gerek vardı bu kitaba?" dediği, benim de baştan bu şekilde düşündüğüm ama kitabın bana göre olmamasına rağmen en azından sıkmadığını fark edip şans verdiğim bir kitap oldu kendisi.
°Ömer Seyfettin'i tanımak için doğru bir kitap mıydı bilemiyorum ama yazım dili gayet güzeldi bence. Zaten yazar Türkçeleşmenin öncülerinden olduğu için kitabına da bu yalınlığı yansıtmıştı. Bu da kitabın okumasını bir hayli kolaylaştırmıştı.
°Tamam, yazım dili olarak okumak kolaydı ama anlattığı şeyleri okumak kolay mıydı, bilemiyorum. Bana kalırsa +16 bir kitaptı. Içinde o kadar da sakıncalı bir şey yoktu, abartma diyebilirsiniz. Fakat ben kadının şehvet malzemesi olmasını, sürekli kadından hayranlıkla bahsedilmesini, vücudunun tasvir edilmesini, gece hayatının anlatılmasını ve daha saymak istemediğim birçok seyi kesinlikle sakıncalı buluyorum. En azından küçük yaşlarda birinin okuması için... Kitabı 12 yaşındaki kardeşim de okumayı istedi, ona okutmadım mesela. Yarışmaya 12-13 yaşında çocuklar da katılmış üstelik. Üzüldüm. Neden bunu düşünerek kitap seçmemişler ki?
°Neyse, yarışmaya odaklamadan anlatırsam; kitap yanlış hatırlamıyorsam aşağı yukarı 20 hikayeden oluşuyor. Kimi hikayeleri aşırı anlamsızdı bence. Hikaye bitince "Eee, yani?" dediğim çok oldu :D Ama tek tük de olsa mantıklı hikayeler de vardı. Yanlış düşünceler de vardı elbette ama ben bu konuda yazarı suçlamayı mantıklı bulmuyorum. Kitaplar dönemin aynasıdır ve bu kitap da o dönemin, o dönemin düşünce tarzının anlatıldığı hatta belki de yer yer eleştirildiği (ben öyle bir anlamı çok çıkaramasam da:D) bir eserdi.
°Hadi Erva, ne anlattın sadede gel derseniz;
Okumaya gerek olduğunu pek düşünmüyorum. Eminim Ömer Seyfettin'in
Kitap klasik Ömer Seyfettin tarzında hikayelerden oluşuyor. Bu kitapta 6 hikayeye yer verilmiş ve benim en beğendiğim son hikaye olan "Primo Türk Çocuğu Nasıl Doğdu Ve Nasıl Öldü?" oldu. Öncelikle Ömer Seyfettin'in kaleminden bahsetmek istiyorum. Kendisi Milli Edebiyat akımının öncülerinden olduğu için dili oldukça sade ve akıcı. Bu zamanda bile okuyup anlayabiliyorsak kesinlikle bu akıma borçluyuz. Yaşadığı yıllar savaş dönemine geldiği için midir bilmem benim okuduğum tüm hikayeleri hep hüzünlüydü. Bu hikayeleri de şaşırtmadı :) Dönemin özelliklerini , yaşayışlarını, insan ilişkilerini bize yaşatırcasına yazdığı bu kitapta, en başta söylediğim gibi en beğendiğim "Primo" oldu. İçindeki Türklük aşkıyla küçücük bedeninin içinde verdiği mücadele beni duygulandırdı. Buradaki milliyetçilik mevzusu tartışılar fakat kendinizi Primo'nun daha doğrusu Oğuz'un yerine koymadan fikir beyan etmek doğru olmaz sanıyorum. Ben kendi adıma Oğuz'da kendimden bir parça gördüm. Umarım hikayenin sonunda Oğuz adını tarihe yazdırabilmiştir. Hoş bizim nice Oğuz kahramanlarımız var dillere destan olan... Yüksek ÖkçelerÖmer Seyfettin
Türk Edebiyatı'nın önemli isimlerinden olan Ömer Seyfettin, bu kitabında yirmi tane hikayeyi bir araya getirmiş ve sonucunda güzel bir eser ile karşımıza çıkmıştır. 1964 yılında Milli Eğitim Bakanlığı, Türkçe ve Edebiyat derslerinde okutulmak üzere öğretmenlere tavsiye etmiştir. Ayrıca elimde olan kitap 1981 yılı basımıdır. Kitapta hikayelere baktığımız zaman Ömer Seyfettin'in yaşadığı dönemdeki toplumun bozulmuşluğunu, modernleşme sürecini, güvensiz, hilekar , yalanın, kabadayının boy gösterdiğini ve daha birçok konuyu üstü kapalı bir şekilde okuyucuya dönemin yalın diliyle anlatmaya çalışmıştır. Okurken keyif aldığım hikayeler ayrıca günümüze de baktığımızda kısmen benzerlikler gösterebilmektedir bazı konularda ve insanı bir dakika da olsa durup düşünmeye teşvik etmektedir. Ünlü Türk hikayecisi son nefesine kadar yazılar yazmaya gayret etti. Trajik ve üzücü bir şekilde hayatını kaybetti öldükten sonra ise bedeni kadavra olarak kullanıldı..
İyi okumalar...
Herkese tekrardan merhaba. Bu hafta okuduğum kitap Ömer Seyfettin’in ‘’Yüksek Ökçeler’’ isimli öykü kitabı. Ben bu kitabı bir kitap yarışmasına katıldığım için okudum ve aslında sevdim de. Kitap hepimizin duyduğu veya az buçuk bildiği Yüksek Ökçeler isimli öyküyle başlıyor. Ancak diğer öykülerinin ismini ise ilk defa duydum desem yeridir. Çünkü Ömer Seyfettin’in daha önce duyulmayan öykülerine yer verilmiş. Hepsi oldukça kısa ve okurken zaten ne zaman bitmiş anlamıyorsunuz bile. Her bir öyküde farklı bir yaşam dersi var. Her öyküyü okuduktan sonra sonunda mutlaka size bir şey katmış oluyor. Benim kitaplarda en çok sevdiğim yan budur. Bana bir şey kattığı an benim için fazlasıyla değerlidir. Tabi zevk için de okuyan insanlar vardır illa ki. Ama hep zevk için okumanın önüne geçmiştir bende bu bir şeyler öğrenme hali. Dediğim gibi kitabı okumak hoşuma gitti. O dönemin diliyle yazılmış olsa da kitabı basan yayınevi bazı kelimeleri günümüz Türkçesine çevirirken bazı kelimeleri de metnin bütünlüğünün bozulmaması amacıyla sayfaların alt bölümlerinde yer verilmiş.
kitap28.blogspot.com/2021/05/omer-se...
Ömer seyfettin okuduğum ikinci kitabı ilkine göre daha sade anlaşılabilir bir dili var ve kısa hikayelerden oluşuyor genç yaşta dul kalmış zengin bir kadının hikayesini anlatıyor
Yüksek ÖkçelerÖmer Seyfettin · İnkılap Kitabevi · 20176bin okunma
Kitap toplamda 22 öyküden oluşmaktadır. İlki kitaba da ismini veren Yüksek Ökçeler’dir. Sonrasında; Horoz, Dünyanın Nizamı, Türkçe Reçete, Nezle, Busenin Şekl-i İptidaisi, Bir Vasiyetname, Yemin, Çirkinliğin Esrarı, Baharın Tesiri, Havyar, Kıskançlık, Tavuklar, Apandisit, Beşeriyet ve Köpek, Muayene, Tuğra, Sultanlığın Sonu, Pireler, Kumrular, At, Mehmaemkan. En çok üzüldüğüm Kıskaçlık öyküsü oldu ve beni en çok etkileyenler de Pireler ve Mehmaemkan’dı. Toplumun cehalet ile gülünç konuma gelen taraflarını ele almıştır yazar. Ayrıca Ömer Seyfettin dilde sadeleşmeyi savunan ve bu nedenle öykülerinde yalın ve anlaşılır bir dil kullananan yazardır.
Yüksek ÖkçelerÖmer Seyfettin · İnkılap Kitabevi · 20176bin okunma
Ömer Seyfettin (d. 11 Mart 1884 Gönen Balıkesir, – ö. 6 Mart 1920 İstanbul), Türk edebiyatının önde gelen hikâye yazarlarındandır. Asker, şair ve güçlü bir edebi yeteneği olan bir öğretmendir. Türk kısa hikâyeciliğinin kurucu ismidir. Ayrıca edebiyatta Türkçülük akımının kurucularındandır. Türkçede sadeleşmenin savunucusudur. Kısa ömrüne pek çok sayıda eser sığdırmıştır.
1884 yılında Gönen'de (Balıkesir) doğdu. Yüzbaşı Ömer Şevki Beyle, Fatma Hanımın ikisi küçük yaşlarda ölen dört çocuğundan birisidir. Öğrenimine Gönen'de bir mahalle mektebinde başladı. Ömer Şevki Beyin görevinin nakli dolayısıyla Gönen'den ayrılan aile İnebolu ve Ayancık'tan sonra İstanbul'a geldi. Ömer Seyfettin, önce Mekteb-i Osmanîye, 1893 ders yılı başında da Askerî Baytar Rüştiyesine kaydedildi. Bu okulu 1896'da tamamlayarak Edirne Askerî İdadîsine devam etti. 1900'de İdadî'yi bitirerek İstanbul'a döndü. Burada Mekteb-i Harbiye-i Şahâne'ye başladı. 1903 yılında Makedonya'da çıkan karışıklık üzerine "Sınıf-ı müstacele" denilen bir hakla imtihansız mezun oldu.
Ömer Seyfettin, mezuniyetten sonra piyade asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik'te bulunan Üçüncü Ordunun İzmir Redif Tümenine bağlı Kuşadası Redif Taburuna tayin edildi. 1906'da İzmir Jandarma Okuluna öğretmen olarak atandı. Bu, Ömer Seyfettin için önemlidir; zira bu vesileyle İzmir'deki fikrî ve edebî faaliyetleri takip edecek ve bunlar içerisinde yer alan gençlerle tanışacaktır. Nitekim batı kültürünü tanıyan Baha Tevfik'ten Fransızca bilgisini artırmak için teşvik gördü; Necip Türkçüden ise sade Türkçe ve millî bir dille yapılan millî edebiyat konusunda önemli fikirler aldı.
Ömer Seyfettin Ocak 1909'da Selanik Üçüncü Orduda görevlendirildi. Selanik'te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi Akil Koyuncunun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemlere çevrildikten sonra 11 Nisan 1911'de Ömer Seyfettin'in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayımlandı. Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Savaşının başlaması üzerine dağılmak zorunda kaldı. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrıldı, Yanya Kuşatmasında esir düştü. Nafliyon'da geçen 1 yıllık esareti sırasında sürekli okumuştu. "Mehdi", "Hürriyet Bayrakları" gibi hikâyelerini bu dönemde yazdı. Hikâyeleri Türk Yurdunda yayımlandı. Esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak yazarlık hayatı için önemli olacak tecrübeler kazandı.
Ömer Seyfettin 1913'te esareti bitince İstanbul'a döndü. 23 Ocak 1913'te Enver Paşanın organize ettiği Babıali Baskınına katıldı. Daha sonra askerlikten ayrıldı, yazarlık ve öğretmenlikle hayatını kazanmaya başladı. Türk Sözü dergisinin başyazarlığına getirildi ve burada Türkçü düşüncenin sözcülüğünü yapan yazılar yazdı. 1914 yılında Kabataş Sultanisinde öğretmenlik görevine başladı ve bu görevini ölümüne kadar sürdürdü.
1915'te İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerinden Doktor Besim Ethem Beyin kızı Calibe Hanımla evlenmiştir. Bu evlilik Güner isimli bir kız çocuğuna rağmen bozulunca tekrar yalnızlığına döndü. 1917'den ölüm tarihi olan 6 Mart 1920'ye kadar geçen zaman birçok acı ve sıkıntıya rağmen verimli bir hikâyecilik dönemini içine alır. Bu dönemde 10 kitap dolduran 125 hikâye yazdı. Hikâye ve makaleleri Yeni Mecmua, Şair, Donanma, Büyük Mecmua, Yeni Dünya, Diken, Türk Kadını gibi dergilerle Vakit, Zaman ve İfham gazetelerinde yayımlandı. Bir yandan öğretmenlik yapmayı sürdürdü.
Hastalığı 25 Şubat 1920'de artınca yazar, 4 Martta hastahaneye kaldırıldı. 6 Mart 1920'de hayata gözlerini yumdu. Önce Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığına defnedilir. Daha sonra mezarı buradan yol geçeceği veya araba garajı yapılacağı gerekçesiyle 23 Ağustos 1939'da Zincirlikuyu Mezarlığına nakledildi.
En yakın arkadaşı Ali Canip Yöntem, onun hayatını ve mizacını anlatan, en kuvvetli hikâyelerini içeren Ömer Seyfettin ve Hayatı adlı bir kitap yazdı ve bu kitap 1935 yılında yayımlandı. Kısa bir süre sonra da bütün hikâyeleri bir kitap serisi halinde basılmıştır ve bu hikâyeler günümüzde de okunmaktadır.
Detaylı bilgi ve kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Ömer_Seyf...