Merhaba 1K okurları!
İlk ismini duyduğumda konusu aşk sanmıştım. Ama kitaba başladığımda daha derin yaralarımla tanıştım. Özgeçmişim, acılarımın başladığı bilinçaltı noktalarım. Binbir yara taşıyormuşum tek bir acıda bile.
İnsan ailesini seçemiyor ki acısına da karar versin. Ailemden değil şikayetim, haşa. Cümle sülalemin melankolisini, attığı her adımı secereme kazımalarına da minnet duyamadım açıkcası.
Değil ana-babamın, amca, dayı, nine, dede, konu-komşu bir de
"Ay ben ne ettim de bunları buldum?" dediğim çok dert olmuştur. Meğerse, ben değil, onlar etmiş, ben bulmuşum. Hani derler ya:" Eder analar-atalar, ceremesini çeker çocuklar." Aynen öyle. Ceremesini çektiklerimin canına kurban mı ediyorum canımı? Bağı koparma, karmayı durdurma eylemine geçecek kadar da gücüm kalmadığına göre sülaleme şöyle en içten bir 'selam' gönderiyorum.
Çok düşünürdüm "kime çekti şu çocuk?" Haram da yedirmedim ama... Demek ki öyle olmuyormuş. "Selam verdiğinin hakkı geçer," misali huy kapıyormuşsun yolu yolundan geçenden. E ne yapalım? Uzaya mı kaçalım?
Tabii öyle oradan konuşmak kolaydı di mi:)
Ne çok isterdim psikolok olmayı, ya da psikolojik danışman da olabilirdi. Bir çok kanayan yaraya el uzatmayı, ağlayan çocuk misali. İçimizdeki yaralı çocukların güneşi hep geceye saklanmış. Kaçımız farkına varabiliyoruz o çocuğun?
Bilinçaltımız depoluyor taa 7 kat sülalemizin anılarını da, biz o kapıyı açıp özgür bırakıyor muyuz? Sanmıyorum. Ama ben, yaralarımı sarmaya ailemle tek tek hesaplaşmayla başladım. Nasıl mı? Kırmadan geçiyorum karşılarına, içimde birikenleri usulca anlatıyorum. Belki hayalen, belki birebir. Bunu bana öğreten birisi vardı, bana çok yardımcı olan. Tabii sonra o da dayanamadı, deliye danışman olmak kolay değil:) Konumuzda bu değil nasıl olsa. Nerede kalmıştık? Evet