Koyunlar her zaman eğitimsiz değildir!
Puan vermedi
Kitleler Psikolojisi, üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen hâlâ güncelliğini koruyan bir kitap. Gustave Le Bon, insanların tek başlarınayken ve bir kalabalığın parçası olduklarındaki davranış farklarını inceliyor. Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, eğitimli ve kültürlü insanların bile kalabalık içinde sorgulama becerilerini kaybedebilmeleri oldu. Milletvekillerinin mecliste zaman zaman birbirlerine bağırmalarını, hakaret etmelerini ve hatta kavga etmelerini hep garip bulurdum. Bu kitap, en azından bu davranışların arkasındaki psikolojiyi anlamama yardımcı oldu. Ayrıca kitap, iyi niyetle başlayan bazı toplumsal hareketlerin neden zamanla kontrolden çıkabildiğini de düşündürdü. Çünkü kalabalıklar bazen bireylerin tek başlarına asla savunmayacağı davranışları normalleştirebiliyor. Elbette günümüzde eleştirilen bazı görüşleri var. Ancak buna rağmen kitap, insanın kalabalığın içinde neden farklı davrandığını anlamak açısından hâlâ değerli. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan soru şuydu: Gerçekten kendi düşüncemin peşinden mi gidiyorum, yoksa kalabalığın peşinden mi?
Kitleler PsikolojisiGustave Le Bon · Tutku Yayınevi · 20165,2bin okunma
10/10
·69 syf.··
Beğendi
·
2026 229. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 18:00
Ana karakter olan açlık sanatçısı, aç kalmayı bir sirk gösterisi veya ucubelik olarak değil, ulaşılması en zor sanat formu olarak görür. Kendisine biçilen sürenin ötesinde bile aç kalmak ister ancak yöneticisi tarafından engellenir.Zamanla toplumun zevkleri değişir ve açlık sanatçısının gösterilerine olan ilgi azalır. İnsanlar başka eğlencelere yönelir ve sanatçıyı kafesinde unutan kitleler haline gelir.Sirk yöneticisi tarafından bir köşeye terk edilen sanatçı, gösteri yapamadığı için kafeste istediği gibi oruç tutmaya devam eder. Ölüm döşeğindeyken, dikkat çekmek için değil, başka bir yemek bulamadığı için oruç tuttuğunu itiraf eder ve gözlerden uzak şekilde hayatını kaybeder
Hayata Dair
Açlık SanatçısıFranz Kafka · Altıkırkbeş Basın Yayın · 20007,5bin okunma
Reklam
Kadının Adı Yok
2/10
·182 syf.··
2026 8. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 15:43
Duygu Asena’nın 1987 yapımı "Kadının Adı Yok" eseri, edebi bir şaheser olmaktan ziyade, Türkiye’de kadın hareketinin fitilini ateşleyen sosyolojik bir manifesto ve dönemsel bir belgedir. Romanın başkahramanının bir isminin olmaması, onun kişisel hikayesini aşarak erkek egemen toplumda baskı gören, kimliği "birinin kızı" ya da "birinin eşi" olmakla sınırlandırılmış tüm kadınların ortak sesi haline gelmesini sağlar. Yazıldığı dönemin toplumsal tabularını korkusuzca yıkan eser; cinsellik, evlilik içi mutsuzluklar ve kadının bedensel özgürlüğü gibi konuları ilk kez bu kadar açık yüreklilikle masaya yatırmıştır. ​Edebi açıdan incelendiğinde ise kitap, sanatsal derinlik ve karakter tahlilleri bakımından zayıf ve didaktik bulunabilir. Duygu Asena, karmaşık metaforlar yerine bir gazeteci yalınlığıyla, konuşma diline yakın ve adeta bir günlük hafifliğinde bir üslup tercih etmiştir. Bu durum, romandaki kadın ve erkek karakterlerin bazen çok keskin ve tek boyutlu (stereotipik) kalmasına yol açsa da, kitabın her sosyo-ekonomik düzeyden okuyucuya hızla ulaşmasını ve geniş kitleler tarafından tüketilmesini kolaylaştırmıştır. ​Sonuç olarak kitap, estetik ve kurgusal derinlik arayan okurları tamamen tatmin etmeyebilir; ancak kadının var olma mücadelesini ekonomik bağımsızlık ve eğitim eksenine oturtarak yapıcı bir çözüm sunması bakımından tarihi bir öneme sahiptir. Bugün okunduğunda içerdiği bazı isyanlar günümüz kuşağına basit veya tanıdık gelse de, bu durum eserin güncelliğini yitirdiğini değil, açtığı yol sayesinde bugün bu tabuların çok daha rahat konuşulabildiğini kanıtlamaktadır.
Kadının Adı YokDuygu Asena · Doğan Kitap · 20268,1bin okunma
8/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2026 00:00
Halkla ilişkiler disiplininin kurucusu kabul edilen Edward Bernays’in Propaganda kitabı, “iletişim üzerine eski bir metin” ama modern metinlerin ilki sayılabilir. Kitabın ilk baskısı 1928 yılında yapılmış. Önemi ise modern kitle yönetiminin nasıl çalıştığını soğukkanlı biçimde anlatan bir eser olmasından geliyor. Bernays, bugün “manipülasyon” dediğimiz pek çok tekniği açıkça hatta zaman zaman gururla savunuyor. O, Freud’un yeğeni olmasıyla da bilinir. Bu biyografik ayrıntı önemli çünkü metnin arka planında güçlü bir psikanalitik varsayım var: "İnsanlar sandığımız kadar rasyonel değildir." Bernays'e göre kitleler bilinçli seçimler yapmaz; sembol, duygu ve tekrarlarla yönlendirilir. Bu fikir, günümüz reklamcılığı ve siyasal iletişimin temelini oluşturuyor. Bernays için propaganda, toplumu düzenlemenin kaçınılmaz ve hatta gerekli bir aracı. Elit bir azınlık, “karmaşık toplumlarda düzeni sağlamak için” kitleleri yönlendirmelidir. Bu düşüncede bir açıklık var: Demokrasi ideali ile görünmez bir yönlendirme mekanizması aynı anda savunulur. Kitapta verilen somut örnekler dikkat çekici. Örneğin, vaktiyle sigara endüstrisinin kadınlara yönelik kampanyaları, “özgürlük meşalesi” metaforuyla sunulmuş. Böylesi bir anlatı, yalnızca bir ürün satışını değil, toplumsal davranışın yeniden kodlanmaya çalışıldığını da gösteriyor. Bugünden bakıldığında bu örnek, reklamcılığın “ürünü sadece satmaya çalışan” rolünden çıkıp “kimlik üretim” aracına dönüştüğünü gösteren erken bir olay gibi. Bernays’in dili teknik ve sakin. Duygusal bir savunma yapmıyor; daha çok, mühendis gibi yazıyor. Bu soğukluk, metnin arkasında yatan fikrin de göstergesi. Bu dilden, yönlendirmenin kaba bir zorlama değil, ince bir tasarım işi olduğu anlaşılıyor. Propaganda, yalnızca bir “ikna sanatı” kitabı değil, modern
PropagandaEdward Bernays · Pegasus Yayınları · 2023195 okunma
5/10
·86 syf.··
2026 7. kitabı
Dili aşırı ağır olmasından ötürü zor bir okuma süreci oldu benim için bazı yerleri anlamayıp tekrar tekrar okudum. Bazen de yayınevinden dolayı mı çevirisinden mi anlamadığım cümleler oldu. Tamamen fikir odaklı kitapları okumayı severim ama bu kadar kısa olmasına rağmen okurken zorlandım diyebilirim. "Kimse kimseye aslında ne olduğunu,ne hissettiğini de sormamaktadır.Şu var olan haliyle kitleler ,hiçbir şeyi temsil etmemektedir." Diyor ve çok güzel de açıklıyor bazı fikirleri o kadar güzel anlatmış ve bir dayanak noktası buluyor ki hak vermemek elde değil. Yazar kitapta modern toplumun artık konuşmadığını, sadece izlediğini söylüyor.Ona göre bu sessizlik bir yenilgi değil bir direniş biçimidir. Çünkü yığınlar, hiçbir tepki vermeyerek sistemi çözümsüz bırakır. Konuşmazlar tepki vermezler ama her şeyi emerler. Belki de çağımızın en büyük gücü tam da bu sessizlikte saklıdır . Eser toplumsalın yok olmasını yerinin kitleye bırakılmasını analtıyor.Anlatırken eleştiriyor, eleştirirken sorgulatıyor. Bu arada 30 yaş üstüne öneriyorum. 1960'lı yılların Fransasını o dönemin fikir akımlarını yaşam tarzını düşünce yapısını anlatan sosyoloji kitabı diyebilrim. Kısa ama içeriği yoğun bir eser almadan önce biraz araştırmanızı öneririm. Keyifli okumalar dilerim.
Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın SonuJean Baudrillard · Doğu Batı Yayınları · 2019726 okunma
David Benatar - Keşke Hiç Olmasaydık
8/10
·258 syf.··
2026 203. kitabı
David Benatar’ın temellendirdiği antinatalist felsefe, insanlığın varoluşa dair ürettiği en radikal, en ödün vermez ve rasyonel meydan okumalardan biridir. Bu düşünce, yaşamın getirdiği trajediyi geçici tesellilerle ya da sahte iyimserliklerle örtbas etmek yerine, varoluşun kökündeki asimetriyi ve ahlaki sorumluluğu doğrudan masaya yatırır. Yazar, bu iddialarını temellendirirken oldukça güçlü mantıksal önermeler sunar. Benatar’ın felsefesinin merkezinde, var olmak ile hiç var olmamış olmak arasındaki ahlaki asimetri yer alır. Bu yapısal mantık şu şekilde işler: Acının Varlığı Kötüdür: Dünyaya gelen her canlı, kaçınılmaz olarak fiziksel ve zihinsel acıya maruz kalır. Bu durum nettir ve kötüdür. Hazzın Varlığı İyidir: Yaşamın içindeki tatminler, başarılar ve zevkler iyi olarak kabul edilir. Acının Yokluğu İyidir: Hiç var olmamış birinin acı çekmiyor oluşu, mutlak bir iyiliktir. Bu durumdan mahrum kalacak bir özne olmasa bile, acının sıfırlanması nesnel olarak olumludur. Hazzın Yokluğu Kötü Değildir: Hiç var olmamış bir insan, hayattaki hazlardan mahrum kaldığı için üzülemez veya bir yoksunluk hissedemez. Dolayısıyla, hazzın yokluğu bir dezavantaj veya "kötülük" teşkil etmez. Bu asimetrinin rasyonel sonucu şudur: Var olmamak her halükarda var olmaktan daha kazançlı bir durumdur. Kumar masasında kaybetme ihtimali kesin olan, kazanma ihtimali ise sadece önceden var olan bir eksikliği gidermekten ibaret olan bir oyuna hiç başlamamak en mantıklı tercihtir. Benatar’a göre insan türü, evrimsel süreçte hayatta kalabilmek ve neslini sürdürebilmek için kronik bir Pollyannacılık geliştirmiştir. İnsanlar geçmişteki acıları çabuk unutmaya, geleceğe dair sahte umutlar beslemeye ve kendi yaşam kalitelerini gerçekte olduğundan çok daha yüksek görmeye ayarlıdır. Felsefi
Felsefe
Keşke Hiç OlmasaydıkDavid Benatar · Doğu Batı Yayınları · 2018303 okunma
Reklam
Reklam