O daha güçlü, daha katı olsun ve yularınızı daha kısa tutsun diye kendinizi güçsüzleştiriyorsunuz; hayvanların bile tiksineceği ve çekmeyeceği bunca hakaretten, kurtulmaya çalışmadan, sadece istemeyi deneyerek kurtulabilirsiniz. Sadece kulluk etmemekte kararlı olun, özgür olursunuz. Sizin onu itmenizi veya onu sarsmanızı istemiyorum, sadece onu taşımayı bırakın ve göreceksiniz, kaidesi altından alınmış kocaman dev bir heykel gibi, kendi ağırlığıyla düşüp parçalanacaktır.
Teori, ruhu bu âlemde bırakıp kendini beğenmiş bir şekilde mutlak sonuçlara ve kurallara mı yönelmelidir? Bu takdirde teorinin yaşama bir yararı olmaz. Teori, insancıl duyguları da dikkate almalı, cesarete, metanete, hatta atılganlığa da yer vermelidir. Savaş sanatı, canlı ve moral güçlerle meşgul olur; bu nedenle hiçbir konuda mutlak ve kesinliğe ulaşamaz; yani daima tesadüfe, şansa bir yer kalır; bu, en küçük işte bile en büyük işteki kadar büyüktür. Bu şans taraflardan birindeyse, cesaret ve kendine güven de diğer tarafta yer almalı ve boşlu-ğu doldurmalıdır. Cesaret ve kendine güven ne kadar büyükse, şansa, tesadüfe bırakılan yer de o kadar büyük olabilir. O halde cesaret ve kendine güven savaşta çok önemli ilkelerdir. Sonuç olarak teorinin, savaşın zorunlu ve asil erdemlerinin bütün savaş şekillerinde ve değişikliklerinde serbest hareket edebileceği kanunlar koyması gerektiğini söyleyebiliriz. Tehlikeye atılmakta da bir akıllılık vardır ve ihtiyat da aynı şekilde iyidir; ancak bunların, birbirine göre değeri hesap edilmiş olmalıdır.