• Artık erkekleri düşünenlerde var en samimi kral ortamı oluşturduk senin için gel de bize katıl gelirken arkadaşlarını da getirmeyi unutma..https://erkeksel.com
  • Son Kral, son papazın bağırsaklarıyla boğulmadıkça insan asla özgür olmayacaktır.

    Denis Diderot
  • 143 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Shakespeare'yi az buçuk bilen okurlar onun süslü bir dile sahip olduğunu bilirler. Ilk eserinden olgunluk eserlerine kadar böylesi bir şairane ruhun onda sanki doğuştan içkin bir duyguymuş gibi şiirsellik fışkırtr.  Nitekim Macbeth eserinde o süslü ve ağdalı dilin yanında daha oturaklı ve olgun politize edilmiş bir dil ile karşılaşmaktayız. Cunku politik olanın yıkıcılığı şiirsel olamaz ! Politik mecrada cenkleşme vardır ve savaşı kazanan bir Othello, kılıcı ile övünür iken , Macbeth Kral Dunkan'a hizmet olarak sunar bunu. Övgüye layık görülse de gerçeklik ona daha çekici gelmektedir. Ve böylece olgun dönem eserindeki ciddiyet yer yer eksik noktalar barındırsa dahi yine de ciddiyetin yanında diğer eserler kadar olmasa da şiirsellik bir ölçüde mevcuttur. Shakespeare'yi Shakespeare yapan en önemli nitelik de sanırım budur. Buradan shakespeare'nin günümüz yazarları gibi suya sabuna dokunmadan giysilerini yıkadığı çıkarımına varilmasin. Bugünkü sözde demokrasi koşulların da bile birçok Edebiyatçı Shakespeare'nin o dönemdeki politik göndermelerinden ve iğneleyici sanatsalligindan oldukça uzaktır. O her zamanki hakikat arayışının sonuna bir tür tanrısal imgeselligi değil, baba katlini serimler. Bununla ne demek istiyorum ? Baba katlinin her daim ilgi çekici olmasının yanında, Shakespeare'de sahnelenmesi ve her ne kadar etik olarak onda doğru görülmemekle birlikte yine de böylesi bir mitin yuceltilmemesinden bahsediyorum. Bu çok önemli bir ayrıntıdır. Tabi ki burada kastedilenler tamamen benim yorumlarimdan ibarettir. Bir tür Shakespeare dedikodusunu meşrulaştırmaya çalışmak da denilebilir buna.

      Macbeth eserinde işlenen konunun yani sıra kısaca özetlemek gerekirse - ki özet yoktur dediği gibi Delleuze'nin.  ( ek olarak yorumlar vardır da denilebilir ne var ki bu oldukça vülger aparatif bir yorum olur ) Norveç ve Isveç savaşını konu edinir. Macbeth savaş kahramanı unvanı ile sahneye çıkar. Onun ünü ondan önce sahnede söylemsel olarak vücut bulur. Reel olarak orada değilken hayaletimsi imgesi söylemde canlanır. Kral Dunkan ise oldukça Krallık vasfının altında görünür bize. Kraldaki asabiyet ve duyarlılık onda bir ölçüde daha gerilerde gibi görünür. Yine de Shakespeare, onu önplana pek fazla çıkartmadan arka planda gelecekte tüm hikâyenin onun ölümü üzerine kurulu olması gayretiyle işlevsellik kazandırır. Kral'ın ölümü Macbeth'in " Savaş Kahramanı ve Dürüst Insan " gerçekliğini veya maskesini bir tarafa atıp, onun politik bir tutum takınmasına yol açar. Geçmişte " Vicdan Sahibi " olan Macbeth,  katil olduktan sonra Cellât kesilir. Hatta Lady Macbeth başlarda onu kışkırtmasana rağmen  ikilik yaşasa da sonrasında ondan gizli cinayetler işlemeye başlar. Bir ölçüde Kral'ın ölümü,  Macbeth'in gerçek kimliğini veya politik suratsız kimligini ortaya çıkarır. Olaylar böylece birbirini takip edip durur. Bir tur düğüme dönüşen şey ölüm üzerinden şekillenmeye baslar.


    Bir diğer önemli nokta ise Shakespeare'nin bilinçdışının örneklerini verdiği öğelerdir. Hırs tutkusunu Macbeth karakteri üzerinden politik bir arzu makineye dönüştürür. ( Bu çağdaş kavramın anakronik tehlikesini görerek kullanıyorum. Inatçı kustahligimdan vazgeçemediğimin nişanesi olsun. )
    Hırs tutkusunun yanında vicdanın geri planda kalması ve bu yükselme hırsı dolayısıyla kendi kendine hayaller görmesi ve bir türlü kurtulamamasi her ne kadar shakespeare tarafından eksik bırakılmışsa dahi yine de önemli noktalar göze çarpmaktadır. Vicdanı Kralı öldürmesine basta engel olsa da, cinayet ( eylemsel duyarlılık) işlendiğinde vicdan geri plana - bilinçdışına - atılır ve sonrasında tekrar bilinç yüzeyine çıkar.


    ( Yeri gelmişken söylemeden gecmeyelim : Shakespeare'den geniş dizgesel psikoanalitik bir karakter acimlandırmasi beklemiyoruz. Ne var ki karakterin dürüstlüğüne rağmen hırs tutkusunun irdelenmemesi ve Lady Macbeth'in kadın karakterinin dinsel ve mitsel çağrışımı hissettirmesi Shakespeare'nin kadınlara karşı onyargisinda bulabiliriz. Feminist bir okuma elbette bunu net şekilde görür. Tabi o dönem için düşünülünce Shakespeare'nin böylesi bir atilim yapmasını beklemek tamamen saçmalık olur. Yine de hırs ve politik tutkunun Macbeth karakterine içkin mi dışsal mi sorunsalinin Lady Macbeth üzerinden sekteye uğraması karakterin analizini çözmemizde zorluk çıkartmaktadır. Çünkü Macbeth karakteri savaşlarda basarili iken Lady Macbeth'in ondaki politik hırsı ortaya çıkartması yeterince irdelenmemektedir. Böylelikle Macbeth karakterinin etik yonelimselliginin kötüye yogrulmasinin yanında tamamen haksızca cezalandırılmasına yol açmıştır. )

    Son olarak birkaç cümleyle bitirmek gerekirse,   Kitaptaki diğer karakterlerin örneğin Banqou'nin Macbeth karakterine göre arka planda işlevselliğini göstermesi de eksik bırakılmış yazar tarafından. Kral Dunkan'ın karakterinin Macbeth ile olan ilişkisi de Kral - Kont ilişkisi gibi değil, Baba- Oğul ilişkisi gibidir. Ikinci olarak kitapta en dikkat çekici olan noktalardan biri Lady Macbeth'in Kral Dunkan'ı öldürememe gerekçesi olarak babasına benzetmesi ! Bu türden bir söylemsel ilişki de ister istemez psikoanalitik bir nokta aramadan durmak baya zor geldi. Yine de bunun basit birer söylemden ibadet olduğunu dusunmemekteyim.

      Kral Dunkan'ın öldürülmesinin uykuyu öldürmek olarak addedilmesi de kitapta dikkat çekici olan bir diğer önemli noktadır. Bana daha çok Hamlet eserini hatırlattı. Babanın Ruh'u metaforunu animsatacak bir metafor kullanmasa da , Rüya metaforu düşsel incelemedeki psikoanalitik öğeye vurgu yapar gibidir. Banqou öldürülürken Macbeth tarafından- dolaylı olarak- onun hayaletinin onu rahatsız etmesi iki eser arasında benzerlik kurmama yol açtı. Sonuç olarak yazarın böylesi bir etkilenim içerisinde bunu büyük bir buluş olarak gördüğünün kanıtı olması açısından gayet dikkate değer bir noktayı işgal eder.
  • Yazık, insanın değiştiremeyeceği şeyleri bilmesi ne korkunç.
  • Kral, emri altındakileri önemli bir görev için sınamak istemiş. Bunun için kralın etrafında birçok güçlü ve akıllı adam toplanmış. Kral onları, daha önce hiç görmedikleri kocaman bir kapının önüne getirmiş ve onlara şöyle seslenmiş:

    “Siz çevremdeki akıllı ve güçlü insanlarsınız. Benim çözemediğim çok büyük bir problemim var. Bu problemi çözmenizi istiyorum. Burada krallığımdaki en büyük ve en ağır kapıyı görüyorsunuz. Hanginiz bu kapıyı açabilirsiniz?”

    Saray mensuplarından bazıları “Açamayız.” der gibi başlarını sallamışlar. Daha akıllı olan bazıları ise kapıya yanaşmışlar, onu yakından incelemeye başlamışlar. Ancak onlar da bu kapıyı açmaya güçlerinin yetmeyeceğini kabul etmişler. Diğerleri ise “Akıllı insanlar kapıyı açamayacaklarını anladıklarına göre bizim bu kapıyı açma şansımız olamaz!” deyip hiç teşebbüste bulunmamışlar.

    Sadece bir vezir kapının yanına giderek onu şöyle bir gözden geçirmiş, elleriyle yoklamış, açmak için çeşitli yolları denemiş ve en sonunda kapıya kuvvetle yüklendiğinde ağır kapı açılmış. Meğer kapı zaten tam kapalı değilmiş ve açmak için deneme isteği ve yüreklilikle davranma cesaretinden başka bir şey gerekmiyormuş. Kral vezire şöyle seslenmiş: “Sadece gördüğün ve işittiğine bağlı kalmadan, kendi gücünü devreye soktuğun ve denemeyi göze aldığın için saraydaki görevi sen alacaksın.”

    Sevgili gençler; zaferler ilk önce insanın beyninde kazanılır. Gerekli olan cesareti göstermeyip atılması gereken adımları atmazsanız başarıya ulaşma şansı olamaz. Çevrenizde sizin umutlarınızı kırıcı olaylar gelişebilir veya sizin başarmak istediğiniz işin altından kalkamayacağınızı söyleyenler bulunabilir. Unutmayın ki bütün bu olayları boşa çıkarmak, konuşanları yalancı konumuna düşürmek sizin elinizde. Kısaca kapıyı açacak olanlar sizlersiniz. Önemli olan o cesareti gösterip adım atmak.

    İnsan, hak ettiğini yaşayan bir varlıktır. İnsanoğlu hayvanlardan farklı olarak seçme isteğine ve iradesine sahiptir. Hiçbir insan yaptığı yanlışları başkalarına yükleyemez. Çünkü kendisi yanlışı seçmiş ve o yönde gerekli olan iradeyi göstermiştir. İnsanoğlunun hayatında yapması gerekenler ve yapmak istedikleri olmak üzere iki ayrı yol vardır. Bu iki yolun birbiriyle genelde çakışmadığını belirtmem gerekiyor. Nasıl mı? Mesela canınız ders çalışmak yerine televizyon seyretmek istiyor olabilir.



    Burada yapmak istediğiniz televizyon seyretmek olmasına karşın yapmanız gereken ders çalışmaktır. İşte, başarıyı yakalayan insanlar bu iki seçenekten birisi olan yapması gerekenleri eyleme geçirenlerdir. Çünkü her gülün çevresinde dikenler vardır. Dikenlere katlanmadan gülün yapraklarına dokunamaz ve o güzelliği koklayamazsınız.

    Yapmanız gerekenler çoğunlukla hoşunuza gitmez, ancak dediğim gibi dikenlerin arasındaki gülleri görür ve onları düşünürseniz o zorlukları aşmanız daha kolay olacaktır. İlk adımı atmak zordur, ancak belki de başarı için atılacak en önemli ve en büyük adım bu adımdır. O cesareti ve kararlılığı göstermeseydiniz şu an bu yazıyı okuyor olmazdınız.

    Kendinize güvenin, çünkü siz kapıyı açacak güce ve cesarete sahipsiniz!
  • Ben kral falan degilim kuru ekmeğe talip olan bi kureyşli kadinin oğluyum (HZ.MUHAMMED s.a.v
  • Kadim zamanlarda, ölmüş krala methiyeyi en güzel şekilde okuyanı kral yaparlarmış.
    Soren Kierkegaard
    Sayfa 56 - Ayrıntı Yayınları