Müzeyyen YİŞİN, Küçük Prens'i inceledi.
5 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

...
"O zaman sende kendini yargılarsın",diye cevap verdi kral.

En zoru budur.Kendini yargılamak başkasını yargılamaktan daha güçtür.Kendini yargılamayı başarırsan, gerçek bilgesin demektir.

"Kendimi nerde olsa yargılarım", dedi Küçük Prens.Bunun için burada yaşamama gerek yok.
...

KÜÇÜK PRENS

Schrödinger'in Kedisi, bir alıntı ekledi.
6 dk. · Kitabı okuyor

Hahahahahahahahahahahahahahahahahaha
"Yani," dedi Arthur, "zihnimin içini görebileceğini mi söylüyorsun sen?"
"Evet," dedi Marvin.
Arthur şaşkınlık içinde bakakaldı.
"Ve...?" dedi.
"Bu kadar küçük bir şeyle yaşayabildiğini görmek beni şaşırtıyor."

Otostopçunun Galaksi Rehberi, Douglas Adams (Sayfa 283 - Alfa Yayınları)Otostopçunun Galaksi Rehberi, Douglas Adams (Sayfa 283 - Alfa Yayınları)
tabula rasa, bir alıntı ekledi.
7 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

Nasıl oldu da baba olmak istedim?
Kibirli olduğumdan mı? Kendimle öylesine gurur duyuyor­dum ki, dünyaya küçük "ben"ler mi salmak istedim?
Tamamen ölmek istemiyordum, ardımda iz bırakmak iste­dim, beni takip edebilmeleri için mi? Bazen iz bıraktığım hissine kapılıyorum, ama çamurlu ayakkabılarla cilalı bir parkenin üze­rinde yürüyerek bırakılan ve küfrettiren izlerden.

Nereye Gidiyoruz Baba?, Jean-Louis FournierNereye Gidiyoruz Baba?, Jean-Louis Fournier

YILDIZLAR DA ÖLÜR
Hiç düşündünüz mü?Neden yaşıyoruz biz?
Başarı?Sevdiklerimiz?Hobilerimiz?Emeklerimiz?Zorunluluklarımız?İşimiz?Hedeflerimiz?Dostluklarımız?
Bu cani,cehalet fışkıran,herkesin kendisini bir üstünlük,bir dahilik olarak gördüğü bu dünya neden bizim için bu kadar önemli?
Kim bilir?Belkide bir raddeden sonra önemsiz..
Issız ve hırçın bir sonbahar günü yaşanmaktaydı.Rüzgar insanın dişlerini titretecek kadar cesurca gelip geçiyordu.Ayın en soğuk rüzgarı olmalıydı bu.Kızarmış yaprakları yaşamlarından usandıran bir rüzgardı.
Defne,camdan gelen rüzgar ile kollarını kavuşturdu.İçinin titremesi rüzgar ile iki kat daha arttı.Havayı soluyup gözlerini yeşile manzarası olan pencereden çektikten sonra aynada kendi görüntüsünü gördü.Pembe,kilo almış olmasına rağmen ona bol gelen ipek geceliği,onun üzerinde özensizce giydiği ve bu yüzden omuzları düşmüş yine pembe sabahlığı,dağınık kızıl saçlarındaki neredeyse düşmek üzere olan kırmızı kurdelesi ile tam yeni anne olmuş bir bireye dönmüştü.Yüzünü saymazsak..
Gözlerinde mor ve kırmızı ikamet ediyordu.Mor çizgiler gözünün dışını,kırmızı çizgiler ise içini esir almıştı.Göz bebekleri dahi titriyordu.Yüzü beyaz değildi,beyaza yakın da değildi.Tam olarak sarıydı.Sapsarı.Az sonra ölecek bir insan gibi soğuktu bedeni,Ömer İplikçi'nin su gibi Defne'si o olmadan buz gibi olmuştu.Elleri bozuk bir saatin saniye göstergesinden farksızdı ve derisi daha da kemiklerine yapışmıştı.
Camı kapattı.Odada göz gezdirdi.Krem rengi duvarlar pembe süslerle kaplanmıştı.Masanın üzerinde bir kaç ikram vardı ve dağınık bir biçimde öylece duruyorlardı.Kapının üstünde pembe tüller ve yapma pembe güllerle bezenmiş Hoşgeldin Bebeğim yazılı kapı süsü duruyordu.Yatağı dağınıktı,aynı zamanda soğumuş olduğuna da emindi Defne.
Yarım saattir hemşirenin kızını getirmesini bekliyordu,bu soğuk odada kızını ilk ve son kez görebilmeyi bekliyordu.Doğum yapalı da yarım saat olmasına rağmen yorgunluğuna aldırmamış sabırsızlıkla turluyordu dört duvar arasında.Bebeğini doğumda tam olarak görememişti.Hoş,görse bile hayalindeki doğum sahnesini kesinlikle yaşamamıştı.Ömer yoktu.Ömer makinelere bağlı yaşıyordu.Ömer'in kalbi çalışamazken,Defne de anne olduğuna mutlu olamıyordu ne yazık ki.Ömer'in rahatsızlığı yüzünden henüz kızına ad bile bulamamışlardı.Ah,hayat hiç masallardaki veya filmlerdeki gibi değildi.
Kulağına dolanan ayak seslerinin üzerine arkasına döndüğü an göz yaşları boşalmaya başladı.Bu kadar ani ve duygusal bir tepki beklemiyordu kendisinden.Şimdi karşısında duran bu güzellik,bu Allah'ın lütufu onun bir parçası mıydı?Bir minik Defne ve Ömer miydi bu karşısında duran minik aşk.
"Ayaklanmışsınız Defne Hanım."
Defne hemşirenin dediğini duymayarak,kucağından aldı o minik canlıyı.Bu,tarif edemediği şey.Nasıl kokuyordu böyle,bu koku neydi böyle?Cennetin bile bu kadar güzel kokabileceğini düşünmüyordu.Bahar boyunca aldığı en güzel kokunun,Ömer'in kokusunun hayatının en güzel kokusu olacağını varsayarken bu koku neyin nesiydi?Kesinlikle yasaklanmalıydı.
Omzuna yatırdı başını.Elleri,karnı ve bacakları göğsüne yaslanmıştı.Ne kadar da minikti böyle.Gördüğü bütün bebeklerden daha eşsiz gözüküyordu.Derin bir nefes verdiğinde hemşire daha sonra geleceğini belirtip çıkmıştı odadan.Tekli,sarı koltuğa oturup yaslandı Defne.Omzundaki tırnağı kadar olan minik parmakları öptü.
"Annem.."demesiyle hıçkırıkları boğazından kaçtı.Canında bitmek bilmeyen bir sancı vardı.Nasıl bırakacaktı şimdi bu güzelliği .O an iki canın olduğunu anladı.Biri kendisi,biri de kızı.İlk andan itibaren kızının canı olmuştu mevzu.Şimdi kucağında uyuyan bu varlık,nasıl bu kadar kutsal olmuştu.İlk andan itibaren bu kadar önemli olmayı nasıl becerdiği hakkında hiçbir fikri yoktu,
"Kızım.."derken nefes alamadı.Bedenin her tarafı,her bir parçası uyuştu.Minik ensesine eğilip doyasıya kokladı.Ömrü boyunca bu kokunun içinde yaşamak istiyordu fakat ömrü hesaplamalarına göre birkaç saat sonra bitiyordu.Toparladı kendisini.Kızıyla yapacağı ilk,son aynı zamanda da tek konuşmasına hazırlanırken sırtını sıvazladı,
"Ben..Ben senin annenim güzellik.Yüzünü,kokusunu,sesini hiçbir zaman bilmeyeceğin,hatırlayamayacağın annen."bir damla yanağında huzur buldu,göğsünde huzur bulan minik bebek gibi.Nefesini düzenledi,ağlamamak için kendini sıktı.Kendisi gibi kızıl olan,varla yok arası saçlarında dolaştırdı ellerini,
"Çok seviyorum ben seni..Bunu ne ben anlatabilirim,ne de sen anlayabilirsin kızım.Biliyorum,biliyorum çok kızacaksın bana.Nefret edeceksin,beni hiç sevmemiş diyeceksin.Hemen gitmiş diyeceksin.Ne desen haklısın,ne yapsan haklısın.Ama belki bu konuşmam,kalbinde ufak da olsa bir iz bırakırsa,seversin beni.Beni sev olur mu anneciğim.Yanında olamasam da yüreğinde olayım.O çiçek kalbinde bana da yer ver olur mu?Ara sıra beni hatırla,ben dayanamam.Biliyorum annelik sadece doğurmak değil,biliyorum ben seni annesiz bırakıyorum fakat anneciğim bana inan yapmak zorundayım bunu.Allah Kahretsin yapmak zorundayım.Yoksa baban gidecek bitanem.Babansız biz olamayız güzel kızım.İnan ben deliririm.Ben sana bakamam zarar veririm,düşünebiliyor musun?Tamam düşünemiyorsun.Bende düşünemiyorum artık "
dedi buruk bir gülümsemeyle,devam etti ardından,
"Sen ve baban benim her şeyimsiniz anneciğim,siz benim canımdan ötesiniz.Bu kastettiğim nefes almamı sağlayan havadan çok daha üstün bir şey.Seni bırakıyorum diye sakın kötü düşünme olur mu?Ben istemez miyim senin ilk adımlarını görmeyi?Bana anne demeni,sarılmanı,okula gittiğinde senle gurur duymayı,ilk aşkını gelip heyecanla bana anlatmanı,senin ergenlik triplerini sanki bir mükafatmış gibi çekmeyi,sen evlenince arkandan ağlamayı,hatta torunlarıma bakmayı ben istemez miyim?!İstemez miyim kızım?İstemez miyim?Ben asla terk etmiyorum seni,sadece insanlar bir zaman sonra fazlalık olurlar.Ben baban için gidiyorum.Ve biliyorum ki baban tüm ömrünü sana adayacak.Sen babana,baban da sana emanet kızım.Bu arada sana bir sır,ben hep gökyüzünde olacağım.Her yıldızda görebilirsin anneni.He bir de senin ve babanın kalbinde olmayı umuyorum.Adil ol,dirençli ol,pes etme.Sev,hayatı sev.İnsanları sev.Hayal etmekten kaçınma.Hayal kurmazsan bir yere varamazsın.Kaybedebilirsin,ama bu bir daha kazanmayacağın anlamına gelmez.Sen benim en güzelimsin,en güzel anım en güzel mirasımsın.Bu kadar kısa sürede kalbim olduğun Hoşçakal anneciğim,hoşçakal bebeğim, hoşçakal kızım.Seni seviyorum,sizi seviyorum,çok seviyorum."
Hıçkırıklar arasında kızını bıraktı minik beşiğe.Yanağına bir buse kondurduğunda açılan o gözler ile ağlamasının şiddeti ikiye katlandı.Başını fazla ağırlık vermeden minik bebeğin karnına koydu.Artık kendine yakştıracak bir sıfat bulamıyordu.Çaresizlik dağının zirvesine tırmanmıştı.Kucağına aldı kızını tekrar bu kez ninni söylemek için,
Bebeğini tekrar beşiğe koyup ses kaydını kapattı Defne.İçinde kalbini Ömer'e bağışladığına ve dokularının uyuştuğuna dair belgelerinin olduğu zarfı yatağının üzerine koydu.
Hastanenin çatısına çıktığında Ömer ile vedalaşamadığı için oldukça buruktu.Sevgilisinin kalbi rahatsızken ona bir kalp bağışlayacağı,kalbini vereceği için çok ufak bir mutluluk kırıntısı da vardı içinde.Elindeki silaha baktı.Demek her şey şimdi şu an bitiyordu.Fazla uzatmayacaktı bu zehirli anı.Son kez dua etti,çocuğu ve Ömer için.
Silahı başına doğru getirdi.Şu an başının sol kısmında silahı hissedebiliyordu.Derin bir nefes aldı,Ömer'i düşündü.Kızını düşündü,mutlu olacaklarını düşündüğünde tetiğe bastı.İşte hayat aslında bu kadar basitti.30 seneyi 1 saniyede bitirecek kadar.
***
"Defne!Kızım koşma artık lütfen,hasta olacaksın sonra terledin."Ömer sahile kıyısı olan gökkuşağı renklerinin hükmettiği parkta minik kızının peşinde dolanıyordu.Sağ elindeki kızının bordo hırkasını iki eliyle kavrayıp açtı.Büyük adımlar ile kaydırağın yanında olan -kaydırağın tepesine tırmanmaya çalışan-kızının yanına gitti.Diz çöktü önünde ve hırkasını giydirdi,
"Ya baba,hava çok sıjak"
Belinden düşen minik, yırtık kot pantolonu,beyaz,üzerinde küçük bir elektro gitar rozeti olan tişörtü,kıvır kıvır kızıl saçlarının üzerine taktığı,babasına az önce yolda gördüğü seyyar satıcıdan aldırdığı şapkayla tam bir erkek çocuğu,tam bir defo görünümünü oluşturuyordu.Ömer kızının bal rengindeki gözlerine baktığında Defne'ye ne kadar benzediğinin ve ne kadar özlediğinin farkınavardı.
"Hasta olunca da çok soğuk diyorsun sevgilim."
Aşık olduğu kadın Defne, öldüğünden beri yaşama tek tutunmasını sağlayan tek şey kızı Defne'ydi.Kızı onun her şeyi,hatta her şeyden bile fazlasıydı.Defne'nin emaneti onun bir parçasıydı.
"Off,baba ya!Çocuk olmak çok zor diyorum hiç destek olmuyorsun."
Ömer kızının yanağına ıslak bir öpücük kondurdu.Saçlarını elleri ile geriye attığında Defne'nin saçıyla oynadığı,o güzel saçlarını sevdiği anlar canlandı gözünde.
"Babalar her zaman doğruyu söyler Defnem.Hadi biraz daha oyna,sonra da Sinan amcanlara gideceğiz.Bak orada Lara ablan,İpek bebek.Hem de Toprak da var."
Kaydırağa çıkmayı beceremeyince babasının omuzlarına tutunup aşağı indi Defne.Ellerini cebine soktu,dudaklarını büzdü,
"Ben Toprak'ı sevmiyorum baba.Bebek gibi,çok çocukça davranıyor."
Ömer gülümsedikten sonra kucakladı kızını.Tekrar tekrar öptü,
"O da senin gibi 4 buçuk yaşında sevgilim.Seninde çocuk gibi davranman gerekiyor."
Derin bir nefes aldıktan sonra kollarını babasının boynuna daha da sardı,
"Onun kendisine bakabilecek,babasıyla ilgilenecek,evi mutlu edecek,başından ayrılmayacak bir annesi var baba.Benim annem yok,benim hem kendime hem de sana bakmam gerekiyor.Çocuk değilim ben."
Ömer derince baktı kızının gözlerine.Şükretti içinden Allah'a.Defne gitmişti,gideli çok olmuştu.Fakat böyle bir canlıyı dünyaya bağışlayarak gitmişti.
***
2 gün sonra
"İyi ki doğdun Defne!İyi ki doğdun Defne!İyi ki doğdun iyi ki doğdun,mutlu yıllar sana.."
Çıplak gözle bakacak olursak çevredeki Defne hariç herkes mutluydu.Kutlanan onun doğum günüydü fakat gülümsemeyen ve bitkin duran tek kişi de oydu.Pastayı üflemek hiç içinden geçmiyordu.Bugün annesinin ölüm yıldönümü olduğunun farkındaydı ve tek yapmak istediği babasının dizlerine uzanıp,saatlerce annesini konuşmaktı.Bu kalabalık,iki üç ikram ve süs değildi.Yaşının iki katı düşünüyordu.Küçük geçmişi onu geleceğe çok iyi hazırlamıştı.
Oldu olası bir kız gibi davranmamıştı.Aklı bir şeyler almaya başladığından beri babasını örnek almış.Onun gibi sert ve dürüst olmuştu.O üzülünce Defne de üzülmüş,sevinince o da sevinmişti.Gömlek giymeyi çok seviyordu.Düz renkte baskısız tişörtler mesela.Oyuncak oynamazdı.Gün boyu kağıtlar ile uğraşır,katlar,boyar,çizerdi.
Kendini koltuğa attı mutsuzlukla dizlerini kendisine çekti.Ağlamadı.Ağlamak istemedi.O küçük bedenine ağlamayı yediremedi.
Bu duruma karşılık Ömer'in sahte gülüşü de kayboldu.Büyük masanın etrafından dolanıp,kızının yanına gitti.Önünde diz çöküp ellerini dizini koydu,
"Bitanem neden böyle yapıyorsun?"
Yüzü daha da düştü Defne'nin.Gözünden bir damla yaş aktığında Ömer'in canı öyle yandı ki.Hayatının tek temel kuralı kızını üzmemekti.Onun bir damla göz yaşına canını verebilecek durumdaydı,Defne saçlarını eliyle geri itti,
"Baba,insanlar neden birinin ölümünü kutlar?"bu sefer Ömer'de dayanamadı.Gözyaşları sızarken kızını kucakladı.Birinin yokluğu en fazla ne kadar sancılı olabilirdi ki?Defne ıslanmış yanaklarına silmişti,
"Baba bana birkaç tane fener ve battaniye verir misin?"
***
Gece olmuştu.Ömer,Defne'yi yatırmıştı fakat kendisi beş senedir her zaman olduğu gibi uyuyamayacaktı bu gece de.Hayat onunla savaş veren bir rakip olmuştu.Canından vurmuştu onu.Defne gitmişti.Kendisi için.Nasıl ince ruhlu bir kadına aşık olmuştu Ömer,sevdiği adam için canını verebilecek kadar sadık bir kadın olabilir miydi?2 kişiye hayat verip de gidecek kadar iyi yürekli bir kadına nasıl aşık olabilmişti katı yüreği.Defne Ömer'e çok fazlaydı
Umutsuzdu bu gece yine,mutsuz,soluk,renksiz.Boğazının kuruduğunu hissettiğinde su içmek için aşağı indi.Mutfağa girdi.Su sesi kulaklarında yankılandı.Bardağı masaya koyduğunda camdaki ışıklar gözüne çarpmıştı.
Hızlıca bahçenin kapısını açtı.Şaşırdı gördüğü şey ile.
Küçük kızı bugün aldırdığı fenerlerin hepsini gökyüzüne doğru yerleştirmiş,battaniyeyi ise yere sermişti.Yere uzanmış yıldızlara bakıyordu.Ömer'in ayak seslerini duyduğunda ayağa kalktı.Ömer koşar adımlarla yanına geldi.
"Bunlar ne Defne!?"Huzurluca gülümsedi küçük kız.
"Hani sen demiştin ya bana baba.Annen en parlak olan yıldız,gökyüzünde.Belki o da karanlıktan korkuyordur benim gibi?Fenerler sayesinde aydınlanır.Üşürse de aşağı iner bu battaniyeye sarılır."
Konuşamadı Ömer.Yüreği sızladı sadece.Kızını göğsüne çekip gece boyu hıçkırarak ağladı.

°°Şeyma°°, bir alıntı ekledi.
20 dk.

Üniversite: girmek ya da girmemek.
Bela: bulaşmak ya da bulaşmamak.
Okul: A almak ya da D almak.
Kariyer: sahip olmak ya da olmamak.
Ev: büyük ya da küçük, satın almak ya da
kiralamak.
Para: sahip olmak ya da olmamak.
Hepsi çok sıkıcı.

Kağıttan Kentler, John GreenKağıttan Kentler, John Green
Suphi Deniz, Şeker Portakalı'ı inceledi.
21 dk. · Kitabı okudu · 15 günde · Beğendi · 9/10 puan

Zeze...
Küçük meleğim benim.
Zaman zaman dönüp, farklı sayfaların da gezindiğim, bir kaçamak, tatlı bir atıştırmalık gibi.
Sanırım hepimizin içinde bir yerlerde bir Zeze hatırlanmayı bekliyor, günün yorgunluğunu unutup, belki de hayatın acımasızlığını tekrar hatırlamak istediğimde dönüp sayfalarında gezinmek oldukça hoş.
Sadece çocuk kitabı gibi görmek hata olur, kesinlikle tavsiye ederim.

YÛZARSÎF, bir alıntı ekledi.
24 dk. · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Yargılama cesareti
İnsanın kendisini yargılaması zor iştir.Bunu başarabiliyorsan eğer, gerçek bir bilgesin demektir.

Küçük Prens, Antoine De Saint-Exupéry (Sayfa 43 - Nilüfer yayınevi)Küçük Prens, Antoine De Saint-Exupéry (Sayfa 43 - Nilüfer yayınevi)
YÛZARSÎF, Küçük Prens'i inceledi.
27 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Herkes için aynı şey değildir yıldızlar.Örneğin yolculuk edenler için yıldızlar birer klavuzdur.Başkalarına göre gökteki küçük ışıltılardır.Bilginler içinse çözülmesi gereken problemlerdir.Benim iş adamı için altındı.Ama bu yıldızlar suskundur.Kimseninkilere benzemeyen yıldızların olacak senin./syf 96.

zeyneb, bir alıntı ekledi.
28 dk. · Kitabı okuyor

Hayır, kelimeler aldatıcıydı; kelimeler, bizi gerçeklerden uzaklaştıran küçük tuzaklardı. Sevgi, o gece daha birçok şey düşündü, birçok şey hissetti. Neler olduğu sorulursa 'şey' kelimesinden başka türlü tarif edemeyeceği bir sürü şey. Allahım, dedi sonunda; ne olurdu bütün bu 'şey'leri anlatabilecek gücüm olsaydı.

Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay (Sayfa 210)Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay (Sayfa 210)
Namütenâhi, bir alıntı ekledi.
40 dk. · Kitabı okuyor

"İl merkezinde bir devlet dairesinde iş bulmuştu ya,kendisine büyük adam süsü vermekten pek hoşlanırdı.Oysa olup olacağı küçük bir memurdu.«Yaşam böyledir işte,bir yerde baş olmak her babayiğidin harcı değildir.»"

Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov (Sayfa 39)Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov (Sayfa 39)