İlhan Selçuk - ''Ağlamak ve Gülmek''
-Sen özgürlük, eşitlik diyorsun; ama parmaklarına bir bak!.. Beş parmak bir olur mu?
Ben de diyordum ki:
-Evet, beş parmak bir olmaz. Bu doğaldır. Ne var ki kol bedenin uzantısıdır. Parmak elin uzantısıdır. Yürekten kaynaklanan kan, her parmağın ucuna dek tüm bedene hakçasına yayılmaz mı? Hangi parmağın beslenmesi hangi parmaktan eksik? Sen toplumun kişilerine küçük yaştan beslenme ve eğitim eşitliği yaratırsan, hangi elin hangi elden üstün, hangi
Server Tanilli

dia., bir alıntı ekledi.
 24 dk.

O'nu görünce
"Onu görünce kalbim
göğsümün içinde küçük bir kuş gibi sıçradı"

Açlık, Knut HamsunAçlık, Knut Hamsun
Meşrebi Kalender, Karamazov Kardeşler'i inceledi.
29 dk. · Kitabı okudu · 80 günde · Puan vermedi

Rus romanlarındaki karakterleri birbirine karıştırmamak için, karakterlerin ismini not almaya gerek duymayan herhangi bir ademoğlu varsa, onun dimağına Fransız öpücüğü vermek gibi sapıkça fantezim olduğunu itiraf ederekten itici bir girizgahla vira Bismillah diyelim.

İsimleri ayrı karın ağrısı kısaltmaları ayrı…

Biz; İbrahim’e İbo deriz, İsmail’e İso deriz ya da adını anmak yerine “ naber la bebe”, “muhtar”, “müdür” diyerekten gariplikler yaparız. Ama asla ve kata Dimitri ismini “Mitya” diye kısaltıp insanları, kitap içinde “buralarda canı yanan bir çocuk vardı gördünüz mü komşular” der gibi hangi karakter hangisiydi diye satır satır aratmayız.

Post modern Rus zulmü diye işte buna derler a dostlar.

Aslında bu klasiklerle genel olarak başım belada! ( Nerden baksan tutarsızlık. Nerden baksan tutarsızlık. Nerden baksan ahmakça, ayrıca )

Tam hava atacağım, sorulan klasiği, “ tabi ki okudum pirim” diye, ŞAK! Önüme koyuyorlar benim okuduğum kitabın en az üç katı kalınlığında bir tuğlayı.

Yaşadığım şaşkınlğı şu şekilde tahayyül edebilirsiniz. Hani azıcık ıspanak yemeği ile azıcık yoğurdu bir tabak içinde karıştırdığında ortaya çıkması gereken “voltran”ın birkaç katı daha büyük hacimde bir karışım elde ederiz ya, işte öyle bir şey.

O tuğla kadar ( 1008 sayfa bu arada) kitaptan 300 küsür sayfalık özeti çıkaran ve kitabın orijinali diye yutturan, yok etme konusunda Houdini’yi kıskandıracak yeteneğe sahip editöre kızmam, helal olsun derim. Et ile bütünleşmiş bir kot pantolonun cebinden, sahibinin ruhu duymadan cep telefonunu çalan bir “cepçi”nin yeteneğine duyduğum saygı ile aynı duygu ama, anlayana…

1984 romanındaki yıllar sonra ortaya çıkan basım hatası gibi bir şeyden bahsetmiyorum burada..
Zaten telif hakkı vermiyorsun, rahmetliler öleli 70 yıldan fazla oldu diye, bari biraz insafın olsun da kitabın başına bir uyarı yazısı yaz şu şekilde: YAKLAŞIK 700 SAYFA EL DEĞMEDEN İTİNA İLE KATLEDİLMİŞTİR.

Kitabımızın konusuna gelebilirsek; öz oğullarına karşı; Şemsi İnkaya’yı bile, eline su dökemeyecek hale sokacak, üvey babalık yapan yapan Fyodor ve oğullarının aşırı bunaltıcı ( sıkıcı demedim ) hikayesi.

Karakterlerin “gri”liği okuyucuyu kitaba bağlıyor. Her biri, bir şekilde, bir kötülüğün başrolü veya sponsoru. Ama hepsinin “yaptım ama niye yaptım” mazereti cebinde hazır. Uyarıyorum, çok ikna ediciler…

Dengesiz tanımsız olarak tarif edebileceğimiz bir çok duyguyu biz kifayetsizliğimizden tanımlayamaz haldeyken;yazar, öyle cümlelerle anlatıyor ki hayranlıktan ve kelime dağarcığımızın kapasitesinden sadece “AYNEN” diyebiliyoruz.

En küçük oğlun kilisedeki görevi nedeniyle, din hakkında sayfalarca süren farklı bakış açıları ile karşılaşıyoruz. Dine karşı; başın sıkıştığında veya bir şeyi çok fazla arzuladığında kapısını çaldığın, kendisinden mucizeler beklenen sadece bir “sihir” aracı muamelesinin, beynelmilel olduğunu görüp çirkin bir rahatlama yaşıyorsun.

Ayrıca Türklere pek sempati beslemediğini burada da tekrarlasa bile kendi toplumuna karşı da epey giydirdiğini belirteyim.

Kitapta cahil olarak gösterilen bazı karakterlerin, eski ve yeni Ahit’ten, antik yunan destanlarından, bir çok romandan, Fransızca ve Latince sözlerle atıflar yapması çok eğreti duruyor. ( Aha! Dosto’ya çaktım! Gerçi zamanında Tolstoy’a da laf atmaya cesaret etmiş bir bünyeden bahsediyoruz. TEŞHİS: ŞUURSUZLUKTA NİRVANASIZLIK SENDROMU )

Biraderlerden biri olan Dimitri’nin bir subayla tartışması ve subayın kendi oğlunun onlarla beraber olduğu bir ortamda yaşadığı büyük öfke patlaması, gururu, kederi özellikle de para teklifine verdiği karşılık, bakalım kimlerin aklına Kış Uykusu filmindeki Nejat İşler’in o etkileyici sahnesini hatırlatacak. ( NBC ve Demirkubuz gibi yönetmenlerin güzel ülkemde kimi zaman subliminal kimi zaman da sok gözüne gözüne şeklinde Dostoyevski sevgisi aşılaması, Dosto kitaplarına olan ilgiyi arttırdığını düşündüğümü de şöyle bir köşeye bırakıyım.)

Kitabın başından itibaren, yer yer kafasını uzatıp “ben de buradayım” diyen hanım hanımcık kızımız Liza’nın yavaş yavaş psikopata bağlamasına tanıklık edeceğiz. Hele 756. sayfadan sonraki birkaç sayfada bulunan Liza’nın diyaloglarını dinledikten sonra; Leon filmindeki Gary Oldman’nın canlandırdığı komiser karakterinin bile kızımızın yanında “benim applammm var ya benim applaammm, öyle bir saykodur ki…” diye başlayan hikayeleri ballandıra ballandıra anlatan bir yancıdan başka bir şey olamayacağını göreceksiniz.

Katil ortaya çıktığında “ Şerefsizim benim aklıma gelmişti, gerçek!!! “ nidaları arasında “ Deli Emin” e bir selam gönderip, dava sürecindeki karakter çözümlemelerine “gavur yapmış abi” diye edebi bir yorum yapıp saygısızlık yapmaktan korkup geri kalan sayfaları saygı duruşunda okuyacaksınız.

Sözün özü; kitap boyu en çok hissedilen duygu sevgisizlik ve onun doğurduğu yalnızlık. Kitap boyu kroşelerini hiçbir karakterden esirgemiyorlar.

Ağızda pipo ile Godot’yu bekler gibi değil; Otogargara oyununda, hiç gelmeyecek olan Elazığ otobüsünü, kıytırık bir bank üzerinde çaresizce, bekler gibi bekliyorlar bir tutam sevgiyi…

https://www.youtube.com/watch?v=JjI9lTdUU4Q

Handan Gündoğdu, bir alıntı ekledi.
29 dk. · Kitabı okuyor

"Ayı, mehtabı ne güzel, çayın şırıltısı, söğüt dallarındaki esinti ne güzeldi. Dünyanın bu kadar güzel oluşu enderdi, çok enderdi."

Küçük Ağa, Tarık Buğra (Sayfa 296 - iletişim yayınları)Küçük Ağa, Tarık Buğra (Sayfa 296 - iletişim yayınları)
Asya, bir alıntı ekledi.
59 dk.

Dünya çarşılarının en küçük meyhanesi. Ve biz, milyarlarca, aşkın, yalanın, alçaklığın, kahramanlığın; kapıları, kapakları, yasaklarıyla, bu acayip kaos karanlığında, biz ikimiz! İk müthiş hasret, iki parça can... Ve canımda o ölüm namussuzu...

Leylim Leylim, Ahmed Arif (Sayfa 4)Leylim Leylim, Ahmed Arif (Sayfa 4)
Sekiz, bir alıntı ekledi.
 1 saat önce

Hadi gidelim, sonra beni orada bırakın.
Uzak diyarlardan birindeki bir ülkede, yemyeşil tepelerin arasında, kışın bembeyaz bir kar örtüsü ile baharda da rengarenk kır çiçekleri ile kaplı bir vadi vardı. Ortasından küçük bir derenin geçtiği bu vadi "Büyü Vadisi" olarak anılırdı.

Büyü Dükkanı, Yeşim Türköz (Sayfa 15 - Epsilon Yayınevi)Büyü Dükkanı, Yeşim Türköz (Sayfa 15 - Epsilon Yayınevi)

Geçen yıl kutüphanede elime geçen bir sesli kitapta hiç tanımadıgım bir yazarın yazarlık ve edebiyat anlayışı hakkında bir söyleşisi ilgimi çekmişti! Sesli kitaplarda yazarlar ender iyi bir sesli okuma yaparlar! Ama bu adamcağız oldukca sakin ama etkileyici bir biçimde nasıl yazdığını sabah uyanmasından yazma, düşünme, kurma, kağıda geçirme, dinlenme ve günlük işleriyle uğraşısını anlatıyordu! Sabah kalkıp tam bir alman disipliniyle yazacaklarinı kağıda geçiriyor, sonra her gun gittiği kahveye gidip kahve içip pasta yiyerek kahvaltı yapıyor, yürüyüşe çıkıp hikayesini kuruyor, dinleniyor, eve gelip hep aynı müzik parçasını dinleyerek yazıyor ya da yazdıklarını düzenliyor... bu arada kısa ve uzun yuruyüşlerle hep aynı yollarda yurüyüşlere çıkıyor! Bu günlük yazma eylemini anlatırken özgeçmişine dönerek yazma serüvenini yaşamındaki yaratıcı dönemleri anlatıyordu.... saarland civarında küçük bir şehirde yaşıyordu!
Bu sesli kitap beni etkilemiş, onun diğer kitaplarını da okumak istemiş, ancak sonra unutmuştum. Arada bir onu anımsar, ancak adını getiremediğim için hayıflanırdım.
Bugün der spiegel dergisindeki bir taziye yazısında yeniden karşıma çıktı! Hemen tanıdım: Ludwig Harig. 5 mayıs 2018 de 90 yaşında vefat etmiş. Alman edebiyatında hiç bir gruba katılmamış, edebiyat çarkından uzak kalmış, otobiyografik bir üçleme ile, 'wer mit den Wölfen heult, wird Wolf' (kim kurtlarla ulursa, kurt olur', adıyla yayınlanmış! Okuyacağim kitaplar arasına koyuyorum! Hele sesli kitap bulursam hemen! Unutmayayım diye işte buraya kaydediyorum!

Merve Ünlüce, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Öldürmek, Buck Jones'in tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim,artık sevmeyerek... Ve bir gün büsbütün ölecek.

Küçük Prens, Antoine De Saint-Exupéry (Sayfa 145)Küçük Prens, Antoine De Saint-Exupéry (Sayfa 145)