Dinin ve onun inanç esaslannın yardımı olmaksızın devlet. adalet ve hukuk ayakta tutulamaz, adalet ve kolluk gücü hukuk ve düzenin tesisi ve idamesi için zorunlu tamamlayıcıları olarak dine ihtiyaç duyarlar: bu yanll.ştır. Yüz kere de tekrarlansa yine yanlıştır. Çünkü eskiler, özellikle Grek­ler bize vakalara dayalı çarpıcı ve etkileyici bir instantia in contrarium'4 sunarlar. Nitekim onlar bizim bugün din dediğimiz şeyin en küçük bir parçasına bile sahip değil­lerdi. Kutsal metinleri yoktu, öğrenilip bellenecek, kabu­lü herkesten beklenen, ilkeleri genç yaşlarda belleklere kazınan dogmaları yoktu.
Sayfa 73·Kitabı okuyor
Thomas Hobbes
"Paganların dininin kurucularının amaçları. Bu nedenle, tek amaçları halkı itaat ve barış içinde tutmak olan pagan devletlerinin ilk kurucuları ve yasa koyucuları, her yerde; ilkin, insanlarda, dinle ilgili olarak koydukları hükümlerin kendi icatlarından değil, bir tanrının veya başka bir ruhun buyruklarından kaynaklandığı; veya kendilerinin ölümlülerin üzerinde bir nitelikte oldukları inancını oluşturmaya gayret etmişlerdir, ki böylece koydukları yasaların daha kolayca kabul edilebilmesini amaçlamışlardır: işte bu nedenle, Numa Pompilius, Romalılar arasında ihdas ettiği ayinleri Egeria adlı nemften aldığını iddia etmiştir: ve Peru krallığının ilk hükümdarı ve kurucusu, kendisi ve karısının Güneş'in çocukları olduğunu iddia etmiş; ve Muhammed ise, yeni dinini kurmak için, güvercin kılığındaki Kutsal Ruh ile konuştuğunu iddia etmiştir. İkinci olarak, yasalarca yasaklanan şeylerin tanrıların da hoşuna gitmediğine inanılması için uğraştılar. Üçüncü olarak, törenler, yakarışlar, kurbanlar ve şenlikler düzenleyerek, bunlarla, tanrıların öfkesinin yatıştırılabileceği inancını; ve askeri yenilgilerin, büyük salgın hastalıkların, depremlerin ve bireysel sefaletlerin tanrıların öfkesinden ve bunun da, ibadetin ihmal edilmesinden veya gerekli törenlerin unutulması veya yanlış yapılmasından kaynaklandığı inancını oluşturmaya çalıştılar. Eski Romalılar arasında, insanların, o devlette büyük otorite ve ağırlık sahibi kişilerce konuşmalarında açıkça alay edilmiş olan, öteki dünyanın acıları ve hazları hakkında şairlerce yazılan şeyleri inkar etmeleri yasaklanmış olmasa da; bu inanç, çoğunlukla aziz tutulmuştur. Bunlar ve bu gibi diğer kurumlar sayesinde, toplumun asayişi demek olan amaçlarına varmak için, sıradan insanların, ters giden işlerini, ayinleri ihmal etmelerine veya
Felsefe
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hazreti Ali ile Hazreti Fatma'nın oğullan, yani Hazreti Muham­ med'in torunları Hazreti Hasan ile Hüseyin'in soyundan olanlara Arapça'da "yönetici ve öncü olmak, liderlik yapmak, hükmetmek, kad­ri yücelik" anlamındaki "siyadet" sözünden gelen "seyyid" veya "şeref­li ve soylu olmak" manasındaki "şeraf et"ten gelen "Şerif' unvanları verilmiş, seyyidleri ve şerifleri sayıp sevmek dini vecibe olmuştu. İslamiyet'in ilk asırlarında Hazreti Hasan'ın soyundan gelenle­ re Şerif, Hazreti Hüseyin'in soyundan olanlara da Seyyid denmekte iken, sonraki devirlerde her iki unvan Peygamber'in torunları için ayırım yapmadan kullanıldı ama "Mekke Şerifi" de denen Mekke emirleri her zaman sadece Şerif unvanını taşıdılar. Mekke'yi, onuncu yüzyılın ortalarından 1924'te Suudi idaresine girinceye kadar Beni Katade soyundan gelen emirler idare ettiler. 1517'de Mısır'ı fetheden Yavuz Sultan Selim'in kutsal topraklara da hakim olmasının ardından, Osmanlı döneminde Mekke emiri olarak üç aile, Zevi Zeyd, Zevi Berekat ve Zevi Avn aileleri öne çıktı.Devlet seyyid ve şeriflere saygı göstererek emir seçimine müdahalede bulun­ muyor, göreve şeriflerin adaylarını getiriyordu.
Sayfa 20 - Turkuaz kıtap 2026
Araştırma-İnceleme Tarih
Devlet savaş açmış. Düşman sınırda şehitlerimizin kemiklerini, topraklarım çiğnemeye çalışıyor. Nasıl olur! Düşmanın silahı vatana çevrilsin de karşısında önce benim göğsümü bulmasın? Nasıl olur! Vatan tehlikede olsun da ben evimde rahat oturayım! Nasıl olur! Devlet yerinden oynasın da ben mıhlanmış gibi burada kala­yım! Nasıl olur! Bugün vatan sevgisi her şeyden kutsal olsun da ben yalnız senin aşkınla uğraşayım? Nasıl olur! Dünyada her şeyin ilerlediğini bilirken ben niçin babam­dan, atalarımdan geri kalayım? Vatan! Vatan!.. Vatan tehlikede diyorum! işitmiyor musun? Beni Allah yarattı, vatan büyüttü. Allah besliyor, vatan için besliyor! Ben doğduğum zaman açtım. Vatan karnı­mı doyurdu. Çıplaktım, vatan sayesinde giyindim. Vata­nımın nimeti kemiklerimde duruyor. Vücudum vatanın toprağından, nefesim vatanın havasından... Ben şimdi vatan için ölmeyeceksem, niçin doğdum? Ben adam değil miyim? Görevim yok mu? .. Vatanımı sevmeyeyim mi? Ah, vatanını sevmeyen adamdan nasıl aşk beklersin?
Sayfa 9·Kitabı okudu
Duygu ve Düşünce
Rahiplere
"Buraya sizi suçlamak için gelmedim. Hasta olarak doktorun ayağına geldim. Size insanların kaba olduğunu anlatmaya geldim. İnsanlar acımasız. insanlar tembel. İnsanlar açgözlü. Halk hiç kimseye, hiçbir şeye saygı duymuyor. Halk hiç kimseye güvenmiyor. Her şeye ve herkese kuşkuyla bakıyor. Burada dine yer var mi? O zaman hangi dinden bahsedebiliriz? Halkta bazı eski kilise alışkanlıklarının yanı sıra batıl inanç kalıntıları da var. Peki halk bunun için suçlanabilir mi? Kim ne zaman onlara dini anlattı ki? Isa Mesih ve havariler halkın içine karıştı, onun peşine düştü. İnsanlara saatlerce sevgiden bahsettiler. Sözleri basit ve netti. Ruhları fethettiler, kalpleri tatmin ettiler. Binlerce insan İsa'yı takip etti ve çölde Yohanna'nın peşine düștü. Oysa şimdi büyük yortularda bile kiliseler bir çöl kadar sessiz. İnsanlar kilise vaazlarından kaçıyorlar. Neden? Çünkü ölülerden kalan, insanların aklını ya da kalbini etkilemeyen ölü sözler söyleniyor. Bu belaya karşı nasıl ve neyle yardım edeceğinizi düşünün. Bu sizin sorumluluğunuz, sizin göreviniz!" "Size şunu söylüyorum," diye devam etti Snellman, "Insanlar ruhen hasta ve bu tehlikeli bir hastalık. Din bir insanın dünyayla, insanlarla, tarladaki her bir bitkiyle kurduğu bağın tezahürüdür. Bu bağlar yok olursa ne devlet, ne toplum, ne de insan ayakta kalabilir. Halkın içinde dinin gerilemesi bir kilise meselesi değildir. Bu devlete karşı bir tehdittir. Kitlelerin dinsizliği belki de insanlığın en tehlikeli hastalığıdır. Ve bazı şuursuz gençlerin, onların peşi sıra akılsız liberallerin ateizmin özgür düşünce olduğunu düşünmesi beyhudedir. Tanrısızlık ruhun çıplaklığı, ruhun yoksulluğudur. Tanrısızlık, insanlarda kutsal olan ve nihayetinde de insani her şeyin ölümüdür; vicdansızlık, kaba bencillik, soygun ve ahlaki çürümeye
Sayfa 18 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Kitaptan sectiklerim
"Neler de hazırlamışlar, diye devam etti. Yıllanmış Por­to şarabı. Yeliseyev Kardeşlerden Medoc ... 24 Aferin peder­lere! Kayabalıklarına benzemiyor bu. Şu dizdikleri şişelere bakın, he-he- he ... Ama bunları buraya kim getiriyor? Rus köylüsü, değil mi? Nasırlı elleriyle kazandığı devlet metelik­lerini ihtiyaçlarından, ailesinden keserek buraya taşır. Milleti sömürüyorsunuz, kutsal Pederler!"