• Dışardan narsizm olarak gözüküyor ama ne, ne değil; ben hiçbir şey anlamadım. Bu kadar bunaltılı olup da tek bir intihara kalkışmamak büyük kaypaklık. Bunu buraya neden yazıyorum. Çünkü yapacak hiçbir şeyim yok. Karşıma alacağım kimse yok. Anlaşılmayacağımı düşünüyorum. İçime işlenmiş kaygıdan bir türlü çıkamadığım için başkalarını düşünemiyorum. Düşünmeyi çok istiyorum. Ne kadar bencil ve iğrençsin diyorum kendime ama düşünemiyorum. Hepimizin olan biten karşısında bir yargısı oluyor. Her yargıyı ciddiye alıyorum. Kendimin sınırlarını çizemiyorum. Hangisi benim. Her yerde gibiyim. Herkesin yükünü, bütün dünyanın ağırlığını çekiyor gibiyim. Dilime siniyor bütün dünyam. İstemediğim bir büyüklük hezeyanım var. Küçük olmak istedikçe büyüklük hezeyanı artıyor. Kendi kendimi yalnız bırakıyorum. Kimseye bir faydam olamıyor. Dışardan çok kolay gözüküyor ama buradan ne kadar zor. Yıllar yılları kovaladı. Sorun çözülmedikçe tekrar edip ya takılıyor ya büyüyor. Herkesten kaçıyorum. Kıvranarak konuşsam bile yeterince samimi olmadığım dile getiriliyor. Kimsenin acısına ortak olamıyorum ama acı olan herkesin yalnız oluşu. Bir beden bir beden, bir bilinç bir bilinçtir. İnsan insanla nasıl anlaşsın. Dünyadaki her şey saçma geliyor. Çaresizce çözüm arıyorum. Hasta mıyım, deli mi yoksa kavrayışım mı çok güçlü? Hangi hasta zamanın sonsuz karanlık gecesine doğduğunu ve her anının büyük bir ıstırapla geçtiğini düşünür. Google'a zaman takıntısı yazıyorum. Zamana benim kadar takılmış başka biri vardır da belki literatüre geçmiştir diye. Yok. Paronayak mı hastalık hastalığı mı okb mi, sürekli ajitatif bir duygu durum mu, bir çeşit şizofreni mi, sayıklama mı; nedir bu halim diye günlerimi gecelerime katıyorum. Sadece kendimle olduğum için sadece kendimi düşünüyorum. Ölümlü bir hastalığı zihinsel hastalığa tercih edecek oluyorum ama ondan da korkuyorum. Çok mu zayıf biriyim, atılamadıkça paslanıyor muyum diye düşünüyorum sonra yerime kimsenin geçmek istemeyeceğini düşünüyorum çünkü burada her şey belirsiz. Sebep yok sonuç yok. Bu ıssızlıkta hala aklım başımda. Bu duruma bir an bile tahammül edemeyecek nice insan tanıyorum. Güçlü müyüm, zayıf mı? Doğaya taban tabana zıttım. O hareket etmek istedikçe ben duruyorum. Hareket eden her şey bana çılgınlık veriyor. Sanki olmamam gereken bir yerdeyim. Sanki insan denen şeyin ya çok altındayım ya çok üstündeyim. Kimseye çare olamayacak oluşumu, kimsenin bana çözüm getiremeyecek oluşunu bilmekse yıkıp geçiyor. Belki şimdi ufak bir hareket beni ne çok diriltir diyorum ama hareketlenecek olduğumda cehenneme düşmüş gibi oluyorum. Azaba sürüldüğüm bir alemde tek başıma, sürekli teyakkuzdayım sanki. Herkesin acısı kendine. Benimki bana çok ağır geliyor. Kaldıramıyorum. Saatlere bakmıyorum. Zaman benim bilgim dahilinde geçmesin diye. Olmuyor deyip de bir ömür geçirmek mümkündür illa ama ben olduramıyorum. Zaman durdu sanki ve bu ıssızlığa insan olanın yüreği dayanmaz. Kendimi dünyayla da kandıramam ki. Hiçbir şeyden zevk almıyorum. Bu yazının da varacağı bir yer yok, hâlâ burdayım; bana bakın, demek için yazıyorum. Ama yazıyı işleyen güçlü tek bir istek var, o da muallakta olduğu için açık etmek istemiyorum. Neyin ne olduğu belli değil, sanki her şey her anlama geliyor.
  • Literatüre girmiş olmasından değil hayatımıza pelesenk olmasındandır vazgeçilmezleri yazarın.Keşfedilmemiş bir dramdır belkide umduklarımız.Kitap ile yaşayıp unutulmaz bir tat almak istiyen herkesin uğraması gereken bir duraktır bu yapıt.
  • "Coğrafya kaderdir." der İbn-i Haldun, 1389 senesinde. Arz-ı kürenin en ihtişamlı, en gerçek lafıdır. Mukaddime'de geçer. Yani der ki, ırk diye, milliyet diye bir şey yoktur. Coğrafya vardır. Yani der ki; güneş kime daha çok vurursa o kavruk olur, güneşi az gören beyaz kalır. Yani der ki; başka diyardan birini yargılamadan, onun coğrafyasında kendiniz doğmuş gibi düşünün. İbn-i Haldun bunu beyan ettikten yaklaşık 400 yıl sonra ademoğlu farklı diyarlarda doğduğu için, evet sadece farklı diyarlarda doğduğu için birbirini katletmeye başladı. Farklı diyarlarda doğduğu için diğerlerini hor görmeye, kendini üstün tutmaya başladı. "Nerelisin" sorusu literatüre girmiş en ayrılıkçı, en bedbaht sorudur. Ha soran olursa ben, dünyalıyım."
  • The book starts with this sentence:

    "It was a pleasure to burn!"
    And I asked these questions;
    Can you think of a more effective means of control?
    Can you think of a more effective means of Well, me neither .
    I didn't intend to start reading it. I really didn't. Somehow it seduced me into it.WOW AND I THOUGHT OKAY THEN LETS DO THIS! I glanced at the first page and before I knew it, it was 1:00 in the morning and I was halfway through with the thing. It's really good! No wonder it's a modern classic.

    The burning of books is such an effective tool, so the message of Ray Bradbury’s Fahrenheit 451 is scarily real; if society’s wisdom could be taken away then so could their freedom; if knowledge was burnt then the people would be left in a complete state of utter innocent ignorance. That way they could be told anything and no know different. If all books were burnt then they are just sheep to be lead. To make it worse the men who do it enjoy it.
    Montag's inner emotional and moral journey from a character who burns books gleefully and with a smile on his face to someone who is willing to risk his career, his marriage, his house, and eventually his life for the sake of books is extremely compelling. That this man, product of a culture that devalues reading and values easy, thoughtless entertainments designed to deaden the mind and prevent serious thought, could come to find literature so essential that he would kill for it...! Something about that really spoke to me.
    It raises the question: why? What is it about books, about poetry, about literature that is so essential to us? There is no doubt in my mind that it is essential, if not for all individuals (although I find it hard to imagine life without books, I know there are some people who don't read for pleasure, bizarre as that seems to me), then for society. Why should that be? Books don't contain any hard-and-fast answers to all of life's questions. They might contain great philosophical Truths, but only subjectively so -- there will always be someone who will argue and disagree with whatever someone else says. What one says, another contradicts. So what, then, is their allure? What is it that made Mildred's silly friend start to weep when Montag read the poem "Dover Beach" aloud to her? Where does the power of literature come from?
    I think the reason that books are so important to our lives and to the health of our society -- of any society -- is not because they give us answers, but because they make us ask the questions. Books -- good books, the books that stay with you for years after you read them, the books that change your view of the world or your way of thinking -- aren't easy. They aren't facile. They aren't about surface; they're about depth. They are, quite literally, thought-provoking. They require complexity of thought. They require effort on the part of the reader. You get out of a book what you put into the reading of it, and therefore books satisfy in a way that other types of entertainment do not.
    And they aren't mass-produced. They are individual, unique, gloriously singular. They are each an island, much-needed refuges from an increasingly homogeneous culture.

    I enjoyed Fahrenheit 451, but this is the thing that scared me the most. This book gave me 1984 vibes where you can only know what the government wants you to. How terrifying is that? Being able to learn whatever you want or read simple stories is a simple privilege that should be taken advantage of. Can you imagine a world where you can’t learn? In this story, burning is done for the a political agenda. Knowing about history could provoke revolution in the future. In theory, it’s a smart idea for a dictator but utterly terrifying.
    All in all, Fahrenheit challenged me and made me think, stimulated me intellectually. We could all do with a bit of intellectual stimulation now and then; it makes life much more fulfilling.
    Though seriously, if someone came to burn my books I’d kill them :)
  • ‘O halde edebiyat nasıl tanımlanabilir? Temel seviyede, beyaz bir zemin üzerinde 26 küçük siyah işaretin -yani “harflerin”- benzersiz kombinasyonlarının toplamıdır. İngilizcede “literature” sözcüğü, “harflerden oluşan şeyler” anlamına gelir. ... Neden edebiyat okuruz? Çünkü başka hiçbir şeyin başaramayacağı şekillerde hayatı zenginleştirir. Bizi daha insan kılar. Edebiyat okumayı ne kadar iyi öğrenirsek, bunu o kadar daha iyi yapar.’
  • ZORBA
    The classic novel, international sensation, and inspiration for the film starring Anthony Quinn explores the struggle between the aesthetic and the rational, the inner life and the life of the mind. Love, hate, passion, god, men, women, philosophy… just damn everything interesting in life can be found in this book. It is a marvel.

    If I was asked to describe the book in two words, I would say: life and friendship.
    Tears are rolling down from my eyes. When you slowly enjoy a book like this for a week as I have, the characters' fates mean something to you. Piece for piece, sentence for sentence, word for word, I think, I've not read a more deep and profound book in all my days. The sentences sing and pulse and it's bright and rich and life affirming with hearty and fit characters and a real journey of discovery. This one is now near the top of my favourite books and film list. The book is lengthy most of the time, but what mostly matter in the book are the extensive dialogues between two completely different characters. The first is a writer who lives his life in books and submerged himself in Buddha’s teachings and believes himself to be living for his soul. The second is hedonistic Zorba, who is certainly living for his flesh. I think these two characters represent two distinct ways of life which intrigues every one of us. A question is asked throughout the book: which is better? Being a “stable” person and be accepted and respected in society, or being a crazy person living a life full of pleasure, pain, love, sex, best food, without acknowledging any boundary whatsoever.
    I adopted Zorba's philosophy of life. According to his philosophy, everything in life should be experienced, including those things that are deemed unpleasant, but the least commitment to anyone or anything is a form of prison and virtual deaths.
    There is a bit sexism and disturbing part. I cannot see how exactly the narrator differs from Zorba in his perception on women: He is the one who plays with the Old lady's feelings and later thinks it was a great joke when reveals the whole story to Zorba, he too perceives women in a similar manner. In book women're weak, they don't know anything, they're easily won over if you grab their breasts, all a woman needs is a man especially if they're widows!, and in fact they're happy and grateful and melt if any man gives them any attention which they should be grateful for because, really, men are doing them a favour. I think these are the drawbacks of the novel.
    All in all, I do enjoy the descriptions of the world around the characters - the moods of the day, season, the soft,caring feeling behind them and the precious friendship. You find some part of yourself with the characters.
    That's all I'm going to say. It is one of the masterpieces of world literature.
  • Resurrection by Tolstoy stands out to be one of the best classical piece of Literature even penned down by a mortal. And, even today, it amazes people world-wide, and compels people to bow their heads down in respect towards Tolstoy, an extraordinarily gifted literature of all times. The story revolves round Nekhlyudov, a wealthy aristocrat (like most Russian aristocrats, his wealth is inherited), in his quest to fix the evil he did to Katyusha (a young girl whom he seduced in the past, and who became a prostitute as a result of that), and understand all the rights and wrongs of life.
    One day, she was presented before the judge for trial. She did not recognize the judge, but the judge instantly recognized her, and a deep remorse filled his heart. What is penned later is beyond description. The novel probes deeply into human psychology, and tries to establish a relation between the society and human character. It is simply superb - the way remorse is described, the way the fate of the lady is mentioned, and the life inside a jail. It goes into deep roots of crime in society.
    All in all, this book is highly recommended. Maybe some time I'll read it again and then will post a fuller review. There's so much beautiful in it, it's really hard to describe - just read it.