Her şeyi olduğu gibi anlatsam mı şunlara dedi. Bu fikir birden içini ısıttı. Ne kaybeder? Küçüklüğünü kabullenmek aslında, yalancı bir büyüklüğü sürdürmekten daha mı az yüreklilik ister? Evet hepsini anlatmak. Olduğu gibi. Olmadığı bir şeyi oynamak, onu iğreti ve üstüne bol gelen bir elbise gibi taşımak yerine. Bir kere de olduğu gibi görünmek.
Nihayetinde Şili'de İtalyanca bilmeden İtalyan şiiri dersleri vermek pek de mesele değil, çünkü Santiago, İngilizce bilmeyen İngilizce hocası ve ancak güçbela diş çekebilen diş doktoru kaynıyor – fazla kilolu antrenörler ve derse girmeden önce hatrı sayılır dozda sakinleştirici ilaç kullanan yoga hocaları da cabası.
"Kadın olur ki, yalnızlıkta sevilir! Burnuma kırların kokusu geldi. Güzün ovalarda esen rüzgarlar kuru ot kokuları getirir. Bir kadın kırların o esmer renkleri üstünde ne canlı durur! Ben, viski kokan, radyosu öten, dans edilen bol ışıklı bir salonda bu hanımı sevmek istemem.
– Kır ortasında, yapayalnız bekleyen istasyonları ben çok severim, dedim."
"Gidenden açılan boşlukları ekseriyetle tekinsiz düşünceler dolduruyor, nasıl bir boşluksa artık mübarek dipsiz kuyu, düşün düşün, şu kadarcık olsun dolmuyordu."