Niye Aşık Oluyoruz?¿?
Ölüm düşüncesi Canzi'yi tanıdığım günden beri zihnimde yer etmişti. Ondan ölümden korkar gibi korkuyor, onu hayatı özler gibi özlüyordum. Kendi kendimle pazarlığa girişmeye, hakîkatin "Bu işte ölüm var" diyen nurlu şûlesine köhne tekerlemeleri siper etmeye uğraşıyordum. "Neden ölecekmişim? Gencim kuvvetliyim. Yeryüzünde ilk âşık ben miyim? Neden sevdiğime erişip mesut olamayayım?" Bu sözleri korkularıma karşı gûyâ kalkan diye elime almaya davranırken bile beyhûdeliklerini hissediyordum. Rûhumdaki hîle kaldırmaz bir çift göz, vakur ve sitemli bakışlarını vicdânıma dikerek: "Gaye senin mesut olman mıdır?" diye soruyordu. Tuhaf şey... Beni su gibi yumuşatıp her gün bir kalıba döken, nur gibi ışıklandırıp göksel iklimlere akıtan bu aşkımla mutlaka bedbaht olup ölmem mi lâzımdı? Acı bir isyanla içimdeki gözleri arıyor, onlardan son hakîkati çekip koparmaya çalışıyordum. Soruyordum: "Peki, gaye mesut olmam değilse nedir? Nedir gāye?" İçimdeki gözler dindar bir mahzunlukla kapanıp düz belirtili karşılıktan kaçınıyorlardı. Ah!.. Gäyenin ne olduğunu ben pekâlâ biliyordum. Daha doğrusu içime derince bakmaktan korkmasam her an bilebilirdim. Son bilgilerin üzerine yürümeye cesâretim yoktu. Boğulan bir insan gibi insiyâkî hareketlerle derinliklerden kurtulup satıhta kalmaya çabalıyordum.
Sayfa 43·Kitabı okudu
Yokuş aşağı iskeleye inerken muharrire, bir uzaktan anlayış hissiyle öyle geliyor ki bu mesut çift, odalarına kadar gitmeye sabredemeyerek çardağın kuytuluğunu bulur bulmaz, kuvveti hangi çağa girseler eksilmeyen bir muhabbetle birbirlerinin kucağına düşmüşlerdir; görür gibi biliyor ki ikisinin de gözlerinde sevinç yaşları vardır.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“Marie-Antoinette yazar: Sana, sevgili kardeşim, son defa yazıyorum. Az önce mahkûm edildim, yalnızca cürüm işlemişler için olan, rezilane bir cezaya değil, aynı zamanda ağabeyini yeniden bulmaya. Onun kadar masum olarak, ben de onun son anlarındaki haline benzeyeceğimi umut ederim. Sakinim, vicdanından gelen bir itham olmayınca insan nasıl olursa öyle. Zavallı çocuklarımı terk edeceğime derinden üzülüyorum. Bilirsin ki, ben yalnızca onlar için yaşadım ve senin için, benim iyi, şefkatli kardeşim. Sen, bizimle kalmak için, dostluğun uğruna her şeyi feda etmiş olan sen – ne vaziyette bırakıyorum seni! Davanın iddianamesi vesilesiyle öğrendiğime göre kızımı, senden ayırmışlar. Ah, benim zavallı küçüğüm! Ona yazmaya cesaret edemiyorum, mektubumu almayacaktır – bu mektubun bile senin eline geçip geçmeyeceğini bilmiyorum. İkisi için de sana hayır duamı gönderiyorum. Umarım ki ileride, büyüdükleri zaman, seninle bir araya gelebilsinler ve senin şefkatli itinanı tadabilsinler. İkisi de, durmadan onlara öğrettiğimi hatırlasın: Prensipler ve insanın kendi vazifelerini sıkı sıkıya takip etmesi hayatın en mühim temelidir; birbirlerine gösterecekleri dostluk ve itimat onları mesut edecektir. Abla olarak kızım, daha büyük olan tecrübesinin ve dostluğunun kendisine ilham edeceği tavsiyelerle kardeşine her zaman destek olması gerektiğini hissetsin. Oğlum ise ablasına, dostluktan ileri gelen her türlü ihtimamı ve hizmeti göstersin. Nihayet ikisi de, ömürlerinin her vaziyeti içinde yalnızca birlikleri sayesinde sahiden mesut olacaklarını hissetsin. Bizi misal alsınlar! Dostluğumuz bize çektiğimiz acılar içinde ne kadar çok teselli vermiştir! Ve saadet, eğer insan bir dostla paylaşabiliyorsa, çift kat tat verir. Fakat insan kendi ailesinde olduğundan daha şefkatli, daha içten bir
Edebiyat
Ayna sahnesi
Düşünmedi, düşünmemek istedi. Evet, niçin düşü necekti? Behlül hatırına geldikten sonra zihninde başka bir hatıra uyandı: Onu Peyker'in arkasında dudakları muhteris bir buseyle titreyerek hemen eğiliyor, yakıcı, ısırıcı bir buseyle Peyker'in ensesinden öpmek için orada can veriyor gördü, daha sonra çapkın bakışlarıyla saklarken gördü. Düşüncelerine ufak bir vakfe geldi. Mülahazalanının ediyor gibiydi. Bu noktada durmamak ve bu yeni mecra yı takip etmemek için bu hayali bir kelimeyle tehid et mek istedi. Hemen açıktan, "Çapkın!" dedi. Evet, bu, kelimenin bütün manasıyla çapkınlıktan başka bir şey değildi. Kendi kendisine şimdi hiddet edi-yordu. "Icap ederse söylerim; bu yapılır bir şey değil, Peyker'in hakkı var..." Evet, fakat Firdevs Hanım'ın? Birden Peyker'in bir sözünü tahattur etti. Ne diyor du? O kocasına hıyanet etmek maksadıyla evlenmemiş-ti. Bunu söylerken gözlerinde ne celi ve ne hain bir mana vardı. Ne demek istiyordu? Başkaları, kendisi, Bihter, kocasıma hiyanet etmek maksadıyla evlenmişti öyle mi? Bunu yapmayacaktı, bir Firdevs Hanım'a benzemeyecek-ti. Bu valide! Hayatının daimi bir züllüydü. İşte bugün o Behlül'le şakalaşırken Bihter üzerine atılmak, "Lakin ar tık utanınız, siz bir ihtiyar karısınız, ihtiyar, ihtiyar, anlı-yor musunuz?" demek istemişti. Evet, asla Firdevs Ha-num'a benzemeyecekti, işte yemin ediyordu. Kendi kendisine, içinden, annesine benzememek için yemin ederken aklıma başka bir şey geliyordu. Ta küçük-lüklerinden beri Peyker'e, babasına benzer, Bihter için annesine çekmiş derlerdi. Mademki bunu söylemekte herkes müttefikti, demek hakikatte o annesine benzi-yordu. Bu müşabehetten korkardı. Kalbinde bir şey var-di ki bu cismani müşabehetin hayatlarını da benzetece-ğini zannettirir ve onu titretirdi. O da babasına benzemeliydi: Peyker
Zaman durdu o o an,dünya sustu birden, Sadece kalbimin atışını duydum derinden. Sanki bir nur indi o an en yüce yerden, Koptu ruhum o eski,o tozlu yerinden. Aşk dedikleri buymuş;bir anda kaybolmak, Kendi benliğini bir çift gözde unutmak. Zor olsa da fırtınada bir liman bulmak, En güzeliymiş bir ömür elini tutmak. "Aşk,ilk bakışta değil;her bakışta yeniden doğmaktır."
Sayfa 48·Kitabı okudu
Bir Yazar Bir Kitap
* Gece uzun sürdü. Çinko sundurmayı döve döve eritmeye ahdetmiş yağmur, sabaha kadar insafa gelmedi. Orta yerinden yırtılan kara atlas, feryat figan doğurduğu şimşeklerin göbeklerini kendi elleriyle kesti. Gök gürledikçe kubbe inledi, kubbe inledikçe yer titredi. Kediler saçaklara, sincaplar kovuklara, karıncalar toprağa, insanlar evlerine gizlendi. Bense yanlış yerde, hep yanlış yerde olmanın huzursuzluğuyla, kendi kendimin kötü bir replikası gibi çerçevemi yadırgaya yadırgaya döndüm durdum yatakta. Fırtınada aklını yitiren kayın var gücüyle pencereyi yumrukluyor, duvarlara tırmanan gölgeler doluştukları sıva çatlaklarında çirkin canavarlara dönüşüyordu. Çirkinlerdi fakat ürkütücü sayılmazdı hiçbiri. Kader'le buluşmaya karar verdiğimden beri gelecekten korkmuyorum. Ama şimdi, şimdinin geçmek bilmeyişi, hala dehşet verici. 5 * Yine de kıl¬çıksız bir günaydınla karşıladı beni. 5 * duvar kağıtlarının yırtık yerleri, istasyon, liman gibi melankolik fonlarda öpüşen aşıkların fotoğraflarıyla acemice gizlenmişti. 6 * Pencereden dışarı şöyle bir göz attıktan sonra, "Şeker değiliz ya, yürürüz işte yavaş yavaş" diye omuz silkip dilini iştahla şaklattı ve uzandığı francala dilimini erik marmeladına daldırdı. Ben de bütün gece teneke kemirmişim gibi pasla kaplanmış ağzımı kahveyle çalkalayıp onayladım: "Yağmurda erimek, bu bayık yerde çürümekten iyidir zaten." 6 * "Porto'ya gideceğim ben. Oradan da Santiago'ya yürüyeceğim. Bildiğin yürüyeceğim ama ha, öyle araba, tren filan yok! 7 * "Durduğumuz kabahat" diye tekrarladım ben de. Bunca yıl payıma düşen bulanık çamurun içinde durduğum kabahatti. İşlediğim, işlemiş olabileceğim cinayetlerden bile daha büyük kabahat hem de. Asıl hata, yaptıklarım değil, bana onları yaptı¬ranların arasında kalmayı sürdürmemdi. Doğru nedir emin
HEP KİTAP