“İnsanlar okunmamış birer kitaptır. En
basitleri hakkındaki hükmü bile tamamının
okunmasına bırakmalı. Biraz derince
olanların ise, iyice okunduktan sonra
üzerinde az veya çok düşünmek lazım.”
Kuşlar ne istediğini bilmeyen zavallı, akılsız mahluklar. Kafesten kaçıncaya kadar türlü türlü üzüntüler içinde çırpınıyorlar. Fakat, sanır mısınız ki, dışarıda daha bahtiyar olacaklar? Hayır, buna imkan yok. Ben öyle sanıyorum ki bu biçareler her şeye rağmen kafeslerine alışıyorlar, açık havaya kavuştukları zaman bir dal üstünde, başlarını kanatları içine gizleyerek geçirdikleri gecelerde sabahlara kadar bu kafesi düşünüyorlar, küçük gözlerini pencerelerin aydınlığına dikerek hasret çekiyorlar. Kuşları zorla kafeslere koymalı Müdire Hanım, zorla, zorla.
Çalıkuşu, bu dağlardan yine gurbet kokusu almaya başlıyordu. Gurbet kokusu! Bu kokuyu bütün ruhuyla koklamayanlar için ne manasız bir söz! Hayalimde yollar, gittikçe incelip mahsunlaşan, bitip tükenmez gurbet yolları uzanıyor, kulağımda yoldan geçen arabaların o ince yanık sesli çıngırakları ağlıyordu.
Ne vakte kadar yarabbi, ne vakte kadar? Niçin? Hangi emele yetişmek için?