“İnsanlar okunmamış birer kitaptır. En
basitleri hakkındaki hükmü bile tamamının
okunmasına bırakmalı. Biraz derince
olanların ise, iyice okunduktan sonra
üzerinde az veya çok düşünmek lazım.”
İnsan, yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanırmış; ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye, kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar, her birinin gönlümüzden kopup ayrılması, bir ayrı sızı uyandırırmış.
Kitap beni çok etkiledi. Güzel kitapların çoğu beni etkiler gerçi ama... Peyami Safa’nın sanırım okuduğum ilk kitabı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, 15 yaşında bir çocuğun zor bir hastalıkla birlikte psikolojik buhranını anlatan güzide bir kitap. Kitapla ilgili çok fazla şey anlatmayacağım, zaten kitap yeterince kısa. Kitabı okurken baş kahramanla birlikte aynı yoğun duyguları yaşadım. Özellikle mekanlardan çok kitaptaki karakterlerin psikolojilerinin betimlemesi benim çok hoşuma gitti. Ki Türk edebiyatının ilk psikolojik örneklerindenmiş. Kitabı ben çok beğendim hatta üzerinden biraz zaman geçsin tekrar okuyacağım. Kitapta olabilecek tek kusur çok kısa olması ve hemen sona ermesi bence. Kitapta inanılmaz güzel sözler var her biri özlü söz olma niteliğinde.