"Şu doktor her dertten anlar" dediniz Kanayan yaramı bilmedi eyvah! "Şu ressam yüz rengi sayar" dediniz Akımı, karamı bilmedi eyvah "Şu hoca" dediniz, düştüm Peşine Feyzini aradım boşu boşuna Yalan tuzu kattı çıkar aşına Helali, haramı bilmedi eyvahl Üstün saydığınız Âşık Emrah;tan Sordum anlamadı of ile ahtan Yürekten sevene eyledi bühtan Mecnun`u, Kerem'i bilmedi eyvah! Hakim dediğiniz uymaz kanuna "Yiğit" dediğiniz eder donuna "Öğretmen" dediniz, gittim yanına Dinimi, töremi bilmedi eyvah! Fikir denizinde tükendi gel-git Lüzumsuz şeylere harcandı vakit Sevip, övdüğünüz "usta münekkit" Oynanan dramı bilmedi eyvah! "Keramet ehlidir" dediğiniz zat Sabırda hiç yoktur, kufürde inat Dedim "Makbul olan?'' Dedi "Menfaat" Resul-ü Kiram'ı bilmedi eyvah!
Daha garibi şudur ki zahit ve salih bilinen bazı kimseler de bu cinayette bulunup ecir ve sevap ümit etmişler. Zahiri hallerine bakarak bunların uydur­malarını sahih hadis kabul edenler pek çok olmuştur. Fakat hadis münekkidi olan mütebahhir ulema nezdinde rayiç olamadığından kalp akçe gibi üzerlerine atılmıştır. Sure sure Kur'an'ın faziletlerine dair lbn Abbas ve Übey bin Ka'b Hazretle­ rinden rivayet olunan hadisler bu kabildendir. Bunları uyduran şahsa denil­miş ki: "Hadis erbabı nezdinde maruf olmayan bu hadisleri sen nereden bulup çıkardın?" Vermiş olduğu cevap şöyledir: "Gördüm ki insanlar Kur'an kıraat etmekten uzaklaşarak Ebu Hanife'nin Fıkhı ve İbn İshak'ın Magazi'si ile iştigal ediyorlar. Ben de Allah için şu hadisleri uydurdum. " Evet! Bazı Kur'an surelerinin faziletlerine dair sahih ve hasen hadisler varit olmamış değildir. Lakin onlarda öyle makul olmayan mübalağalar bulunmaz. Nasıl ki Celaleddin Suyuti'nin "Hamailü'z-zehr fi fezaili's-suver" isimli risalesi­ ne müracaatla anlaşılır. Hafız İbn Mehdi diyor ki: Bağdat'ta Meysere bin Abdirabbih namında biri vardı. Bütün nefsani hazları terk ile vakitlerini ibadete hasretmişti. Kendisine pek çok hüsnüzan olunurdu. Hatta vefat ettiğinde Bağdat'ın çarşı ve pazarları kapandı. Fakat sevap niyetine hadis uydurmaya cüreti ulema nezdinde muhak­kak idi. Kemal-i cehaletinden kendi de itiraf ederdi. Hatta vefat edeceği sırada "Şu zaman rabbine hüsnüzan edeceğin zamandır" denilmesi üzerine demiş ki: "Elbet, çünkü şu dine hizmetim çoktur. Yalnız Hazreti Ali'nin faziletlerine dair yetmiş hadis uydurup neşretmişimdir." Ne büyük hizmet! ... Hadis uydurmanın daha başka sebepleri de vardır: Zındıklar dini ifsat garazıyla pek çok hadis uydurdular. Fakat münekkit ule­ma nazarından hiçbiri kaçmamıştır. Hammad bin Zeyd
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Akif, dudaklarında ince bir tebessüm, ayağa kalktı: Adalet huzurunuzda, hak ve hakikat adına taraflardan herhangi birinin mümessili olmak mevkiindeki savcı, öyle görüyorum ki, ne bana zıt olanlarla beraber, ne de zıtlarımıza zıt olanlarla bir arada... Savcının şu anda dil verdiği temayül, hiçbir tarafa ve hiçbir şeye inanmamak ve gûya "tarafsız keyfiyet" diye mevhum bir kıymet adına hamaratlık göstermek gayretidir. Her halde bu savcı, günümüzün münekkit geçinen ve mide gurultusunu saf ve mücerret şiir kabûl eden bir zümresiyle bağdaşma vaziyetindedir. (Sanat için sanat) budalalarının avukatlığını yapan savcının ucuz ve kolay iddiaları karşısında istediğim, bir nebze "tevsî-i tahkikat"tan ibarettir. İcabı düşünüldü. Müdafaa şahitleri olarak Cenab Şehabettin, Süleyman Nazif, İsmail Habip, Hakkı Süha, Yakup Kadri'nin celbine karar verildi. Cenab Şehabettin: -- "Şiir-i millî namiyle ırkımızın rüsum ve san'anatına ait neşideler kasdediyorsak, pîşinde serfüru edeceğimiz bir dehâ-i şiir görüyorum: Mehmet Akif... Hiç kimse o kadar saf ve şeffaf bir billûru beyan içinde menazır-ı milleti teşhir etmemiştir." Süleyman Nazif: - "Hiçbir vakit inkâr etmedim; bugün de ikrar ederim ki, Allahın ilm-i ezelisi her şeye lâhiktir. Fakat ülûhiyyetin sem'ı izzeti Mehmet Akif'in şu hitaplarından yeni bir lisanı incizap işitiyor." İsmail Habip: - "Elinde öyle bir cilt olan bir kimse, şiir mabedinin içine, her vakit kendi evi gibi girebilir." Hakkı Süha: - "Akif'in, Türkçe yaşadıkça anılacağına, tabutu altında yanyana dizili dört neslin büyük kalabalığı şahittir." Yakup Kadri: __"Şimdi diyanet ve milliyet mefkûreleri, bütün edebî cereyanlara yavaş yavaş hâkim olmaya başlıyor. Hepimiz bu munis yol üzerinde, gittikçe daha berrak bir
Sayfa 55 - ÜÇÜNCÜ MAHKEME: MEHMET ÂKİF, b.d.y
Mehmet Âkif Ersoy
TEKERLEMECİ SÜMÜKLÜLER...
(...) Tarih, hazcılığın ve hayasızlığın, imân iddiasındayken hak ve hakikat kaygısızlığının böylesini görmedi!.. Hiçbir devirde, ne fikirci, ne şair, ne romancı, ne hikayeci, ne münekkit, böylesine ahmâklıkla aynı mânâya gelir olmadı!.. Keyfîyetli azınlığın temin edilemediği yerde, tekerlemeci sümüklüler çoğunluğu!..
Vâridât: Fazilet ve Haz, ″SİLÂHLI ZEKİ KAPTAN″ başlıklı 15 Mart bölümü, İBDA Yayınları
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu
Sanırım Allah bazı insanları doğuştan münekkit yaratıyor
Çok okumak muhakkak bu tür bir münekkit yetişmesine sebep değildir ya. Fakat çok okumak bu işte muhakkak ki lazımdır.
Sayfa 197·Kitabı okudu