"Peki kendimi sevmeyi öğrendiğimde başkasını da sevebilir miyim?"
"Hayır, kendini sevmeyi öğrendiğinde başkalarının duygularının da var olduğunu öğrenirsin ... "
"Başkalarının duygularının var olduğunu öğrendiğimde sevmeyi öğrenebilir miyim?"
"Hayır, başkalarının duygularının var olduğunu öğrendiğinde o duygulara saygı duymayı öğrenirsin... Başkalarının duygularına saygı duymayı öğrendiğinde ona kendini iyi hissettirirsin ... O kendini
seninle iyi hissettiğinde onu sevdiğini de hissedersin.
Sevmek biraz emek ister ... biraz farkındalık ... "
Bütün sır sevgide, yani gözün gibi bakmada, üzerine titremede, bir saatliğine bile olsa bir yere misafir gittiğinde, yüreğinde sıkıntı hissetmede, acaba bahçeme bir şey olur mu diye altüst olmada. Peki ben ölünce kim bakacak? Kim çalışacak? Bahçıvan mı? İşçiler, öyle mi? Bak sana ne diyeceğim, sevgili dostum: Bizim işte asıl düşman ne tavşan, ne mayıs böceği, ne de don, asıl düşman "başkası" dır.
Son zamanlarda sıkça akşam haberlerinde gördüğümüz şiddet olaylarının ardından erkek nüfusunun fazla olduğu bir toplumda olabilecekleri okuyacağınız Amin Maalouf’un geçmişi değil geleceği konuştuğu distopik eseri. Günümüz Türkiye’sinde bu konu nüfus oranı ile değil de akşam haberlerini çoluk çocukla izleyememek gibi durumlar neticesinde gerçeklik kazanmış durumda. Bir kız bebek annesi olarak kalbim her haberde yerinden çıkacakmış gibi hissetmek… Her gün ‘bugün acaba ne oldu?’ diye açtığımız tv kanallarında gördüklerimiz hepimizi sarsarken bu eserde bir babanın kızını yetiştirirken ‘erkeğin geleceği kadındır’ gerçeğini hatırlıyoruz.