• Yürü bre dağların İncesi, seni yakalayan da beyler, ağalar zulüm deyi tuttururlar.
    Ah kör olasıca Toroslar...
    Geçit verin, soluk verin de az gönlünü eylesin eşkıyalar. Ağalar, beyler, zulümler aman verin de dinsin Çukurova’nın feryadı. Analar, evlatlar nice yiğit doğurur. Ahan şu köylüler, en çokta onlar yiğittir ya, kendinden olanı, haktan olanı ele vermezler. Gariptirler, garip olana da kıyamazlar.


    “Yiğitlik inkar gelinmez
    Tek'e - tek döğüşte yenilmediler
    Bin yıllardan bu yan, bura uşağı
    Gel haberi nerden verek
    Turna sürüsü değil bu
    Gökte yıldız burcu değil
    Otuzüç kurşunlu yürek
    Otuzuç kan pınarı
    Akmaz,
    Göl olmuş bu dağda...”


    Velhasıl kelam, şöyle bir anlattılardı da Çukurova’yı, Torosları anam avradım olsun, gözüm kapalı bilirim her kapıyı... Gören güzel anlatmış kardaş, sanki ben yaşadım bunca patırtıyı... Lakin düş imiş, uyandım, elim yitikti, zanamadım. Dediydi Yaşar Kirve; köylü yiğittir, zulme aman vermez. Onların her biri de İncedir, Ferhattır, Temirdir, Kasımdır ve de yiğittir. Onlar ki; harman kalmıştır soluğa, her birinin yazgısında ağaların, beylerin zulmü vardır. Ama dediydi, hemi de bana kardaş, dediydi. Bir yiğit çıkar vurur alnını Toroslara da köylünün hakkını kollar dediydi. Vallahi öyle de oldu.

    “Vurun ulan,
    Vurun,
    Ben kolay ölmem.
    Ocakta küllenmiş közüm,
    Karnımda sözüm var
    Haldan bilene.”


    İşte bunu anlattıydı da kitabında... Yutkunamadım be kardaş. Ha dedim, ahan da biz de el edip, birlik olduk muydu, ne zulme aman veririz, ne de zulüm eden o kan emicilere. Aman bre kardaş, bizde İncelik ne ola ki, Memed’lik şanımıza yiğit ola. Siz de varın kardaş, siz de... Vallahi size de anlatır Memedimin öyküsünü. Hiç yüksünmez, öyle anlatır ki, diliniz lal olur kalır. Ben duydum, bana anlattıydı. Ne çektin bre, dediydim. Bu dağlar ki; zalime taş toprak, eşkiyaya sığınaktır. Böylesi bizi anlatan, seni, beni ahan da şu ağaları, beyleri bilem dosdoğru anlatan bir yiğit daha çıkmadı ya... Neyleyelim, kıymeti bilinmedi. O da yitip gitti. Ama tasalanmayın. Sana, bana yahut bize, Memedimizin öyküsünü bıraktı da, okuyup anlayalım, anlayalım da varıp yolunda gidelim diye. Haydin kardaş gidelim. Yaşar ( Kemal) Kirve, Köroğlu, Ali ve dahi İnce Memed sır olmuş dağlar da, bizim yolumuzu göz etmişler, gidelim.

    ”Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
    Rivayet sanılır belki
    Gül memeler değil
    Domdom kurşunu
    Paramparça ağzımdaki...”
  • Ne bilem ben,
    Herkes bi yol tutmuş gidiyor ...
    😊😊😊
  • Bu yolda dönenler oldu
    mum gibi sönenler oldu

    Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım
    Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

    Gittiğimiz yol yol değil ama
    Manzarasını seviyürüüüzz…. ( şaka şaka gittiğimiz yol şahane :D )

    Kasırga var dediler
    Uçarsınız gitmen dediler
    dediler dediler de ne oldi
    ah ile vah ile ömürleri soldi

    Neyse konuya gelelim. İdris Kaptan’ın dediği gibi “nerde kalmıştık?”

    Geleneksel diyebiliriz artık, zira ikinci kampımızı da yaptık, alnımız ak, sırtımız pek, karnımız tok ! Nasıl mı oldu, şöyle :

    Öncü birlikler Mazlum Kaplan ve Roquentin bir gün evvelden kamp yerine varıp yerleştiler. Tüm tekmil zerzevat-ı mahlukları ve bilimum düşmanı püsküttüler. Sonrasında ise bhmflzf ( Mehmet ) , E.T ve https://1000kitap.com/rastafaryan_papaz kamp yerine ulaştı. Ortalık kapalı ama hava güzeldi. Dedik ya manzarası çok güzel diye :D

    https://drive.google.com/...X5B18bjZPB6TWWTEm1Dw

    https://drive.google.com/...fLRA645Ln2Ywo_RfGitA

    Nar bilem var ayol, dalından masamıza sarkar, alır yeriz.

    https://drive.google.com/...f7vXZhNaAqSNgDEwvqBg

    Kedimizin beti bereketi de bol maşallaaahhhh !

    https://drive.google.com/...clNaITWIJiFMJDhGyR6w

    https://drive.google.com/...TDuziP0YcEAFzB4SUtjw

    https://drive.google.com/...WSKADqgA8HsIYPlF6HkA
    (bunu nette buldum çok güzel diye koydum :D )

    Neyse efenim sonra yerleştik kurulduk hasret giderdik, yeni katılımcılar ile tanıştık kaynaştık. Ben zaten hepsini tanıyordum ayıptır söylemesi. Birleştirici element Lİ-3…

    Gecenin ilerleyen saatlerinde sazı elimize almış türküler tüttürürken birden dağlardan bayırlardan dıştan yanmalı pazarlık erbabı Nuri geldi. Ayağının tozuyla bir mağden suyu şişesi patlattı ki sormayın. O gün Sabahattin Ali türküleri çalıp söyledik ( pek söylemediler çekindiler zaaar ama yarın soracağım onlara ! )) Yorgunduk yattık uyuduk napak.

    Büyük gün geldi, cumartesi. Herkes bize mesaj atıyor “kasırga geldi mi” ? Gelmedi gardeş, gelse ne, umrumuzda mı? Değil, neden çünkü biz hızlıyız, bizden hızlısı mezarda dayı!

    Cumartesi günü Sabahattin Ali bilgi yarışmamız vardı. Ama misafirlerimiz de vardı. Yücel Ailesi!

    Oğuzhan Yücel
    Elif KY.
    Juniorlar : Erke ve Buse

    nereye geldik yav napıyo bunlar?
    https://drive.google.com/...VxkCwtjfSJWyvzM2-7Zg

    Sonrasında yarışmamız başladı efenim. Sorular cevaplar fişek gibi havada yanıyor!

    https://drive.google.com/...g2KOCdVlEKq2tx0rcYew

    https://drive.google.com/...MJT9WA3ViMdZayZuxkvA

    https://drive.google.com/...KOOyrN48rg6ZaaV17Dug

    https://drive.google.com/...S0otWDMofuYAFpILa0Kg

    Sorular sorular, açılmasın aralar!!!

    Yarışmamızın kazananı NURİİİİ ! Adam sorular sorulmadan cevapları veriyor arkadaş. Bir kaç soruda ters köşe olsa da kendisini tebrik ediyoruz.

    https://drive.google.com/...X32JwQ4MH8x6ItN3jcKw

    https://drive.google.com/...flkzITmhPcg53MQKMhgQ

    Ödülü bilaaaaharee yollanacaktır kendisine !!

    ANTİPARANTEZZZ
    Nuri kazandığında biz!
    https://drive.google.com/...bkjwPXFj3gS6nj5b7sEw

    Ama bitmedi. Çok muhterem jurinin katılımcılara hediyesi vardı. Yaşar Kemal ve Sabahattin Ali rozetleri !! Yakamızda asılıdır, bir sol yana bir de sağ yana..

    Ahan da Juri.
    https://drive.google.com/...j2kdIXjGhFUvp_7G3wWA

    Gelelim Kürk Mantolu Madonna atölyemizeeee..
    Tarot kartlarına benzeyen duygu kartlarını masaya seren Elif Bacı “Abe bakayım size bir falceyizzzz heee. Güsel qıslar eqlesin yakışıklım seniiiii heeeee” ( bana diyor burada ) diye başladı atölyeye. Önce gözler kapandı müzik başladı, daldık gittik vesselam!

    https://drive.google.com/...XNQS7YEuHJRsqHh_yHnw

    https://drive.google.com/...aajVY0bQnz8FW1rulvJQ

    https://drive.google.com/...ErpP7NOSDzwb8HsKXhlQ

    https://drive.google.com/...2ZvBKI7RyaTHmba2KrLQ

    https://drive.google.com/...H7we5AAlJ6vSeM6fUYoT

    https://drive.google.com/...JTMJuGHrYlzJd_B8NT7e

    https://drive.google.com/...TQyjGUmwbJ9ks9cF7_7C


    Müzik : https://youtu.be/-fI3pOCyKNk ( maria puder’e nasıl da uydu bi bilseniz :’/ )
    Türkçe Çevirisi :
    Hayır, Hiçbir şeyden Üzgün Değilim
    Hayır, kesinlikle hiçbir şeyden
    Hayır, hiçbir şeyden üzgün değilim
    Ne bana yapılan iyilikten
    Ne de kötülükten; hepsi aynı şey !

    Hayır, kesinlikle hiçbir şeyden
    Hayır, hiçbir şeyden üzgün değilim
    Ödendi, süpürüldü, unutuldu
    Geçmiş umrumda değil !

    Hatıralarımla
    Ateşi yaktım
    Gamlarım, keyiflerim
    Artık onlara ihtiyacım yok !

    Aşklarımı süpürdüm
    Ve onların getirdiği dertleri
    Sonsuza dek süpürülmüş
    Sil baştan başlayacağım

    Hayır, kesinlikle hiçbir şeyden
    Hayır, hiçbir şeyden üzgün değilim
    Ne bana yapılan iyilikten
    Ne de kötülükten; hepsi aynı şey !

    Hayır, kesinlikle hiçbir şeyden
    Hayır, hiçbir şeyden üzgün değilim
    Çünkü hayatım, çünkü sevinçlerim
    Bugün, senle başlıyor

    Ahh beeeee yandı köz oldu ciğerlemiz!!!

    Nerde kalmıştık? Heh kartlar… Müzik bitti hissettiğimiz duyguları temsil eden kartlamızı seçtik yağmur başladı. Koştuk çadıra sığındık :D

    https://drive.google.com/...Rp_kHNE4CKRryGNDBJng

    Sonra yağmur dindi. Çardağa geçip kartlarımızı anlattık alıntılarımıza dayanarak. Yücel Ailemiz bize püsküütler çikiletalar getirdi. öğüttük patoz ettik. O Madonnayı masaya yatırdık enine boyuna irdeledik, tartıştık, eğlendik. Ne süper geçti beee. Bak şimdiden özlemişim :/
    Daha sonra Yücel Ailemizi yolcu ettik, resimlerle, dostlukla ve sevgiyle…

    https://drive.google.com/...jt9_EM6YJ_YCmdNDcNGw

    https://drive.google.com/...JvBSoySQsyyyPgLIPv-g

    https://drive.google.com/...MMIVtdv7kIUpsMS-2RKQ

    https://drive.google.com/...Q4Yys9tjL2IQ_q4JlQYQ
    (bunu da ben çektim ufacık tatlış :D )

    https://drive.google.com/...mO_9FU-sG8FeV-7V-Iug

    Sonra neden bilmiyom saz söz faslına geçtik. Yücel Ailemiz varken neden yapmadık ki kıt aklım benim :S

    https://drive.google.com/...CxzufNUw27XI2YhBB_hg

    https://drive.google.com/...uQAGAlYNEgvcyt2hPDcA

    Akşam ettik iyi miiii! Güneş çöker yağış diner biz başlarız saza ve rakıyaaaa !! HOBAAA
    https://drive.google.com/...HB71BKKSvwi7bKzt9ilQ

    Bir yandan genel kültür yarışmamızı yaptık bir yandan rakının gözüne vurduk.

    Eski defterler açılır Nuri’nin hayatı bir film makarası gibi gözümüze girer, türküler söylenir, sevdiklerimize, göçenlerimize selam çakarız, Nazım’a, Cem Karaca’ya, Mahsuni’ye, Kazım’a, Sabahattin Ali’ye…..

    Geceyi de söndürdük sabah ettik. Son gün ayrılık vakti geldi çattı. Ayrıldık herkes evine yurduna köyüne kümesine dağıldı. Aynı daldaydık aynı daldaydık, aynı daldan düştük ayrıldık….. yok ayol gene buluşacağız bu böyle yarım kalmayacak :)

    Gidenlerin ardından aha beyleeee baka kaldık :/
    https://drive.google.com/...Sv1k6voaFxJxl2NtJErQ

    Tüm katılımcılara teşekkür ederiz, bu keyifli hafta sonunu yaşadığımız için.. gelenler gelmeyenlere anlatsın, GELMEYENLER ÇATLASIN PATLASIN, GELEMEYENLER ÜZÜLSÜN :))

    Bir sonraki kampımız bambaşka olacak, çok şahane fikirler var! Bizi takipte kalın sonra üzülmeyin. Yok efendim ben duymadım, benim çadırım yok, benim mazotum bitti yolda kaldım demeyesiniz, öperiz can evinizden :)
  • Bazen Allah şu canımı alsa da kurtulsam diye düşünüyorum ama sonra o güzel hayaller geliyor aklıma, zaten çoğu şey hayallerde kaldı, yine sinirlendim bak 🤨
  • "Görmemişim böyle dağın karını,ben ne bilem kara sevdan adını,tutulur dil gönül şaşar yanarsın,elogludur aliverir aklını,düşe kalka sevdalanir kanarsin."
    Kafka Okur-Sayi 11
  • Türk tarihinde Türk’ün Türk’e yaptığı büyük ihanetlerden biri, Azerbaycanlı soydaşlarımızın Boraltan Köprüsü’nü geçerek Türkiye’ye sığınma isteklerini, Türk hükümetinin geri çevirip Ruslara teslim edilmesi olayıdır. Bu olay, tarihin ve Türklüğün bir yüz karası olarak hatıralarda kalmıştır. Çanakkale’de düşman askerinin bile yarasını sarmayı şeref bilen, destanlar yazan, çağ açıp çağ kapatan Türk ulusunun vicdanı, şerefi ve soydaşlık bağı, diplomasiye ve bürokrasiye yenik düşmüştür!

    1944 yılında Orta Asya, Sovyet Rusya’sı tarafından işgal edilmiş ve komünist sisteme karşı koymak için atılan en ufak adımın bile önüne geçilmek istenmiştir. Bu baskıdan kaçarak kendileri için “anayurt” olarak gördükleri Türkiye’ye sığınmak isteyen 146 tane Azerbaycan Türkü soydaşımız, Iğdır’daki sınır kapısına yakın yerdeki Aras Nehri üzerindeki Boraltan Köprüsü‘nü geçmiş ve hürriyete kavuşmanın sevinciyle Türk sınır karakoluna sığınmışlardır.

    Bu yıllar Türkiye’de “Milli Şef” * döneminin yaşandığı, “Türk yurdunda TÜRK’üm demenin suç olduğu” bir dönemdir. 146 tutsak Azerbaycanlı soydaşımızın Türkiye’ye sığındığını duyan Sovyetler hükümeti, bu kişilerin derhal SSCB’ye iadesini istemişlerdir. Türkiye’ye sığınan soydaşlarımız, kuşkusuz kendilerinin azılı Rus askerlerine geri verileceğine olasılık bile vermemektedirler. Çünkü kardeşlerinin, anayurttaki soydaşlarının yanına gelmişler ve kendilerini hiç olmadığı kadar güvende hissetmişlerdir. Fakat Milli Şef‘in Türklüğe ve Türk’e olan düşmanlığı, burada da devreye girerek akıllarda olmayan olasılığın Türk’ü adeta bir soykırıma sürüklemeye yetmiştir.

    Sovyetler’den gelen istek üzerine karakoldaki askerler panik içinde Ankara ile temasa geçiyor ve Türkiye’ye sığınan soydaşlarımızın geri verilip verilmeyeceği ile ilgili bilgi almak istiyor. Hem Türk askerleri hem de sığınan kandaşlarımız öz yurtlarının böyle vatan sevdalısı kardeşlerimize kucak açacağından emin bir şekilde Ankara’dan gelecek yanıtı bekliyorlar. Ankara’dan gelen yanıt, herkesin tüylerini ürpertiyor:

    – “Esirleri derhal iade edin!“

    Bu korkunç yanıt, herkeste bir korku ve şaşkınlık uyandırıyor ve Ankara’nın cevabı tekrar isteniyor. Fakat sonuç aynı: “Ülkelerine iade edin!“

    Azerbaycanlı kandaşlarımız bu yanıt karşısında “Lütfen bizi o azılı düşmanlara teslim etmeyin, bizi siz öldürün. Kendi vatanımızda, kendi bayrağımızın altında ölmüş oluruz.” deseler de, karakol komutanı içini kan ağlaya ağlaya 146 esir TÜRK’ü yeniden Sovyet Rusya’sına, Türk’ün bağımsızlığa hasret kaldığı soysuz yere, teslim etmek zorunda kalıyor. Ruslara zorlukla teslim olan 146 Türk evladı, hemen elleri ayakları bağlanarak oracıkta, Türk askerlerinin gözleri önünde kurşuna dizilerek öldürülüyor!

    Tutsak Türklerin kurşuna dizilmeden önce söyledikleri bir ağıt şöyle:

    Boraltan bir köprü, aşar geçer Aras’ı,
    Yuğsan Aras suyuyla, çıkmaz yüzün karası.

    Karası, karası, merhamet fukarası,
    Karası, karası, merhamet fukarası,

    Düşman bekler karşıda, önüne kattı beni,
    Can alınan çarşıda, kardeşim sattı beni.

    Dönüp seslendim geri, merhametsiz birine,
    Beni siz vursaydınız, şu gavurun yerine.

    Azerbaycan’ın büyük milli şairi Almas Yıldırım, bu olayı “Dönek Kardeş” adlı şiirinde şöyle dile getiriyor:

    Türk denince özü, sözü mert olur,
    Dost deyince ayrılmaz bir fert olur,
    Kardeş deyip dara düşsem, sığınsam,
    Şimden geru bu bana bir dert olur.
    Ben ne diyem bu vefasız dağlara,
    Öz kardaşı dönek olan ağlara!

    Türk; o Altayların dünkü eri mi?
    Yolunda can koydum, verdim serimi,
    Düştüğü ağlardan kurtulsun diye,
    Serdim ayağına doğma yerimi…
    Kardaş armağanı, dökülen kanlar,
    Bana mükâfat mı giden kurbanlar?

    Ben diyorum, Kayıhan’dır soyumuz,
    Bir kaynaktan varlığımız, boyumuz,
    Dilim dili, yolum yolu, emel bir,
    Bir bayrakta, yıldız’ımız, ay’ımız.
    Azerî, Türk, Türkmen; var mı ayrılık,
    Nerden doğdu bu imansız gayrılık?

    Alnımın yazısı, karadır kara,
    Karadan bir mendil yolladım yara,
    Yol uzun, el uzak, yetişmez eller,
    Türklüğün kanayan kalbini sara.
    Felek kıymış beslenen bu dileğe,
    Lânet Türk’ü hançerleyen bileğe.

    Bir suç mu düşmana göğüs gerdiğim?
    Günah mı Türklüğe gönül verdiğim?
    Rusların açtığı yaradan derin,
    Anayurtta öz kardaştan gördüğüm.
    Seslenseydim, ses çıkardı her taştan,
    Ne beklersin sağırlaşan bir baştan.

    Kaçtır, eli kanlı çıktı oyundan,
    Ne bilem, kahpelik varmış soyunda,
    Girdiğim öz yurttan döndürülürken,
    Kanımın aktığı sınır boyunda
    Açan lâlelerden bir çelenk örsem,
    Türklük dünyasına armağan versem.

    Karakol komutanı genç subay evine döndükten sonra yaşananlara dayanamayıp intihar etmiştir. Bu olay, Türk’ün (?) Türk’e ihanetidir. Bu olay, bir devlet yönetiminin ne kadar soysuzlaşabildiğinin apaçık kanıtıdır. Bu olay, ruhları uçmağa varan bağımsızlık aşığı 146 bozkurtun kutlu direnişinin yankıları misali, hâlâ kulaklarımızda çınlamaktadır.

    Tanrı, TÜRK’ü önce kendinden; sonra nice soysuzdan korusun!

    Orkun KUTLU


    Boraltan Faciası

    1944’te artık Kızılordu korkusu vardır. Stalin zulmünden Türkiye’ye sığınan 147 Azerbaycanlı Türk, bu korkuyla Sovyetler’e iade edilmiş ve Aras Nehri üzerindeki Boraltan Köprüsü’nün öbür tarafında kurşuna dizilmişlerdir!

    Korkunç bir faciadır bu.

    Ama bazılarının yazdığı gibi sebep “Milli Şef’in Türklüğe ihaneti” değildir. Birinci Dünya Savaşı’nın facialarını ve ülkenin işgal edilmesinin felaketlerini yaşamış olan İsmet, Fevzi, Karabekir, Rauf neslinin İkinci Dünya Savaşı felaketinden Türkiye’yi koruma telaşıdır!

    Yoksa, İnönü ve arkadaşları, Kırım, Kafkasya ve İran Türkleri konusunda ‘iç kabine’de müzakereler yapmışlar, fakat Nazi orduları yenilince bunları elbette rafa kaldırmışlardı.

    Milliyetçilik ve karşı-milliyetçilik yahut sağcılık, solculuk gibi duygular tarihe bakarken bizi tek gözlü yapmamalıdır. Zira, daha vahimi, günümüze de tek gözlü bakmak gibi bir bağnazlığa mahkûm eder bizi.

    TAHA AKYOL