• Haşmet : Ne yapıyorsun?
    Nihat : Hiç!
    Haşmet : Nasıl hiç?
    Nihat : Hiç... Dışarı çıkamıyorum...Sokağa...Korkuyorum! İçimi bir sıkıntı basıyor... Kimi tanıyorum...Daha kötü oluyorum!
    Haşmet : Peki nasıl...Bu evde tek başına?...
    Nihat: Kitaplarımı satıyorum.Üç, beş bir şey geliyor...
    Haşmet : Yazık... Dehşet bir kütüphanen vardı! Sinema kitapların...
    Nihat: Sittir et!Şimdi daha çok işe yarıyorlar...Rakı alıyorum...Birde film izliyorum. Kapandım buraya...Perdeleri hiç açmıyorum!
  • Bu içimdeki hüzün benim değil, sizin eseriniz.
    Siz büyüttünüz onu yalanlarınızla.
    Dünyayı bir oyun sahnesi olarak gördünüz ve feda ettiniz insana dair ne varsa oynadığınız rol uğruna.

    Şimdi ise ben bütün dünyaya surat asma hakkımı kullanıyorum...
  • “En çok istediğim şey normal olmak, en büyük korkum ise; normalin ne olduğunu anlayamaz hale gelmekti.”
  • hiç okumayan insan ne güzel, her şeyi biliyor. okuyan ise her geçen gün daha da az bildiğini hissediyor. haddini bilmek erdemi ise bu iki gruba olabilecek en adaletsiz şekilde dağıtılmış; neredeyse komik. toplumun bir parçası olmakla ilgili en sevimsiz konu bu.
  • 360 syf.
    ·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Konuşmalar, genelde zihinsel sorgulamalardan yola çıkılarak gerçekleştiğinden, okuyucuyu derinlere götürüyor. Zamanı yönetemeyen ve bu yüzden birçok şeye zaman bulamadığından yakınan insanlığı, yavaşlamaya davet ediyor Yazar bu kitabıyla. Okuduğu, izlediği, gördüğü ya da yaşadığı şeyleri düşünmeyen, adeta robıtlaşan zihinlerin çalışmaya ne kadar ihtiyacı olduğu bir gerçek. Yüzeyden derine giden yolu bulmak, zihni çalıştırmaktan geçiyorsa, çevremizi “akıllı” sıfatıyla başlayan elektroniklerin sardığı günümüz dünyasında, bu kitabın birçok insana ilaç gibi geleceğini düşünüyorum.
    Gerçek tutsaklığın ne olduğu ve gerçek tutsağın kim olduğu konularına ışık tutuyor kitap. Manevi esaret mi yoksa maddi esaret mi gerçek esarettir? Zihindeki düşüncelerin etkisiyle, kendini yalnızlığa mahkum eden insanın, kapalı kapılar ardına mahkum edilmesinin o insana hissettirdiklerini, yaşamadan bilmenin imkansızlığı gün yüzüne çıkıyor kitapta. Okuru kendi iç dünyasıyla baş başa bırakan bu güzel ve akıcı kitabı, herkese tavsiye ederim. Yaşama, ölüme, akıl ve deliliğe dair konular hakkında düşündürüyor ve sorgulatıyor. Keyifli okumalar dilerim.

    Küçük bir de alıntı bırakmış olayım :))

    Çok da doğru olmayan bir kıyaslama yapmama müsaade edecek olursanız, bence kitaplar notaya, sohbet ise şarkı söylemeye benziyor. 
  • 196 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    Ne yazmalı bu kitap hakkında, tam kitabı yeni bitirmişken ve Beethoven'ın Tolstoy'u da derinden etkileyen "Kreutzer Sonat" ı çalarken arka planda? Aslında çoğu incelemede,tanıtım yazılarında gecen tek bir kelime var her şeyi özetleyebilecek "provokatif". Tolstoy'un çıkar çıkmaz sansüre uğrayan, pek çok eleştiriye maruz kalan yani ortalığı oldukça karıştıran kitabı Kreutzer Sonat.Uzun süredir de kitaplığımda okunmayı bekliyordu ta ki her işini hayranlıkla seyrettiğim Kayhan Berkin'in Versus bünyesinde tek kişilik bir uyarlamasını sahneye koyduğunu duyana dek.Hemen biletimi aldıktan sonra kitabı da okuma listemin en üstüne çıkardım.
    Kitap hakkında genel yorumlama yapmadan önce değinmek istediğim birkaç nokta var. Sadece Doris Lessing'in önsözünü içermesi sebebiyle bile kitabın İletişim Yayınevi baskısından okunması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü genel olarak bir Tolstoy meraklısı değilseniz ve hayatı hakkında pek okuma yapmadıysanız bu önsöz kitaba bakış açınızı baya etkileyecek ve yazarın hayatının kitapla sıkı bağını çok rahat fark edeceksiniz.Sanatçı Tolstoy ile özellikle hayatının son dönemlerinde aşırı uç fikirlere derinden bağlanan ama bu fikirleri hayatına uygulayamadığı için büyük bir içsel savaş yaşayan vaiz Tolstoy'un kitap boyunca nasıl karşı karşıya geldiklerini fark edeceksiniz.
    Kreutzer Sonat şüphesiz Tolstoy'un en farklı kitabı.Tolstoy'un Sonya ile evliliği hakkında bir şeyler okuduysanız kitapta anlatılan çiftin de Tolstoy çifti olduğunu düşünmemeniz mümkün değil.Hiçbir şey paylaşılmayan evlilikleri,art arda doğan çocuklar, muhtemelen Tolstoy'un kendini bu evlilikte yetersiz hissetmesi ve tüm bunların doğurduğu gerilim ve çaresizlik adeta Tolstoy'u kadın düşmanı birisi haline getirmiş bence. Karısına ve özellikle kendisine duyduğu nefreti sanatçı kişiliğinin gücüyle süsleyip etkileyici bir kitap ortaya çıkarmış diye düşünmekten kendimi alamadım.Tolstoy'un yaşarken de pek çok müridi olduğu söyleniyor ki hiç şaşırmadım. Anlatım gücü o kadar yüksek ki en hafif tabiriyle "korkunç" denebilecek fikirlerini bir ideoloji olarak sunmayı başarmış.
    Bir kadın olarak kitabı okurken ise oldukça zorlandım.Çoğu yerde çok öfkelendim. Karısını bir birey olarak görmeyişine, mülkiyetine geçmek gibi hatta daha kötü tabirlerin sık sık kullanılışına,tüm günahların kadınlara yüklenişine, erkeğe yüklenen günahların da yine kadına duydukları zaafla temellendirilişine ve dünyadaki sorunların tek sebebi kadın ve erkeğin tensel birlilteliğiymiş gibi saçma bir inancın anlatılmasına. Fakat kitabı edebi açıdan beğenmemek elde değil,tek solukta okunabilecek kadar da iyi bir dili var.
    Kitaptaki iki kısmı ise özellikle çok beğendim.İlki evliliklerinin daha dört ya da beşinci gününde karısı ile paylaşacak hiçbir şeyleri olmadığını fark ettikleri ve birbirlerine nefretle bakmaya başladıkları bölüm ve Pozdnişev'in hakimlerin bile karısını " onurunu temizlemek için!" öldürdüğünü söylemelerine rağmen hayır onu ondan nefret ettiğim için öldürdüm dediği kısım.Yıllarca içinde biriktirdiği öfkeyi kusabilmek için bahanelerin arkasına sığındığının o da farkında aslında.
    Okunmalı mı kesinlikli okunmalı.Fakat sorgulama yeteneğimizi kullanarak kendi değerlerimizi ve bakış açımızı oluşturabilme kabiliyetimizi kaybetmeden, tıpkı tüm kitapları okurken olması gerektiği gibi.
  • Okulların yarıyıl tatilinde olduğunu unutup haftaiçi boştur diye avm'ye gittim. Tıklım tıklım doluydu her yer liseli ve üniversiteli ergen.1-2 sene öncesine kadar gözüme batmazdı ama özellikle liselilere çok gıcık oluyorum. El kol hareketleri, aşırı hareketli oluşları, mimikleri, bağırarak konuşmaları her şeyleri gözüme çok batıyor. Konuşma tarzları! Bir de epeydir sokakta denk geldiğim bir şey var. 2 tane liseli-ünili erkek konuşuyorlar ve konuştukları şey bir kız ve onun attığı mesajlar oluyor hep. Buradan kızlara sesleniyorum(halka sesleniş): Bir erkeğe mesaj atarken en az 10 defa düşünüp öyle atın. O iyi bir çocuktur yapmaz öyle şey demeyin. Erkekler kendi aralarında ne muhabbetler döndürüyorlar. (Emin olun attığınız fotoğraflar asla silinmiyor, milletin ağzına sakız oluyorsunuz.) Bunu bizzat yaşadım geçen yıl. Aynı staj grubunda olduğum bir erkekle vatzaptan mesajlaşırdık,. konuşmamız naber nasılsın, staja kaçta gelicen gibi sıradan şeylerdi. Bu kişinin(adı x olsun) bizim bir üst dönemimizden arkadaşı vardı alttan ders alıyor. X'in arkadaşı geldi bizim sınıfa, yanıma oturdu. ''Naber, adın selin'di değil mi, x'in arkadaşıydın değil mi?'' Hayatında beni ilk defa görmüş kişi, adımı bilip beni tanıyor. Çünkü x anlatmış. Fotoğrafıma kadar göstermiş hem de. (vatzap'ta sadece arkadaşlara açıktı) Fotoğrafımı başka yerden görmesinin ise mümkünatı yok. Neyse, bu olaydan sonra X'e bütün güvenimi kaybederek selamı sabahı kestim. Attığı mesajlara da ayıp olmasın diye 5-6 gün sonra cevap vermeye başladım. Sonra anlayıp yazmayı bıraktı.