Ergen Zorbalığına Karşı Telekineziyle Çözüm Önerileri
9/10
·206 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 17:12
Carrie'yi (Göz) okuyup üstüne filmini izleyince şunu çok net anladım: Bu dünyada insanı dindar geçinen anası kadar, bir de lisedeki o pislik ergenler kadar kimse delirtemez. ​Kız zaten evde nefes alamıyor, okulda da sırf tuhaf ve ezik diye canına okuyorlar. Bir insanın üstüne bu kadar gidilmez dedirten cinsten.Yani o meşhur balo sahnesinde Carrie ortalığı ateşe verirken içimden bir ses "Yatacak yeriniz yok aq ergenleri hak ettiniz" dedi. King abi doğaüstü güç falan yazmış ama hikayedeki asıl canavarlar o okulun "popüler" çocukları. ​Kitabın anlatım tarzı filme göre daha sert, o çaresizlik hissi içime oturdu. Bir insanı ne kadar köşeye sıkıştırırsanız, patlaması da o kadar kanlı oluyor malesef. Filmi de kült zaten ama kitabı okumadan o kızın kafasının içindeki o bıkkınlığı tam anlamak zor. Ben çok sevdim, net.
1000Kitap
GözStephen King · Altın Kitaplar · 20238,3bin okunma
GEÇMİŞ ZAMANA MUSTAFA KUTLU'DAN BAKMAK
Puan vermedi·96 syf.··
2026 34. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 16:43
Mustafa Kutlu okurken çocukluğumu okuyormuş gibi hissediyorum. Henüz her şeyin bu kadar hızlı, bu kadar ultra, bu kadar otomatik olmadığı o manuel zamanlar... İstasyonda geçen hikayelerdeki istasyoncu, lokantacı, çorbacı; mutlak hatıramda bir surette beliriyor. Ya da mahalle, köy, kasaba hikayelerindeki mahallenin delisi, velisi, âmâsı, dilsizi... Hepsinin adı, sanı, lakabı dipdiri kendi hikayemde. ​Modern zamanların bizden alıp götürdüğü birçok şey; küçük idealler, hız ve otomasyondan arınmış o sıradanlık, Kutlu’nun eserlerinin okura temas noktası olmuştur. Bu Böyledir’de Süleyman'ın, eşinin ayakkabılarına bakıp yüreğini sızlatan iç acısının bugün net bir karşılığı var mıdır? Yahut bir davul fırın sahibi olmanın tuhaf zaferini, en fazla neye sahip olunca hisseder günümüz insanı? ​Mustafa Kutlu’yu ilk kez 14 yaşında, edebiyat öğretmenimin verdiği Tufandan Önce kitabıyla sevmiştim. Aradan geçen 20 yılda çok şey değişti. Eserlerin bir çoğu içindekilerle birlikte mazi kabilinden okunuyor olsa da Kutlu’nun kahramanlarının büyük iddiaların peşinde koşmaması, hayatın akışındaki o küçük, samimi tesadüfler bize kendimizi hatırlatıyor. Hızın ve otomasyonun insanı yabancılaştırdığı bu çağda; kasabanın, istasyonun ve mahallenin o capcanlı hafızasıyla yeniden eve, yani çocukluğumuza dönme hissini seviyoruz. Kutlu’yu bundan sebep seviyoruz. Edit: Chef bitti şimdi. Ama bu kitabın sonu yok. E be Mustafa Kutlu... Meselenin sonunu niye okura bırakırsın ki. Zaten aklımızda kırk türlü tilki, yani bi de bunun derdine mi düşelim. :) Edit: Arkakapak Yazıları yazarın uzun yıllar yönetiminde bulunduğu Dergâh dergisinin arka kapağında yayımlanan kısa, yoğun ve vurucu metinlerinin bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Dergâh yayın hayatına son verene kadar ben de takip etmiştim Kutlu'nun yazılarını. Çoğusu
Hüzün ve TesadüfMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20114,882 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
9/10
·40 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 20:47
Omelas'ı Bırakıp Gidenler, küçük hatta küçücük hacmine nazaran, son zamanlarda adalet, vicdan, erdem konularını düşünmeye zorlayan en kayda değer eserlerden biri oldu. Ursula K. Le Guin 40 sayfalık bu eserinde, çizimleri de bir tarafa ayırırsak net olarak 30 sayfadan bile daha küçük bir hacimde, saatlerce konuşulsa yetmeyecek derinlikte bir sorgulamaya adeta itiyor okuru. İddia ediyorum; bu kitabın düşündürdükleri kendi hacmini rahatlıkla gölgede bırakabilir... Kendi değerlendirmeme geçmeden önce, konuyu biraz uzatmak pahasına da olsa, bu eseri okumama vesile olan ve eseri çok çok iyi şekilde tanımlayan bir sosyal medya paylaşımının metne dönüştürülmüş halini paylaşmayı, hem eseri layıkıyla ifade etme hem de değerlendirmeyi yapan kişinin hakkını teslim etme adına gerekli buldum: =========================== ALINTI (linki yorumda sunulmuştur) “Bir öykü var. Ne zaman okusam ilk defa okuyormuşum gibi etkileniyorum. Size ondan bahsedeceğim. Ama önce bir sorum var, (hayır) iki! 1. Bir şehrin bütün çocukları mutlu olsaydı ama bunun için yalnızca bir çocuğun acı çekmesi gerekseydi kabul eder miydiniz? 2. Soruyu değiştiriyorum şimdi: ya o acı çeken çocuk sizin çocuğunuz olsaydı? Ursula Le Guin 1974'te "Omelas'ı Bırakıp Gidenler" diye kısa bir öykü yayımlıyor. Öykü daha sonra en prestijli bilim kurgu ödüllerinden birini kazanıyor. Aradan elli yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ okuyunca insanı rahatsız etmeyi başarıyor. Şimdi, "Omelas" denen bu ülkede herkes mutlu. Savaş yok, yoksulluk yok. Korku yok. Çocuklar güvende. Ama bütün bu düzenin altında bir bodrum katı var. ve o bodrumda da bir çocuk. Yalnız, unutulmuş. Kir içinde. Ve herkes bu çocuğun acı çektiğini biliyor; herkes... __Bu
Kitap İncelemesi
Omelas'ı Bırakıp GidenlerUrsula K. Le Guin · İnka Kitap · 202634 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 58. kitabı
Bu kitabı okurken bazı yerlerde gerçekten içim daraldı. Özellikle o mezuniyet sahnesi… Birkaç saniye içinde her şeyin altüst olması çok ağır hissettirdi. O kaos ve insanların panik hali gözümde aşırı net canlandı. Ama beni en çok rahatsız eden şey olaydan sonra insanların verdiği tepkiler oldu. Sosyal medyada yapılan yorumlar o kadar kötüydü ki bazen gerçekten insanların içindeki nefreti görünce ürperiyorsunuz. Kitap biraz da bunu gösteriyor bence; insanlar başkasının acısına bile nasıl öfke karıştırabiliyor. Sadece polisiye gibi ilerleyen bir hikâye de değil üstelik. Karakterlerin iç dünyaları, bastırdıkları kırgınlıklar ve o “kusursuz hayat” görüntüsünün altındaki gerçekler daha çok etkiledi beni. Özellikle anne-çocuk ilişkileri ve başarı baskısı üzerine düşündüren yerleri vardı. Okurken hem gerildim hem sinirlendim hem de bittikten sonra uzun süre aklımda kaldı diyebilirim.
Kanlı KanatlarAyşe Erbulak · Eksik Parça Yayınları · 018 okunma
Çiçeklerin Suyunu Tazelemek – İnceleme
10/10
·510 syf.··
2026 37. kitabı
·
61 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 09:15
Valérie Perrin – Çiçeklerin Suyunu Tazelemek, bir hikâyeden çok, birbirine değen hayatların sessiz ve derin bir anlatısıdır. Başta mezarlıkta geçen bir roman gibi görünse de, aslında merkezinde ölüm değil yaşam vardır. Çünkü bu kitapta ölüm bir son değil; geride kalan duyguların, hatıraların ve yarım kalmış hikâyelerin devam ettiği başka bir düzlemdir. Violette, yetimhanede büyümüş, hiçbir yere tam olarak ait olamamış bir kadındır. Hayatı boyunca doğru seçimlerden çok hayatta kalmaya odaklanır. Yanlış bir ilişki, kırılgan bir evlilik ve erken gelen annelik… Ama tüm bunların altında hep aynı ihtiyaç vardır: bir yere ait olabilmek. Kitabın en büyük kırılma noktası çocuğunu kaybetmesidir. Bu olaydan sonra hikâye bir yas anlatısından çıkar, geçmişin ve gerçeğin peşine düşülen bir sürece dönüşür. Bu süreçte Violette’in hayatına dokunan karakterler hikâyeyi derinleştirir: - Sasha, acısını doğaya ve bitkilere dönüştürerek yaşamayı öğrenmiş bir karakterdir. Yasın içinde kaybolmak yerine onunla yaşamayı temsil eder. - Polis, geçmişi açığa çıkaran ve saklı kalan gerçekleri görünür hale getiren en önemli kırılma noktasıdır. - Philippe ve ailesi, dışlanma, aidiyetsizlik ve yanlış ilişkilerin temsilidir. - Marsilya’daki arkadaş (tatil dönemindeki kadın karakter), Violette’in hayatında kısa ama önemli bir “nefes alanı”dır. İlk kez hayatın başka bir ihtimali olabileceğini hissettirir. Romanın en güçlü yönlerinden biri karakterlerin iyi-kötü olarak ayrılmamasıdır. Herkes kendi yarasıyla var olur. Bu da hikâyeyi daha gerçekçi ve insana yakın kılar. Mezarlık ise kitabın en güçlü metaforudur. Ölümün olduğu bir yerden çok, insanların en dürüst hâllerinin ortaya çıktığı bir alan gibidir. İnsanlar orada sadece kaybettiklerini değil, kendilerini de anlatır. Kitabı bitirdiğimde elimde
1000Kitap
Çiçeklerin Suyunu TazelemekValérie Perrin · Pegasus Yayınları · 202371 okunma
Dulluk ve zorlukları
8/10
·80 syf.··
2026 9. kitabı
Bu romanı çok beğendim. Sizlerin de beğeneceğini düşünüyorum.Tanzimattan beri kötü kadın tiplemesi edebiyatımızda var. Genelde gayri-müslüm kadınlardan oluşturulur zaten kötü kadın karakterler. Namık Kemal’in “İntibah”ı mesela. Nefret etmiştim. Amaç toplumu eğitmek olduğundan, iyiyi/kötüyü yazar, kendi bakışından kendi ahlakından yerleştirir, bariz taraf tutar. Ben de bunu hiç sevmem. Bana göre bu kötü bir edebiyattır. Ahmet Mithat’ın “Dolaptan Temaşa”sını da epey eleştirmiştim. Yine bir tanzimat eseri olan “Dolaptan Temaşa” incelememde bu topraklardaki namusun psikolojik yansıması adında bir bölüm paylaştım. Orada neden sadece kadınların bu psikolojik ve toplumsal baskıyı yaşadıklarını anlatmıştım. İşte o roman kötü bir roman örneğiydi. Bu romansa, “Siyah Gözler” ise aynı toplumsal baskıdan çıkmış iyi bir roman. Romandan önce “Cemil Süleyman’ı” kısa bir tanıyalım. 1886 İstanbul doğumlu. Babası Kaymakam. Dönem karışık bir dönem olduğundan babası bir sürgün, bir görev derken Beyrut - Halep - Sidon dolaşıyorlar ailecek. Ta ki Cemil Süleyman’ın Beyrut’ta TIP okumaya başladığı zamana kadar. O sene annesi kollarında vefat edip, babası da 2 ay bile olmadan akrabadan biriyle evlenince Cemil Süleyman’a Beyrut dar geliyo ve Tıp eğitimini İstanbul’a Mekteb-i Tıbbiye’ye aldırıyor. Edebiyatla ilgili olduğundan İstanbul’da Servet-i Fünun ile yolları kesişiyor. Edebiyat hayatı böyle başlıyor. Ama Cemil Süleyman için hekimlik ve vatani görevler her şeyden önemli hele ki veba salgını varken. Cidde, Karaman, Hicaz, 1.Dünya Savaşı, Yanya, Arabistan, Batum, Kurtuluş Savaşı Antalya, Cumhuriyetten sonra Çanakkale, Samsun. Buralarda hem hekimlik hem askerlik yapmış, Harp Madalyası, Demir Salip Nişanı kazanmış… velhasıl görmüş geçirmiş bir adam. Zaten işte bu doktor olmasından ve Servet-i
Siyah GözlerCemil Süleyman · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20264,059 okunma