Ağustos böceğinin şarkısı
Kızılderili şefleri trenle New York'a getirildi.
Bir heyet kendilerini karşıladı.
Konuklara toplantı öncesi kenti gezdiriyorlardı.
Sokaklardaki insan seli, arabaların, iş makinelerinin gürültüsü kızılderilileri şaşırtmıştı..
Bir ara Oglala Lakhotaları'nın şefi ve şamanı Heȟáka Sápa-Karageyik bir ağustos böceğinin şarkısını duyduğunu söyledi.
Diğer reisler onayladı ama beyaz adamlar inanmadı. Kentte ağustos böceğinin olmayacağını,
olsa bile bu gürültüde duyulamayacağını söylediler.

Karageyik ısrar etti.
Arabayı durdurdu.
İndi, ilerideki parka gitti ve bir ağaçta ağustos böceğini gördü.
Amerikalılar şaşırmıştı..
"Olamaz" dediler, "Sende doğaüstü güçler var."
"Hayır" dedi Karageyik,
"Ağustos böceğini duymak için doğaüstü
güce ihtiyaç yok."
"O zaman biz niye duymadık?" dediler.
Kara Geyik cebinden metal bir 50 sent çıkardı, kaldırımda yürüyen insanların arasına yuvarladı.
Bir anda herkes "Acaba benden mi düştü?"
diye paraya bakmaya başladı.

Karageyik yanındakilere sordu:
"Anladınız mı?"
"Anlamadık" dediler.

Anlattı: "Bir insan için önemli olan, nelere
değer verdiğidir. Çünkü her şeyi ona göre duyar, ona göre görür ve ona göre hisseder.
Siz doğaya değer verseydiniz,
Ağustos böceğinin şarkısını duyardınız."

Emre başatlı, bir alıntı ekledi.
12 saat önce · Kitabı okudu · 8/10 puan

New York, Chicago, San Francisco, Londra ve Tokyo’daki şirket merkezlerinden gelen kadın ve erkekler, tüm kıtalara dağılıp, namussuz politikacıları ülkelerinin şirketokrasinin egemenliği altına girmesine izin vermeleri için ikna etmeye, çaresiz insanları da emeklerini imalathanelere ve üretim hatlarına satmaya teşvik etmeye çalışıyorlardı.

Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları, John PerkinsBir Ekonomik Tetikçinin İtirafları, John Perkins
BİROL COŞKUN, Bozkurt'u inceledi.
 13 saat önce · Kitabı okudu · 10 günde · 8/10 puan

http://www.atam.gov.tr sitesinde böyle bir inceleme görünce burada yayınlamak istedim.
YRD. DOÇ. DR. MUSTAFA YILMAZ
Armstrong ilk kitabı olan Turkey in Travail da, Türk Milli Mücadelesi’ni (1918-1923), açıklamaya çalışmıştır. Armstrong Birinci Dünya Savaşı sırasında Türkler tarafından tutuklanmış ve savaş tutsağı olarak cezaevine konmuştur. Savaşın ilk yıllarında gerçekleşen bu tutuklamanın etkisi ile olsa sanırız, bundan sonra yazdığı gerek, Turkey in Travail adlı kitabında, gerekse 1930 yılında yayınlanan Türkiye ile ilgili ikinci kitabı olan, Turkey and Syria Reborn, adlı eserinde Türkiye’ye ve yeni Türk liderlerine karşı saldırgan bir tavır sergilemiştir.Tutukluluğu sona eren Armstrong, daha sonra İngiliz kuvvetlerine katılmış ve Mütareke sonrasında (1920) İngiliz Yüksek Komiserliği’nde Askeri Ateşe Yardımcısı görevini almıştır. İstanbul’dan 1923 yılında ayrılan Armstrong 1927 yılı başlarında tekrar savaşın verdiği zararları tamir için kurulan uluslararası komisyonda delege olarak İstanbul’a dönmüş ve 1927-1928 kışında İstanbul’da bulunmuştur. Turkey and Syria Reborn da Armstrong’un Türkiye ile ilgili gözlemleri yer almaktadır. Armstrong’a göre yeni Türk rejimi Mussoli’nin İtalyası ile benzeşmekteydi ve Mustafa Kemal Paşa dönemin diktatörleri içerisinde en keskin olanı idi.Mustafa Kemal Paşa’nın reformları gerçekleştirmede uyguladığı metodu da eleştiren Armstrong, Mustafa Kemal Paşa’yı mesajı olmayan bir peygambere benzetmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın gerçekleştirdiği inkılâplarla, özellikle kılık kıyafet alanında yapılanlarla, Avrupalılardan çok Avrupalı bir tavır takınıldığını söylüyordu.Yönetim olarak Türkiye’nin parlamentoya dayalı bir rejim olduğunu söyleyen Armstrong bunun yalnız sözde kaldığını, gerçekte durumun farklı olduğunu, Türkiye’de bir muhalif partinin olmadığını öte yandan Türk milletinin asla kendi kendini yönetmediğini ve disiplinli bir millet olduğunu belirtirken diğer yandan gelecekten ümitli olduğunu ve yeni kuşağın gelecekte ödev ve sorumluluklarını bilecek bir şekilde eğitildiğine işaret etmiştir. Ekim 1932’de yayınlanan Grey Wolf, Mustafa Kemal an Intimate Study of a Dictator da Mustafa Kemal Paşa’nın biografisini ve dönemin iç siyasi olaylarını anlatmaya çalışmıştır. Armstrong bu kitabında Türkiye ve Türkler özellikle de Mustafa Kemal Paşa’nın şahsı ve ülkeyi yönetim biçimi ile ilgili olarak gerçekleri yansıtmayan önyargılı ve saldırgan tavrını sürdürdüğünü görüyoruz.Kitabın yayınlanması Mustafa Kemal Paşa’yı kızdırdığı gibi Türk resmi çevrelerince de hoş karşılanmamıştı. Üstelik kitabın yayınlanmasının İngiliz Dışişleri’nin organize ettiği resmi bir sunuş ile Mustafa Kemal Paşa’ya Official History of the Dardanelles Campaign adlı iki ciltlik özel bir setin sunulduğu zamana rastlaması bir terslikti. Bu sunuş ile İngiliz Dışişleri Türkiye Cumhurbaşkanı’nın büyük bir general, yiğit bir düşman ve cömert bir arkadaş olduğunu vurguluyordu. İngiliz Dışişleri ileride doğabilecek istenmeyen olaylara karşı şu noktalara dikkati çekiyordu: Kitap muhtemelen Türkleri ciddi olarak üzecektiözellikle kitabın belli sayfaları saldırgan, gerçekle ilgisi olmayan abartılı ve mümkün olmayacak şeyleri kapsıyordu. Aklı başında bir okuyucunun kitapta yazılanları doğru olarak kabul etmesi mümkün değildi. Kitap tek taraflı ve kaynağı belli olmayan bilgiler vermekteydi. Ama kitabın yazarının bir zamanlar İstanbul’da İngiliz resmi görevlileri arasında bulunması yadsınamaz bir gerçekti. Yine Mustafa Kemal Paşa’nın biografisini yazan ilk kişinin bir İngiliz olması ve bu eserde Paşa’nın karalanması ve ona leke sürülmesi bir şansızlıktı. İngiliz Dışişleri Bakanlığı Doğu işleri ile ilgili bölümden A.K. Helm, Yüzbaşı Armstrong’un muhtemelen adı geçen kitap basılmadan önce kendisinin bir daha asla Türkiye’de savaş suçlusu olarak cezaevine konmayacağı konusunda ikna edilmiş olduğunu bildirerek, kitabın yaratacağı olumsuzluğa karşı yapacakları pek bir şey olmadığını söyleyerek Ankara’ya İngiliz Elçiliği’ne şu tavsiyelerde bulunuyordu: Eğer Türkler kitaptan etkilenerek tepki gösterirler ise onlara kitabın resmi çevrelerin oluruyla veya telkiniyle hiçbir ilgisinin olmadığı söylenebilir denilerek devamla, Türkler İngilizlerin kendileri ile gerçek düşüncelerini öğrenmek isterlerse onlara Gelibolu tarihi ile ilgili kitabın sunuşunun fotokopisinin hatırlatılması ve oraya referans verilmesi tavsiye ediliyordu.İngiliz Dışişleri’nin bu görüşlerine karşılık Ankara’dan İngiliz Elçiliği 10 Kasım 1932’de Dışişleri’ne gönderdiği bir yazıda şimdilik konuya ilişkin yani kitabın Türk liderleri ve resmi çevreler üzerinde yaptığı olumsuz etkiye ilişkin bir gelişmenin olmadığını bildiriyordu. Ankara’dan Konsolos J. Morgan, Helm’e, konuya ilişkin olarak Gazi’nin bu konuda kesin bazı bilgilere sahip olduğunu sandığını ama Gazi’nin yüksek sesle Ankara’daki elçilerle 29 Ekim akşamı yapılan yıllık akşam yemeğinde, yalnızca İngiliz ve Sovyet elçilerine güvendiğini ve onları kendisinin gerçek arkadaşları olarak gördüğünü söylediğini not ediyordu.Raporda bildirildiğine göre konuya ilişkin olarak tek habere Anadolu Ajansı’nın bir telgrafında rastlanıyordu ve bu haber 25 Ekim tarihli Türk gazetelerinde yayınlanıyordu”. Anadolu Ajansı, haber kaynağını Campbell Dixon’un, Armstrong’un kitabının tanıtımını yaptığı 24 Ekim tarihli the Daily Express olarak vermişti. Gerçekte ise Dixon’un tanıtım yazısı the Daily Telegraph’ta “Modern Turkey’s Dictator, Astounding Career of the Ail-Powerful Mustapha Kemal” başlığı ile yayınlanmıştı. Dixon yazısında Armstrong’un kitabının şimdiye kadar yaşayan diktatörler için yazılan kitapların en keskini olduğunu belirterek, Armstrong’un Mustafa Kemal Paşa’ya bazı isnatlarda bulunduğunu ama bunun yanında onun başarılarını da övdüğünü ifade ediyordu. Yazısında Dixon, Modern Türkiye’nin diktatörü Mustafa Kemal Paşa’nın başarılarla dolu kariyerini; bir asker olarak, bir devlet adamı olarak ve bir reformcu olarak yerine getirdiğini yazmıştı.Kitap ile ilgili bir diğer tanıtım yazısının A.T. Wilson, imzasıyla 4 Kasım 1932 tarihli the Spectator’da çıktığını görüyoruz. Wilson, kitabı olağanüstü bulduğunu ve Armstrong’un Türkiye’yi ve Türkleri çok iyi tanıdığını, onun olayları ve kişileri küçültme veya olduğundan başka gösterme gayretine girmediğini ve çoğu tarih profesörünün yaptığı gibi akıntıya kapılıp özür dilemek yerine, ölüm ve katletmelerin düşman elemanların elimine edilmesi şeklinde verilmesi yerine, olduğu gibi verildiğini ve sadece gerçeklerin yazıldığını söylüyor ve Armstrong’un kitabını önyargısız, yargılamadan ve mahkum etmeden, sadece olayları kaydederek yazdığına inanıyordu. Kitabın söylenildiği gibi, Mustafa Kemal Paşa’yı memnun etmeyeceği ve Türkiye’de sıkıntı ve üzüntü yaratacağı yolundaki görüşlere katılmayarak, bu düşüncelerin tamamen aksinin olacağını tahmin ediyordu. Wilson yazısında ayrıca Mustafa Kemal Paşa’nın, Halifeliğin kaldırılması, alfabenin değiştirilmesi, medeni kanunun kabulü gibi değişiklikleri kendi isteği ile yaptığını söyleyerek, insanlık tarihinde bir kişinin bu kadar değişikliği yapmasına rastlamanın mümkün olmayacağını not ederek Mustafa Kemal Paşa’nın başarılarının olağanüstü ve harika olduğunu yazmıştır.10 Aralık 1932 tarihinde Ankara’dan, İngiliz Elçiliği’nden gizli kaydı ile James Morgan imzasıyla, İngiliz Dışişleri Bakanlığı, Doğu İşleri Şubesi’nden A.K. Helm’e gönderilen yazıda; Morgan Türk basınında şimdiye değin “Grey Wolf” (Bozkurt), kitabına ilişkin bir yazı görülmemesine rağmen Mustafa Kemal Paşa’nın bu konuda kızgın olduğunu ve söylentiye göre Necmettin Sadık’ın Akşam gazetesinde kitap ile ilgili olarak yazı yazmasının istendiğinden bahsediyordu. Morgan ayrıca İngiliz gazetelerinin ve yazarlarının Armstrong örneğinde olduğu gibi önemsiz şeyler üzerinde durarak, kendi kibirlerini ve kişisel kinlerini tatmin etmek uğruna İngiltere’ye ve İngilizlere zarar verdiklerini ve yabancı insanların kırılmasına neden olduklarını bildiriyordu. Morgan, ayrıca bu türden davranışların İngiltere’ye olan yabancı sempatisini azaltacağını not etmekteydi. Konu ile ilgili olarak Ankara’dan James Morgan imzasıyla 22 Aralık 1932’de İngiliz Dışişleri Bakanı Sir John Simson’a yazılan yazıda kitabın, Spectator’da konu ile ilgili yazısı çıkan Wilson’un tahminleri aksine Mustafa Kemal Paşa’yı büyük ölçüde gücendirdiği bildirilmekteydi. Gücenmenin kısmen kitabın yalan ve iftiradan oluşmasından, esas olarak da, bir İngiliz tarafından mahalli bir İngiliz’in görüşünü temsil eden bir kitap gibi İngilizce konuşan insanlara böyle bir kitabın sunulması ve Gazi’nin gerçek kimliğini hayatını ve başarılarını gösteren bir çalışmanın yapılmamış olması gösteriliyordu. Raporda yine ileride değineceğimiz Necmeddin Sadık’ın 8-20 Aralık tarihleri arasında Akşam gazetesinde konuya ilişkin olarak çıkan yazılarının İngiltere’ye ve İngiliz çıkarlarına karşı resmi ve genel olarak Türk tavrının değişmesine etki eder nitelikte olmadığı belirtiliyordu. Yine Ankara’dan James Morgan imzasıyla İngiliz Dışişleri Bakanlığı, Doğu İşleri Şubesi’nden Helm’e gönderdiği bir yazıda, Türk Dışişleri’nin ve resmi çevrelerin Armstrong’un kitabının İngiliz görüşünü temsil eden bir kitap olduğuna inanmadıkları söylediklerini ama sıradan bir Türk’ü kitabın üzmediğini söylemenin güçlüğüne değinerek Konsolos Morgan bu konunun tamiri için şunları öneriyordu: Eğer mümkün olursa İngiltere’de Ankara’nın kabaran hislerini yatıştırmak için bir şeylerin yapılmasını görmek istediğini, kitabın Ankara’da hâlâ eleştirilen bir konu olduğunu belirtilerek, bu konuda kitabın yarattığı olumsuz havayı yumuşatmak için bir şeyler yapmanın Türklerden çok İngilizlere düştüğüne işaret ederek; ileri gelen bir İngiliz’e Mustafa Kemal Paşa ile görüşme yaptırarak Paşa’nın yaptığı işlerin hakkıyla anlatılması ve takdir edilmesini veya tanınmış birisine bir makale veya mektup yazdırarak Grey Wolf’ta yazılanların doğru olmadığını ve Mustafa Kemal Paşa’yı gerçekten tanıyan bir şahsın kendi deneyimlerinden hareketle Gazi’nin bir asker ve lider olarak dehasını ortaya koyması neden olmasındı. Morgan, bütün bunların Ankara’da olumlu etkiler yapabileceğine inanıyordu. Morgan, muhtemelen George Young’un bu tür bir kitabı yazabileceğini ve bunun Türklerin gururunu okşayacağını bildiriyordu. Bu bağlamda Morgan, Türkiye’de yaşanan Belçika örneğini de veriyordu. Belçika’da the Independence Belge’nin Türkler hakkında yazdığı kabul edilmeyen şeylerin, Türklerin tepkilerine neden olduğunu ve hatta Türklerin Belçika Kraliyet ailesini de işin içine katarak karşılık verdiklerini, ama Belçika Dışişleri Bakanı’nın Türkler hakkında olumlu şeyler söylemesi ile olayın kapandığını bildiriyor ve kendilerinin de benzer şeyleri yapmasına müsaade verilmesini istiyordu. Morgan’ın önerileri doğrultusunda bir hareketin altı ay sonra yerine getirildiğini görüyoruz. Gazeteci yazar ve yayıncı olan Vernon Bartlett’in İngiliz Dışişleri ile teması sağlanarak, Bartlett’in o günlerde BBC’de yayınlanan “Strong Men of Europe” programına Mustafa Kemal Paşa da dahil edilerek Mustafa Kemal Paşa ve onun Modern Türkiyesi hakkında “Strong Men of Europe VIII. The Ghazi” başlıklı bir yayın yapmıştır. Bartlett’in bu konuşması dışında, yine Türkiye ile ilgili bir yayını daha olmuştur. Bu konuşmasının başlığı ise, “Avrupa’nın Hasta Adamının İyileşmesi” idi. Bartlett, konuşmalarında; İstanbul ve Ankara’daki gözlemleri ile yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçekleştirdiği inkılâpları anlatmış ve Mustafa Kemal Paşa’nın hayatından kesitler vererek onun dönemin devlet adamları içerisinde en önde gelen bir liderliğe sahip olduğu vurgulanmıştır. Türk halkının Mustafa Kemal Paşa’yı Cumhuriyet’in ilk kurulduğu yıllardaki gibi sevdiği ve onun halkın gözünde popüler bir lider olduğu belirtilerek, İsmet Paşa’nın da yardımları ile Türkiye’nin güçlü bir ülke konumuna geldiğini ve Avrupa’nın hasta adamının yakın doğuda, güçlü ve etkin bir yere ulaştığını söylemiştir.Armstrong’un kitabı dışında Mustafa Kemal Paşa ile ilgili olarak, İngiliz Dışişleri’ni rahatsız eden diğer bir yazı ise 1934 yılında New Britain adlı bir dergide yayınlanmıştır. Bunun üzerine İngiliz Dışişleri New Britain’ı uyarmıştır. Derginin o günkü editörü olan C.B. Purdon ile yapılan görüşmede, Purdon kendisinin izinli olduğu bir döneme rastlayan bu yayının gözden kaçtığını ve kazara böyle bir yazının yayınlandığını söyleyerek, bundan sonra bu tür bir olayın olmayacağı sözünü vermiştir. Buraya kadar gelişen olaylar kitabın İngiltere açısından ele alınışı ile ilgiliydi. Şimdi aynı konuyu Türkiye tarafından ele almağa çalışacak olursak, bu konuda ilk olarak daha önce sözünü ettiğimiz 25 Ekim 1932 tarihli Anadolu Ajansı kaynaklı Türkiye’de çıkan gazetelerdeki haberi görüyoruz. 25 Teşrinievvel 1932 tarihli Cumhuriyet gazetesi haberi son telgraflar başlığı altında şöyle vermekteydi: “Gazi bir fevkalbeşerdir!”. İngiltere’de Gazi’ye dair bir tarih neşredildi, “Bozkurt” kitabından bahseden Daily Express Büyük Dahi’yi nasıl tarif ediyor?” telgraf ise aynen şöyleydi: “Yüzbaşı Armstrong’un Gazi hakkında “Bozkurt” isminde bugün çıkan kitabını Daily Express gazetesinde mevzuu bahseden M. Campbell Dixon Gazi’yi Harbi Umumi’nin devasa bir nisbet almağa başlayan birkaç şahsiyeti arasına koyarak diyor ki:“Henüz yaşamakta olan bir hükümet hakkında şimdiye kadar asla yazılmamış bu derece acı bir kitapta bile Armstrong, Gazi’nin dehasını ve eserini takdir ve tescil etmektedir. Gazi’nin tarihi okunduğu vakit onun şahsında, Lenin’in sabit prensiplerini, Mussolini’nin heyecani olan meylini, Cengiz’in askerlik dehasını ve Troçki’nin veya Karno’nun sürükleyici kudretini bulmamak kabil değildir. Gazi, fevkalbeşer bir görüş sahibi ve çok kuvvetli bir teşkilâtçıdır”. Daha sonra aynı konuda İngiliz Elçiliği’nin, Mustafa Kemal Paşa’ya yakınlığından bahsettiği Sivas Milletvekili Necmeddin Sadık Bey’in Akşam gazetesinde, 8-20 Aralık tarihleri arasında çıkan yazılarını görmekteyiz. Necmeddin Sadık Bey, “Bozkurt: Mustafa Kemal [Yüzbaşı Armstrong’a Cevap]” başlığı altında Akşam gazetesinde çıkan yazılarının ilkinde Armstrong’un kim olduğu sorusunu sorarak, onun mütareke sonrası İstanbul’u işgal eden İngiliz ordusunun istihbarat şubesinde görevli Yüzbaşı Benett ile beraber çalıştığını, İstanbul’un eğlence yerlerinden çıkmayan ve kumara olan merakı ile tanınan maceraperest bir kişi olduğunu bildiriyordu. Ayrıca Armstrong’un Sait Molla ile tanıştığını ve onunla samimiyetini artırarak Sait Mila’ya “İngiliz Muhipler Cemiyeti”ni kurdurttuğunu yazıyordu. Necmeddin Sadık Bey kitap ile ilgili olarak böyle bir yazı yazmasının Armstrong’a ilmi veya ahlaki bir değer vermekten değil, ama kitaptan İngiliz kamuoyunda çokça bahsedilmesinden kaynaklandığını söylüyordu. Gerçek İngiliz yazarlarının tarafsız ve gerçekçi oluşlarıyla tanındıklarını söyleyen Necmeddin Sadık, amacını Armstrong’un kitabında yer alan, hiçbir belgeye dayanmayan, tamamen uydurma ve hayal ürünü olan konuların tarihi örneklerle çürütmek olduğunu söylüyordu. N. Sadık bey 9 Aralık’ta çıkan yazısında ise kitabın adının, “Bozkurt, Mustafa Kemal: Bir diktatörün hususi hayatının tetkiki” olması ve özellikle o dönemde Batılı yazarlar tarafından Mustafa Kemal Paşa’ya atfedilen diktatörlük vasfı üzerinde durarak şunları söylüyordu: Mustafa Kemal Paşa’nın nefret ettiği bu yakıştırmanın yanlış olduğu ortada idi, Mustafa Kemal Paşa bir siyasi oyun, bir hükümet darbesi veya zor kullanarak iktidara gelmiş değildi. O ülkenin içine düşmüş olduğu zor durumdan kurtuluş için Millet tarafından iş başına getirilmişti ve Mustafa Kemal Paşa milli bir kahramandı. Ülke savaş halindeyken bile egemenliğin temsil edildiği yer olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni hiç bir zaman ihmal etmeyen ve Meclis’te hararetli tartışmalara cepheden gelerek katılan Mustafa Kemal Paşa idi. Armstrong’un kitabının girişinde bahsettiği Türkler ve Türk tarihine ilişkin verdiği bilgiler gerek Mustafa Kemal Paşa’nın hayat hikâyesine ilişkin, annesi, babası, doğduğu ev, mahalle hayatı, Şemsi Efendi Mektebi ve Askeri Rüşdiye’ye ilişkin bilgiler yalan yanlış ve tarihi hatalarla dolu idi. Necmeddin Sadık Bey, Armstrong’un kitabında yer alan konulara ilişkin yazdığı yazıları şu başlıklar altında toplamıştır: Gazinin gençlik ve tahsil hayatı hakkında, müellifin garazkarane yalanları, Mustafa Kemal hiçbir zaman farmason olmamıştı!”, “Hareket Ordusu ve Mustafa Kemal, Trablusgarp Seyahati, Gazi’nin Sofya Ateşmiliterliği, Şark Cephesi hakkında müellifin bazı hataları”, “Maslup Arifin idam kararını Gazi’ye imzalattıran müellif, nasıl uydurma sahneler tertip ediyor!”, “Milli Mücadele Devri: Kazım Karabekir Paşa, Rauf Bey, Halide Edip hanıma, müellif, mühim yer ayırmış… İçki ve kadın meselesinde, kumar bahsinde, Armstrong’un garazkarlığı”, “Gazinin elinden kurtulamayanlar kimlermiş?, Fikriye hanım meselesi, bir tiyatro dramı haline nasıl sokulur… Mustafa Kemal kimseye söz söyletmez, herkesi sopa ile kovarmış!”, “Halide hanım cepheye niçin gitmiş?, ‘Ordular hedefimiz Akdeniz!’, Gazinin Latife hanımla izdivacı hadisesini müellif nasıl tağyir ediyor?”, “Gazi hazretlerinin, Latife hanımla izdivacı, niçin ve nasıl olmuştu… Geçimsizliğin ve ayrılışın sebepleri… Gaziyi zehirlemişler, az kaldı ölüyormuş?, Müellifin cehaletine, daha birçok örnekler”, “Müellife göre Gazi’ye başka zemin, başka zaman lâzımdı; Mustafa Kemal, bir Timur, bir Cengiz Han olabilirdi, fakat ruhsuz ve tembel bir halkı adam etmek gibi sıkıcı bir işe yakalanmış!…”, “Gazi bir aşiret reisi midir? Gazi’nin müstesna terbiye ve nezaketi, Gazinin hususiyet ve samimiyet hayatı, müellif, kralların zevk ve sefahat alemlerini ezbere, model olarak almışa benziyor” . Necmeddin Sadık Bey bu başlıklar altında Armstrong’un kitabına verdiği cevapta kitapta bahsi geçen konuların tam anlamıyla yazarın hayal ürünü olduğunu ve yazarın Mustafa Kemal Paşa gibi bir şöhretin ismi altında üne kavuşmak istediğinde olduğunu ortaya koymuştur. Necmeddin Sadık Bey yazısını şöyle noktalamıştır: “İngiliz muharirinin talihsizliği, hususi hayatında küçük göstermek istediği büyük adamın Mustafa Kemal olmasıdır… Ahlâksızlık bile her yerde sökmez. Çarptığın kaya çok serttir, yüzbaşı efendi, başka kapıya…”Armstrong’un kitabına ilişkin olarak 4/12/1933 tarihinde bir Bakanlar Kurulu Kararnamesi görmekteyiz. Kararnamede: “Almanya’nın Karlsruhe şehrinde çıkan ‘Badische Presse’ gazetesinde H.G. Armstrong tarafından tefrika halinde yazılarak Fransız, İngiliz ve Alman dilleriyle kitap halinde basılmış olan ‘Bozkurt – Mustafa Kemal’ adlı kitabın, zararlı yazılar ihtiva etmesine binaen gerek bu dillerle basılmış ve gerekse başka dillerle basılacak olanlarının memlekete sokulmasının yasak edilmesi; Dahiliye Vekilliği’nin 28.11.933 tarih ve 10371 sayılı tezkeresi üzerine İcra Vekilleri Heyeti’nin 4.12.933 toplanışında kabul olunmuştur.” denilmekteydi.Yine aynı konuda “Le Mois” adlı mecmuanın Kasım – Aralık 1933 tarihli 35’nci sayılı nüshalarında yer alan “Mustafa Kemal veya Bozkurt” başlıklı makalesinde Mustafa Kemal Paşa’ya bulunulan çirkin saldırı nedeniyle toplattırıldığını görüyoruz. Son olarak 27.9.1934 tarihli “Journal des Debars” adlı Paris’te çıkan bir gazetede CM. Laroche tarafından yazılan “Bozkurt” başlıklı makalede Armstrong’un kitabından bahsedilmesi üzerine 11.12.1934 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile adı geçen gazetenin ülkeye girişi yasaklanmıştır. Konu ile ilgili olarak sonuç yerine şunlar söylenebilir: İngiliz Dışişlerinin Grey Wolf’un yarattığı olumsuz etkiyi azaltmak için aldıkları tavır, sanırız Türk-İngiliz ilişkilerinin o yıllardaki durumu ile yakından ilgilidir. Bildiğimiz gibi 1926 yılına gelinceye değin, yani Musul anlaşmazlığı çözümleninceye kadar Türk-İngiliz ilişkileri belirli bir gerginlik içerisinde olmuştur. 1927 yılından itibaren Türk-İngiliz ilişkilerinin bir yumuşama sürecine girdiğini ve yavaş ama sağlıklı bir ilişki döneminin başladığını görüyoruz. Bu yeni dönemde İngiliz kamuoyu ve resmi çevrelerinde Türkiye Cumhuriyeti artık barışçı bir devlettir. Lozan Barış Anlaşması ile belirlenen sınırları dışında herhangi bir toprak talebi olmayan bir ülke konumundadır. Mustafa Kemal Paşa tarafından ifade edilen “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” artık Türk dış politikasının temel taşıdır. Buna bağlı olarak İngiltere için artık Türkiye uluslararası barış ve güvenlik için vazgeçilemeyecek bir ülke olacaktır. Diğer yandan Batı’ya karşı ulusal bir savaş veren ve yeni bir devlet kuran Türkiye’nin yeni önderi kendisine Batı’yı model almıştı. Batılı bir ülke olma yolunda zaman zaman Batı kamuoyunu da hayrete düşüren köklü değişiklikler gerçekleştirilmişti. Mustafa Kemal Paşa’nın şahsında tüm inkılâplar alkışlanmaktaydı. Armstrong’un kitabı ne Batı’nın ne de İngiliz kamuoyunun görüşlerini içermekteydi kitap sadece kendi kişisel hayali idi.

Onur soyuak, bir alıntı ekledi.
Dün 00:20 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

İşte Türkiye böyle bir çelişkiler ülkesiydi.En avangart yaşamdan feodal aşiret düzenine kadar her şey vardı.Hiçbir standart tutturulamıyordu. Bazen bu ülkede hem New York hem Kandehar var gibi hissediyordum ki galiba bu gözlemim doğruydu.

Serenad, Zülfü LivaneliSerenad, Zülfü Livaneli
Haree, Miryam'ı inceledi.
21 Eyl 22:59 · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · Puan vermedi

Miryam ve Omar... Faslı bir kadın Miryam ve Lübnanlı bir adam Omar ve ikisinin New York'da kesişen hayatları... Aslında kitap başlarda beni hiç sarmadı bu belki benim kafamdaki meşguliyetlerden kaynaklıydı olaya bir türlü girememiştim ama her kitapta olduğu gibi bu kitabın sonunu merak edişim okumayı bırakmama engel oldu ama iyiki okumuşum sonlara doğru beni çekip götürdü Omar ve Miryam'ın aşkı ve verilen hayat dersleri.. Kendimi Miryam'ın yerine koydum büyük bir aşk yaşıyorsunuz ama en sevdiğiniz insan, gördüğüne inanıyor size değil! Bu aşkın isimsiz bir hali gibi.Görünen göründüğü gibi olmayabilir gerçek hissettiğimizdir kitabı anlatmak istemem ama benim gibi başta sıkılırsanız bırakmayın derim.Bazen hayatımız böyledir tam vazgeçmek istediğimiz anda hedefimize çok yakın olduğumuzu fark ederiz ama sabırla direnebilirsek fırtına dinince kayığımız limana ulaşacaktır.Her yokoluş aslında bir varoluştur. Herkesi dinleyin ama duyduğunuz ses kalbinizin sesi olsun :) Bazen kendinden bile vazgeçmek gerekir en sevdikleriniz yaşasın diye... Miryam

HALİME ALTUĞ, bir alıntı ekledi.
21 Eyl 13:24 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ebegümecigillerden olan, koza durumundaki meyvesi üç, dört veya beş dilim halinde açılan, büyümesi sırasında bol su isteyen, otsu veya odunsu tropikal bir bitki olan pamuğun, tohumlarının etrafını kaplayan tellerin işlenerek hidrofil hale getirilmiş olanı, her gün moda markalarını sırtlarına geçirerek sahnenin başından sonuna, sonundan başına volta atan bazı top modellerin değerli bir besin kaynağıdır. Onlar bir deri bir kemik olarak formda kalabilmek için, her gün hidrofil pamuğunu sodaya bandırıp yerler. Hindistan’daki fareleri ve inekleri beslemekten daha ucuz bir yol olduğu için, moda dünyası ve müşterileri idollerini bu şekilde beslemekten geri durmazlar. Onlara pamuktan elbiseler ve pamuk elması misali pamuktan besinler sunarlar. Benim esas korkum bu modellerden en az birinin Sebze ve Meyveleri Koruma Derneği diye bir dernek kurma potansiyeline sahip olduğudur. Bütün saçmalıkların kol gibi gezdiği ve bu şakalara inanmayanların cezalandırıldığı bir dünyada, doğrusu böyle bir hadisenin bir gün vuku bulabileceğine inanırım. Bir gün içlerinden birinin Paris Greve Meydanı’nda ya da New York Times Square’de, ‘’Hıyar salatasına hayır!Yaşasın Beyaz Hidrofil Kabakları!’’ diye bağırabileceğini dahi düşünürüm. Herhalde o zaman bana, dünyanın neredeyse yarısının, oyuncak gibi tatsız tuzsuz sera bitkileriyle beslendi(rildi)ği düşüncesiyle Sebze ve Meyvelerin Namusunu Koruma Derneği adıyla bir dernek kurma fırsatı da doğmuş olur. Böylece Ebegümecigillerden Pamuğun yarasına tuz basanların, kanayan aklına bir pamuk olurum. Pamuk tarlalarında çalışan işçilerin yüzü suyu hürmetine sûretim yeşile boyanır, ümidim allanır.

Şey ve Tan, Mehmet Sabri GençŞey ve Tan, Mehmet Sabri Genç
Gülşah, bir alıntı ekledi.
19 Eyl 23:16 · Kitabı okudu · 9/10 puan

En yakın havaalanına giderek, New Orleans’a, Hollywood’a veya New York’a gidecek bir uçağa binmek hakkınız olabilir ama, eğer cebinizde bilet alacak paranız yoksa, aslında bunu yapmak özgürlüğünüz yok demektir. Kullanamadıktan sonra, hakkinizin bulunması neye yarar?

Sosyalizmin Alfabesi, Leo HubermanSosyalizmin Alfabesi, Leo Huberman

Okumaya Doyamadığımız Yazarların Ilginç Yazma Alışkanlıkları
Truman Capote: Cuma günlerinde, sayısında 13 olan otel odalarında ve içinde üçten fazla sigara izmariti olan bir kül tablasının yakınında asla yazmazmış.

Vladimir Nabokov: Eserlerinin her paragrafını kartlara yazıp onları bir ayakkabı kutusuna istiflermiş. Böylece dilediği zaman paragraflarının sırasını değiştirebilirmiş.

Agatha Christie: Esrarlı hikayeleri, daima küvetinde elma yerken aklına düşermiş.

Stephen King: Egzersiz amacıyla her gün en az 2000 adet zarfsız cümle kurarmış.

Woody Allen: Kalabalık bir akşam New York metrolarından birine atlar ve insanları gözlemleyerek 50 adet espri bulurmuş.

Virginia Woolf: Hep ayakta yazarmış.

Sidonie Gabrielle Colette: Yazmadan önce köpeğinin bitlerini temizlermiş.

Hayalperestinkitapligi, Barbarlar Şehri'yi inceledi.
18 Eyl 00:02 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Kırmızı Müttefikler’in New York’a saldırmalarının üzerinden neredeyse yirmi yıl geçmiştir ve savaş tutsakları kampına dönüşen Manhattan, Rolladin ve fuhuş efendileri tarafından demir yumrukla yönetilmektedir. Skyler Miller’a göre Manhattan, onu şehrin sınırlarının dışındaki dünyadan geri tutan bir kafestir fakat kız kardeşi Phee için Manhattan, bildiği tek evdir.
Sky ve Phee, bir gün annelerinin savaş zamanlarından kalan günlüğünü keşfedince, annesi ve Manhattan’ın geçmişi hakkında bildikleri şeylerin göründüğü gibi olmadığını öğrenirler ve sırlarla çevrili hayatları ilmik ilmik çözülmeye başlar.

Kitap 3 kısıma ayrılmış. 1. Kısımda yaratılan dünya anlatılıyor. 1. Kısım sonunda Sky ve Phee Park'taki gerçekleri öğreniyorlar. Ve park'tan ayrılıyorlar. Gerçekleri öğrenmeye başladıktan sonra heyecan zirvedeydi. Bir sonraki sayfada ne olacak merakıyla okudum. 2. Kısımda çok sıra dışı bir şey yoktu. Yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Bir tek Sarah'ın günlüğü merak ediciydi. Birde sonunda Sarah'ın arkadaşı Robert ile karşılaşması. 3. Kısım en iyisidi. Kitapta en çok beğeneceğiniz kısım olacağına eminim 3. Kısımda Robert sayesinde Standart adlı bir otele gidiyorlar. Otel manyakça bir yer. Bir solukta okudum. Kitap Sky ve Phee tarafından anlatılıyor. Sky ve Phe tarafından annelerinin günlüğü ile geçmişte yaşananlar hakkında bilgi ediniyoruz. Kitap müthişti. Ama çoğu yerinde okurken sonraki sayfayı merak etmedim. Kitabın kapağına tasarımına aşık oldum. Yabancı yayınları her zaman ki gibi kendini konuşturmuş. Önerir miyim? Bir şans verin derim. Kurgu güzeldi.