• Nirvana: Hırslarını, tutkularını yok edebilen, kendini yenebilen kişinin varabileceği üst manevi basamak. Benliğin çözülüp yok olması. Karşıtlarının kalktığı ve herşeyin teklik içinde çözüldüğü mutlak huzur aşaması.
  • ilk ışınlarını yayarken Gotama tam ve aşılmaz aydınlanmaya (anuttura samyak
    sambodhi) ulaşmış.
    O anda,
    dudaklarından şu sözler dökülmüş:
    Şimdiye dek her geliş gidişimde, İçinde hapis olduğum,
    Duyularla duvarlanmış bu evin,
    Yapıcısını aradım durdum.
    Ey yapıcı! Şimdi seni buldum.
    Bir daha bana ev yapmayacaksın.
    Bütün kirişlerin kırıldı,
    payandaların
    çöktü.
    İçimde nirvana'nın suskunluğundan
    başka bir şey kalmadı.
    Tutkuların, isteklerin biçimlediği
    yanılgıdan kurtardım kendimi..
  • 🔹 Hz. Ali kendisiyle savaşan Hz. Zübeyr'i öldürdüğü için bir adamı cehennemle müjdeliyor ve ağlayarak yanından kovuyor.

    🔹 “Düşmanını öldürdüm, şimdi bi aferin alırım!“ hevesiyle gelen Amr bin Cürmûz beyninden vurulmuşa dönüyor..

    🔹 "Öldürmeyecekse niye savaştı?“ diye gayet mantıklı görünen bi hesap yapmıştı oysa.

    🔹Öyle ya; çelik çomak oynamak için mi kılıç çekmişlerdi birbirlerine!

    🔹 Kendisiyle savaşan Hz. Zübeyr'i öldüren adamı cehennemle müjdeleyen Hz. Ali, kendisine savaş açan Hz. Muaviye'yi lanetleyene "Aferin!" mi diyecek sanıyorsunuz?

    🔹 Siz Hz. Ali'nin yanındasınız da, Hz. Ali kimin yanında zannediyorsunuz?

    🔹 O hiç bir zaman kendisine savaş açan sahabeye hadsizlik yapanların yanında olmadı.

    🔹 Kendisine isyan eden Hz. Aişe'yi eleştiren iki kişiye Ka'kaa bin Amr'ı yollayıp 100'er sopa vurdurttu.

    🔹 Savaş açan Hz. Aişe'yi eleştirenleri sopa ile haşlayan Hz. Ali, savaş açan Hz. Muaviye'yi lanetleyenlere ödül rozeti mi takacak zannediyorsunuz!

    🔹 Kendi taraftarlarının Hz. Aişe'nin hevdecini okladıklarını görünce havada uçuşan okların önüne attı kendisini..

    🔹 "Kendi yanındaki" lerden kurtardığı Hz. Aişe'yi çölde korumak için yanına 40 asker verdi.

    🔹 Yolda erkeklerin yanında rahat edemez diye de Basralı 40 kadını onun hizmetinde görevlendirdi.

    🔹 Kasılmayın ya; rahatça eleştirin sahabeyi, "Sana düşmez!" diye gürleyecek bir Hz. Ali yok nasılsa bugün..

    🔹 Sahabeye attığınız okları kırıp elinize de veremez.

    🔹 Sopa dayağı için göndereceği bir Ka'kaa bin Amr (ra) da yok..

    🔹 Meydan sizin; ortamı Hz. Ali'den boş bulmuşken, hazır sopa gibi ilkel(!) bir susturucusu da yokken, Hz. Ali'nin "yanında" olun tabi.

    🔹 Hz. Osman'ı korumak için Mısırlı asilerin üzerine gönderdiği oğulları; Haşimî aslanları Hz. Hüseyin ve Muhammed Hanefî de yok bugün..

    🔹 Hz. Osman'ı kuşatan azgınlar çemberini elmas gibi kılıncıyla yaran, binlerce isyancı sırtlanın karşısında şâhenşâhlar gibi savaşırken,

    🔹 Hz. Osman uğrunda, peygamber dedesinin öptüğü mübarek başı yaralanan Hz. Hasan da yok bugün..

    🔹 Eleştirin tabi korkusuzca, şimdi cennet bahçelerinde birbirlerine tebessüm edip ikram eden Hz. Muaviye, Osman, Aişe, Zübeyr ve Ali ra yeryüzüne inip;

    🔹 Biz hepimiz Hak uğrunda, İslâm kal'asının burçlarını savunmak adına birbirimize cephe aldık.. diye ağzınızın payını da veremezler nasılsa.

    🔹 Biz.. İslâm'ın hakkaniyeti karşısında sahabe kardeşimiz de olsa hiç bir şahsı üstün görmediğimiz,
    İslâm'dan aziz bilmediğimiz için;
    Tenine rüzgar değmesine bile kıyamadığımız kardeşlerimize kılıç çektik..

    🔹 Bedir'de omuzdaşımız, Hayber'de ekmek bölüştüğümüz can kardeşlerimize karşı biz; i'lâ-yı kelimetullâh uğrunda zırh kuşandık..

    🔹 Biz.. Birlikte kan terleyerek Hendek kazdığımız, açlıktan isyan eden midelerimize birlikte taş bağladığımız candan aziz kardeşlerimize Hak uğrunda mevzi durduk..

    🔹 Biz; İslâm uğruna ciğerlerimizi paramparça ederek; candan geçeceğimiz ama onlardan geçmeyeceğimiz kardeşlerimize mızrak tuttuk..

    🔹 Gayemiz aynı Hak; metodumuz farklıydı.. Stratejimiz farklı, usülümüz gayrı..

    🔹 Ama içimizdeki sızı aynı, yüreğimizdeki kardeşle savaşmak yarası aynı, hafızamızda hüngür hüngür ağlayan hatıralarımız aynı, yaşanmışlıklarımızın hasreti aynı..

    🔹 Onlar.. "Hiç bir şahıs; hatta candan aziz sahabe yoldaşımız, gönüldaşımız, omuzdaşımız, kardeşten öte kardeşimiz bile İslâm'ın billur kaidelerinden üstün değil.."
    diyerek yüreklerine taş basıp; özden öz, candan can bildikleri kardeşlerine karşı durdular..

    🔹 Bunu egoları şahikalara tırmanmış, nefsanîlikleri Nirvana'lara ulaşmış paçavra kişiliğimsiler anlayamaz..

    🔹 Bi beden büyük kaçar onlara bu idrak..
    Gözlerini acıtır bu ufkun parlaklığı; hevâ zindanının zifirî karanlığına alışmış izbe haşeratının..

    Ayşe Merve Cosar
  • 248 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    12 yaşında, gerçekten de değişik bir anne tarafından yetiştirilen bir velet ile sorunsuz flörtlerin(başlasın, olmayınca rahatça bitsin) peşinde koşan bir yakışıklının yollarının bir şekilde kesişmesi ve birbirlerine isteyerek ya da istemeyerek çok şey öğretmeleri üzerine bir hikaye.

    Nick Hornby erkekleri çok güzel anlatabilen bir yazar. Bir erkeğin korkularını, düştüğü komik durumları, saçmalıklarını çok gerçekçi bir şekilde yansıtıyor kitaplarına. Muazzam da komik bir adam, espri anlayışına ayrıca hayranım adamın. Bu kitap okuduğum 4. Hornby oldu. İlk sırada hala High Fidelity olsa da bunu hemen onun ardına koyuyorum. Kitabın filmi de mevcut, onu da izledim ama kitabı çok daha fazla sevdim -ne sürpriz ama(!)- Filmdeki yan karakterleri fazla abartı ve absürt buldum. Sinemada absürt karakter görmek beni filmden çok çabuk koparan bir şey. Oysaki filmi de kitabı da birazcık bizi gerçek dünyadan kopardığı için severiz sıklıkla. Bir de kendimizle belli noktalarda benzerlikler kurabildiğimiz karakterleri severiz. Kimi üreten bunun üzerine oynar, kimisi ise olanı anlatır ve sen gerçekten sana benzediği için seversin o karakteri. Hornby, kitaplarında erkek kahraman ya da antikahramanlar yaratmıyor; tüm salaklıklarıyla, yanlışlarıyla, düştüğü komik durumlarla gerçek erkek portreleri ortaya koyuyor ancak bunu o kadar muzip bir üslupla yapıyor ki normalde kendi üzerine asla yakıştıramayacağın bir salaklığı ya da sende olduğunu kendine bile itiraf edemeyeceğin zayıf bir yanı sen hiç yadırgamadan sana kabul ettiriyor. High Fidelity'de de bu kitapta da erkek karakterlerimiz savundukları değerlerden vazgeçiyorlar, bir anlamda kendilerine karşı yeniliyorlar denebilir; ancak hornby hayatın ya da karşı cinsin galibiyetini o kadar tatlı anlatıyor ki yenilmek keyifli bir hale geliyor.

    Bu kitapta çok hoşuma giden bir pasaj vardı. Hatta bu zamana kadar okuduğum kitaplar, izlediğim filmler arasında -ki aynı seni anlatıyor diye tavsiye edilen filmler, pasajlar vardı- kendime en yakın bulduğum şeylerden biri bu pasaj oldu. Bunu bir marifet olarak sunmuyorum zira Hornby zaten kitap boyunca Will ile de baya alay ediyor. Ama dedim ya, bunu o kadar muzipçe yapıyor ki ben hiç gocunmadan bu pasajı üzerime alabiliyorum.

    Will ile Rachel konuşurlar;

    - Spoiler -

    ''Ne?'' Will'in aklı karışmıştı. ''Yaptığını yapabilmek,'' ''cesaret'' bunlar duymaya alışık olduğu laflar değildi. Rachel'a ne yaptığını söylemişti acaba? Kömür ocağında çocuk suçlulara öğretmenlik yaptığını mı? Ama Rachel'a hiç yalan söylemediğini hatırlayınca şaşkınlığı daha da arttı. ''Ne yapıyorum ben?''
    ''Hiçbir şey.''
    Will böyle olmadığını sanıyordu. ''Peki bunun için neden cesaret lazım?''
    ''Çünkü... İnsanlar hayatlarını anlamlı kılan şeyin işleri, çocukları, aileleri falan olduğunu düşünürler. Ama sen bunların hiçbirine sahip değilsin. Seni umutsuzluktan uzaklaştıran hiçbir şey yok. Buna rağmen umutsuz bir insan değilsin.''
    ''Aptallık''
    ''Aptal değilsin. Öyleyse neden kafanı fırına sokmuyorsun?''
    ''Bilmem. Yeni Nirvana albümünü bekliyorum. ya da Nypd Blue'nun bir sonraki bölümünü merak etmeme neden olan bir şeyler oluyor.''
    ''Kesinlikle.''
    ''Ne yani hayatımın anlamı Nypd Blue mu?'' Bu düşündüğünden de kötüydü.
    ''Hayır. Yalnızca devam ediyorsun. Devam etmeyi istiyorsun. Devam etmek istemeni sağlayan her şey hayatına anlam katıyor. Farkında mısın bilmiyorum ama, hayatın kötü olduğunu düşünmüyorsun...

    - Spoiler -
  • karanlığı geçelim

    karanlığı geçelim

    ne uyku
    ne ölüm
    hem uyku
    hem ölüm

    düş içime uyu
    ve sonsuz büyü
    unut renkleri
    ve şekilleri
    hepi
    ve hiçi

    beni
    ve seni
    ve geceyi yuttu
    nirvana


    Asaf Hâlet Çelebi
  • Dünya spatyomunun son aşamasıdır. Bu aşama evrensel yasalara tam adaptasyon ve gerçek bir şuurlanma aşamasıdır. Tüm dinler bu aşamayı bir "kurtuluş noktası" olarak tanımlamışlardır. Çeşitli isimlerle bu aşama sembolik bir dille insanlara aktarılmıştır. Budizm'de "Nirvana", Hristiyanlık'ta "Gökler'in Melekutu", İslamiyet'te "Cennet" bu aşamaya geçişin sembolleridir.
  • Buda’nın bir müridi olan Sariputta, “Nirvana huzurdur!” dediği zaman, ve tahassüsün olmadığı yerde huzurun olamayacağı söylenerek kendisine itiraz edildiğinde Sariputta, “Huzur, tam da hiçbir tahassüsün olmamasıdır,” diye cevaplar.