• ..duygularla düşünmeyi ve akılla hissetmeyi öğrenmek..
  • Hiçbir gerçek
    yoktur ki, karşıtı da gerçek olmasın! Yani şöyle:
    Bir gerçek ancak tek taraflıysa, dile getirilip
    sözcüklere dökülebilir. Düşüncelerle düşünülüp
    sözcüklerle söylenebilen ne varsa tek taraflıdır,
    hepsi tek taraflı, hepsi yarım, hepsi bütünlükten,
    mükemmellikten ve birlikten yoksun. Ulu
    Gotama öğrencilerine dünyadan söz açarken,
    çile ve esenlik diye ikiye ayırdı. Başka türlüsü
    olanaksızdır, öğretmek isteyen birinin izleyeceği
    başka yol yoktur. Ancak dünyanın kendisi,
    gerek çevremizdeki, gerek içimizdeki varlık asla
    tek taraflı değildir. Asla bir insan ya da bir eylem
    tümüyle Sansara, tümüyle Nirvana değildir, asla
    bir insan tümüyle kutsal ya da tümüyle günahkâr
    olamaz. Böyle gibi görünmesi yanılmamızdan zamana gerçek bir nesne gibi bakmamızdandır.
    Zaman gerçek değildir, Govinda, ben sık sık
    yaşadım bunu. Zaman da gerçek değilse, dünya
    ile sonsuzluk, acı ile mutluluk, kötü ile iyi
    arasında var gibi görünen çizgi de bir yanılgıdan
    başka şey değildir.”
  • Buddha, bundan sonra «Dört kutsal hakikati» anlatmaya başlar:
    «Ey rahipler! Olgun insanın gözü ve gönlünü açan
    ve hikmete, huzura, irfana, ilhama ve Nirvana'ya götüren bu ortalama yol hangisidir ? Bu yol, sekiz yol ağzına açılan o şerefli yoldur ki, şunlardır: Doğru inanış, doğru irade, doğru söz, doğru iş, doğru yaşama, doğru düşünüş, doğru murakabedir».
  • Tabii ki de bunu hiçbir zaman bileme­yeceğiz. Ama kadınların âdet döneminde yaşadıkları ile ilgili benim ufak bir tahminim var. Örnekle açıklayayım isterseniz: Diyelim ki çok yoğun bir gün geçirdiniz ve tek isteğiniz duşunuzu alıp güzel bir yemeğin başına oturmak. Yemeğin ar­dından da şöyle televizyon karşısmda uzanıp uyuyakaldınız mı değmeyin keyfinize. Öncelikle duşa giriyorsunuz. Uzun bir uğraş sonucunda ideal sıcaklığın birkaç derece üzerindeki bir sıcaklığa getirdiğiniz suyun altına giriyorsunuz. Suyun birkaç derece fazla olması önemli çünkü sıcak suyun vücudunuza çarptığında oluşturduğu o hafif yanmanın tüm yorgunluğunu­zu söküp attığına inamyorsunuz. Gözleriniz kapalı, birazdan yiyeceğiniz yemeğin hayalini kurarken sıcak suyun başınızdan aşağı terapi şeklindeki akı­şı altında dakikalarca durabilirsiniz. Bu arada, siz duşta tam Nirvana'ya ulaşacağınız sırada anneniz, babanız ya da eşiniz mutfaktaki suyu kullandığından dolayı size gelen su aniden soğuyarak banyonun içinde oldukça makul bir yüksekliğe sıç­ramanıza neden oluyor. Siz musluk ile durumu düzeltmeye çabalarken hemen peşinden gelen kaynar su tarafından kut­sandıktan sonra delirdiğiniz ve içinizden saydırdığınız o birkaç saniyeyi düşünün. Hah, işte o anı hiç unutmayın. Çünkü bana sorarsanız eğer kadınların âdet dönemindeki hormon değişik­ likleri neticesinde hissettikleri, muhtemelen yukarıda anlatma­ya çalıştığım durumun uzun süreye yayılmış hâli olabilir.
  • Buddha iki tür nirvanadan bahsetmiştir. 
    Alt tabakalı nirvana diyor. 
    Ağaç kayboldu, arzu ağacı. Yeşillik, yapraklar, çiçekler, meyveler - her şey kayboldu. 
    Ancak kökler hala yeraltında, karanlık toprağa gizlenmiş durumda.
    Ağaç dışarıdan kaldırıldı, ancak ağaç yine de kendini yenileyebiliyor. Alt tabaka hala orada, tohum henüz yakılmadı. Buna 'substratlı nirvana' diyor..
    Bu, Patanjali'nin nirbeej samadhi - tohumlu samadhi diye adlandırdığı ile tamamen aynıdır . 
    Dışarıdan çok zor. 
    Ağaç tamamen kaldırıldı, ancak toprağın altındaki kökler hala canlı ve doğru anın yeniden filizlenmesini bekliyor. Yağmurlar gelecek ve filizlenecek. 
    Tekrar iddia etmek için sezonlarını bekliyorlar...
    OSHO 🌾✋
    Tohumsuz samadhi 🙏
  • Gautama "nefs olmayan"ın içindeki yerini kavramış ve ebedi olanla bir olmuştur. Nirvana durumuna ulaşmıştır: Nirvana, "bağımlılığı olmayan", "varlık olmayan" veya kelimenin düz anlamıyla (mum misali) "sönüp giden" gibi çeşitli şekillerde tercüme edilmektedir.
  • 496 syf.
    Yazarın otobiyografik eseri, Türünün ilki olduğundan dolayı, (Beet kuşağını) daha doğrusu bu eserle beraber edebi anlamda bir tür oluşumuna neden olduğundan dolayı önemli bir yere sahip bir eser, Fransız asıllı Kanadalı yazar, göçmen bir ailenin çocuğudur. İngilizceyi 6 yaşından sonra öğrenir. O zamana kadar sürekli Fransızca konuşur. Bir röportajında ""Rüyalarımı bile Fransızca görüyordum""ifadesini kullanır. Koyu katolik bir anneye sahip, erkek kardeşinin ölümünden sonra babasında alkol ve kumar bağımlılığı gelişir. Kardeşinin ölümü Kerouac'ı derinden etkiler.. Yazdığı romanlarda hayatına giren insanlara ve olaylara yer verdiği için; Yolda romanı da ilk baskısı sırasında isimler ve mekanlar değiştirilir ve sansürlenir. 20 günde yazılan eser 37 metrelik birbirine eklenmiş ruloya, bir oturuşta aralıksız yazılmasıyla, eşinin günlerce odasına kahve, çay, yemek taşıdığı söylenir.Bu yönüyle dikkat çekicidir.

    Beet kuşağı terimini ilk kullanan kişide yazarımız Kerouac'dır. Bu kuşağın hayat felsefesini yolda isimli kitabıyla kült hale gelmiştir. Beet kuşağı dediğimiz yine 2. Dünya savaşı atom bombası ile sona ererken, Vietnam savaşının yıkıcı psikolojik gücünün de ardından, Avrupa'da 6 milyon yahudinin gaz odalarında yakılması ile insan olgusunun düşünülmeye başlandığı bir dönem, Kapitalist yaşam çarkının içine girmeyi reddeden, ya da bunun içinde kendine yer bulamayan. Paketlenmiş yaşam tarzının içinde yer bulamayan Afro Amerikalıların, göçmen Avrupalıların, uzak doğuluların vs vs toplumun dışına itilmiş bu kitlelerin içinden Hipster'lar denilen kitleler çıkmaya başlar. Bu insanlar dil, din, ırk, genel toplumun ahlak inanç ve tüm doğrularına uymayan bu tipler. Sınırsız yaşam; bedensel ve düşünsel , mekansal anlamda, beyinsel, anlamsal ...[uyuşturucu] (bu önemli bir detay; çünkü düşüncenin önünde de engel olarak görülen toplumsal değerleri, alkol ve uyuşturucunun etkisiyle aşılacağını düşünen) özgür seks, kadının özgürleşmesi ve hiç bir toplumsal kısıtlamalara uymama gibi, konformist burjuva sınıfına karşı tepki olarak doğan, maddi değerlerin karşısında manevi değerler aramaya girişen, Tanrı inancını birazda Doğu mistik akımlarda Budizm, Şamanizm. Nirvana vb gibi eğilimlere yönelen, Tanrı'yı koyu katolik Hıristiyanlığın dışında arayamaya başlayan, sonrasında Amerikan basını tarafında dejenere edilen ve farklı lanse edilen, ilerleyen süreçte de politik duruşu olan 68 kuşağın hippilerine dönüşecek olan, Yeraltı Sakinleri; içerisinde Allen Ginsberg, Gary Snyder, Neal Cassady gibi 1940-1950 li yılların önemli yazar ve sanatçılarının olduğu topluluk :) özelikle bu Beet kuşağının kitaplarından birisi olan, okumasına güvendiğim, içeriğinin yola göre daha iyi olduğunu söyleyen arkadaşımın Neal Cassady'nin Üçün Biri isimli kitabını önerdi, okunacaklarım arasına aldım . Ama mümkünse bu yıl değil:)

    Kitap ilginçtir ki iş seyahatlerimin olduğu bir döneme geldi. Benimle beraber yolculuğa çıktı. Kitap roman kriteri olarak kötü, eser olarak büyük bir kitap. Yukarıda bahsettiğim nedenlerden dolayı. Yazma alışkanlığının bir ürünü, içgüdüsel bir reaksiyon, karşı kültür yaratma çabası belki , Dili ve anlatımı değişik, şuanda yaşanıyormuş, uzaktan seyretmeyip, bizzat yaşananların içinde bulunuyorsunuz hissini veren, sürekli hareketin eylemin beni yorduğu... Şahsi fikrim yaşanılanların karakterin üstünde bıraktığı duygu eksikliğini gördüğüm için beğenmediğim, bir kaç yerde doğanın, derinlikten uzak ama yine de hoş bulduğum tasviri, yolculuğu iç dünyasında arayışlarla, mekansal ve beyinsel, toplumsal sınırları zorlayıcı ve yığınlarca karşılaşma, yabancı isimler beynimi bulandırmış olsa da.. Türünün ilk örneği, kategorisel bağlamda edebiyat çevrelerinin farklı yerlere koyduğu bir roman. Bu arada Times gazetesinin iyi ya da kötü eleştirilerde bulunduğu bir yazarın parlaması ilginç diyebilirim. Hakkında iyi yazılar yazılmış zamanında... Bu arada benim okuduğum kitap, sansürsüz basımıydı, bazı bölümlerini gülümseyerek okudum.

    Beet akımını merak eden, bu tarz kitaplara ilgisi olan arkadaşların severek okuyacağı, fazla beklentiye girmeden , akımın kült eserini merak edenlere önerebileceğim bir kitap...