Yağmur Şire, Floransa Büyücüsü'ü inceledi.
18 dk. · Kitabı okudu · 13 günde · Puan vermedi

Oncelikle belirtmeliyim ki; böyle bir hayal gücüne sahip bu usta kalemin kitaplarını kesinlikle okunmalı. Nedenlerine aşağıda yer vermeye çalıştım.

Salman Rushdie'yi daha önce okumamış olduğuma üzülüyorum. Floransa Büyücüsü son derece etkileyici bir kitap. Rushdie "Bu kitabı yazmak için yıllarca okuyup araştırma yapmam gerekti."demiş. Kitabi okuduğunuzda böyle olduğunu çok net anlıyor insan.

Öncelikle, gerçeküstü akımın mensubu bir kitap. Gerçek tarih ve masal nasıl daha iyi harmanlanır bilemiyorum. Kitap, Hindistan'dan başlayıp, Iran, Afganistan, Anadolu topraklarını geçip Floransa'ya ve hatta Amerika'ya uzanıyor. Kitaptaki tarihsel unsurların tamamı gerçek. Ekber Şah, Selim, Hanzade Begüm, Birbâl, Tansen, Iran Şahı, II. Bayezid, Medici ailesi, Andrea Doria. Geçmişte tarih kitaplarında öğrendiğimiz herkes. Bunun yanısıra kitapta geçen tüm şehirler, saraylar, evler tümü gerçek ve aslına uygun olarak tasvir edilmiş. Ekber Şah'in "sulh-ı küll" kavramı da tümüyle gerçek. Burada uzatmak istemem ancak araştırmanızı öneririm. Bu kadar çok gerçek üzerine muazzam bir masal yazılmış.

Kitabi okurken zaman zaman bu kadar gerçekçi olamaz diyorsunuz. Karakterler ve mekanlar net olarak gözünüzün önünde ve hikayeye kapılıp gidiyorsunuz adeta.

Ekber Şah'ın düşüncelerini okurken, hayatı hakkında çok derinlemesine bir analiz yapıldığı anlaşılıyor ve Rushdie'nin de benzer birçok görüşe sahip olduğunu sezebiliyorsunuz.

Bence Salman Rushdie muazzam yetenekli bir kalem, kitabı okumak son derece keyifli. Bu coğrafyada belli nedenlerden ötürü çok sevilmediğini anlıyorum ancak kitaplarının daha çok okunmaması çok talihsiz.

Okuyun mutlaka, tarihi gerçeklerle dolu bu masal diyarına adım attığınıza pişman olmayacaksınız.

Ferya Fertelli, Yüzyıllık Yalnızlık'ı inceledi.
2 saat önce · Beğendi · 10/10 puan

Gabriel García Marquez YÜZYILLIK YALNIZLIK


Roman yüzyıllık bir zaman diliminde Macondo adlı hayali bir kasabada geçiyor.Jose Arcadia Buendia ve bir grup arkadaşlarının ailelerini yanlarına alarak,dünyanın portakal gibi yuvarlak oluşunu ve nerden başlasan aynı noktada son bulursun ilkesini baz alarak ve herşeyden önemlisi denizi bulma hayaliyle başlayıp dağları aşarak vardıkları ve konuçlandıkları kasaba Macondo kasabası.
“Köyün gelmiş geçmiş en girişken insanı olan José Arcadio Buendia,evlerin nereye yapılacağını öyle bir planlıyor ki,ırmağa gitmek için hiç kimse kimseden fazla güç sarfetmiyor,sokaklar öyle bir sağ duyuyla sıralanıyor ki öğle sıcağı bastırdığında hiçbir ev diğerinden fazla güneşin altında kalmıyor.”

Öyle büyülü bir kasaba ki kimse otuzunu geçmiyor ve kimse ölmüyor.Bir mezarlığı dahi olmayan,suç işlenmeyen mutlu bir kasaba.

Romanın en etkileyici ya da benim en çok etkilendiğim karakter evin annesi Ursula idi.Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiye sahip,her anlamda dağılıp yıkılan tamam aile bu sefer daha toparlanamaz dediğimde Ursula’nın derleyici toparlayıcı,yıkılanı yeniden onarıcı başı dik,onurlu haliyle(Bizden biriydi sanki,bizim kadınlarımıza çok benziyordu)tam bir Çınar ağacıydı.Ta ki 110 veya 115 diye hesap ettiler öldüğü vakte kadar.Gözlerinin kör olduğu hiç bir çocuğu,torunu tarafından bilemedi.

Aureliano resim çekme,Nostradamus Kehanetlerini çözme ve simyacı bir baba köye gelen çingene Melquiades’le kurulan dostluk ailenin yedi kuşak hayatının dönüm noktası ve içinde bulunduğu devinimsel sürecin bir çarkı konumundaydı.Defalarca ölüp,geri gelip ailenin içinde onlarla birlikte yaşadı,ta ki son torun onun ailenin kaderini bildiren son çevirileri yapana kadar.


Ailenin uzun geçmişi boyunca adların boyuna yinelediğini,kaderlerinin ve kişiliklerinin benzettiğini görüyoruz roman boyunca.Ursula yani büyüknine” bütün Aurelianoların içine kapanık ve aklı başında olduklarını,Jose Arcadioların,atak ve girişken,ancak mutlak belaya çattıklarını söylüyor.


Ailenin makus kaderlerinden bir taneside ensest ilişki sonucunda domuz kuyruklu doğan çocuklar korkusu olmasına rağmen bu durumdan kaçamamaları.


Márquez büyülü gerçekçilik yoluyla yazmış kitabı.Muhteşem büyülü betimlemeler,ironi ve trajediyi öyle güzel harmanlamış ki yer yer gülerek,şaşırarak ve büyülenerek okudum kitabı.Biraz bu büyülü ortamdan bahsetmek isterim,uzun süren bir uykusuzluk hastalığı yaşadı kasaba,öbür dünyaya göç edenler sürekli kendilerini orda yalnız hissettikçe kasabaya döndüler.Ölülerle diriler hep iletişim halindeydi.Gökten sarı papatyalar öyle bir yağdılar ki halı gibi kapladılar tüm caddeleri.Melek olup uçan torunları oldu.Büyük kırmızı karıncalar vardı.Bir ölüme hazırlanış şekilleri var ki görmeyin gitsin,çizmeler temizlemek mi dersiniz,kefenler dikmek mi dersiniz.Bütün bunların doğal karşılanması ise bir o kadar büyülü idi.Daha daha bir çok şeyle karşılanabiliyorsunuz romanda.



En önemliside yalnızlık teması.Romandaki tüm karakterler coşkulu bir yaşamla hayata,dikkat çekici derecede enerjiyle başlayıp,yaşamlarının sonlarına hayattan tamamen soyutlanarak,kendi iç dünyalarına,odalarına kapanarak hayatlarını sonlandırıyorlar.Trajedi ironiyle kaynaşmış,Harika bir mizah anlayışıyla yüklü.Büyülü betimler kadar,yalnızlığın vurucu anlatımıda çok sarsıcı.


Márquez romanı yazarken “büyükannem en acımasız şeyleri,kılını bile kıpırdatmadan,sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana anlattığı öyküleri değerli kılan onun duygusuz tavrı imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım diyor.”

Arka kapak yazısında “ Bu romanı dikkatlice ve keyifle okuyun diyor.Hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım diyor.Şaşırmadılar,çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım,kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız.”

Bu cümlenin peşinden gitmem gerektiğini düşünüp olaylar zincirini araştırmam lazım dedim kendimce.

Kitapta tren istasyonundaki işçi katliamı ve bu katliamdaki sayının net olması yoğun bir şekilde işlenmiş kitapta.Bu olaylar 6 Aralık 1928 yılında Kolombiya’da yaşanıyor.Tarihin ilk toprak ağalığına soyunan,United Fruit Company firması muz üreticiliğinde,ticaretinin yapılıp,pazarlanmasında tekelcilik yapan tek firma.Ayrıca bölgenin tren işletmeciliğinide elinde bulunduruyor.Kapitalist düzenin getirisinde,işçilerin hak arama eylemleri üzerine başlattıkları grev sonrası üzerlerine açılan ateşle sayısı tam olarak bilinmeyen,muz işçilerinin ölümünü anlatmış Márquez.

Ve Kolombiya’nın 19.yy başlatıp İspanya’dan bağımsızlığını ilan etmesiyle başlayan tarihi bir süreç var.Kitapta bitmek bilmeyen savaş döngüsü var oğul Albay Aureliano Buendia yönetiminde.


Nobel Edebiyat Ödüllü Márquez’in kitaplarının okuma sırasını da şöyle anlatıyorlar.Yapraklar Fırtınası,Albaya Mektup Yok,Hanım Ana’nın Cenaze Töreni,Şer Saati ve arkasından Yüzyıllık Yalnızlık.Çünkü kitaptaki karakterlerin bir çoğu bahsettiğim kitaplardan toplaşıp Yüzyıllık Yalnızlığa oturmuşlar.

Herkese keyifli okumalar diliyorum.


”İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa,o adam o toprağın insanı değildir.”


”Çünkü yalnızlık,anılarını ayıklamış,yaşamın yüreğinde biriktirdiği Özlem dolu süprüntüleri yakmış,geriye en acı anıları bırakarak,onları arıtmış,büyütmüş,sonsuzlaştırmıştı.

”Ölmek sanıldığından çok daha zor.”
”İnsan ölme zamanı geldiğinde değil,ölebildiği zaman ölür.”

tigirkutmotun, İnsanlar Uyurlar, Ölünce Uyanırlar'ı inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Akıcı bir anlatım, aynı zamanda sürükleyiciliği ile de elinize aldığınızda çabucak bitirip geri rafına yerleştireceğiniz bir kitap. İnsana hayatın manasını sorgulatıyor. Hayatını bir hiç uğruna yaşayan, boş ve gereksiz işlerle uğraşan insanlara tokat gibi bir kitap. Okuyun ve sevdiklerinize okutun.

dikenprenses, Paul ile Virginie'yi inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Küçük yaşta okumama rağmen aklımdan silinmeyen bir kurgusu olan kitaptı. Kesinlikle aşk klasikleri içinde adının anılması gerekir, Aşk ve Gurur' dan bile daha güzeldi.

Hikaye benzer türevlerinden çok farklı bir mekanda geçiyor, ıssız bir adada. Başka kimsenin yaşamadığı bir adada iki dul kadının birbirine dayanak sağlaması, can yoldaşı olması çok yalın bir dille güzel işlenmiş. İkisinin de birer çocukları var. Paul ve Virginie . Aşkları öyle saf ve masum ki.. Birlikte büyümelerini, birlikte gülmelerini daha aşk nedir bilmezken kalplerinin pır pır edişini ne güzel anlatmış kitap.
Okurken çevrenin yalınlığı, saflığı ve tenhalığından bana bir Adem ve Havva hikayesini andırmıştı.( Lâ)

Kitap biterken de içte derin yaralar bırakıyor ve hayat boyu zihinden çıkmıyor. Çocuk kitabı değil bence bu, hatta onlar için fazla acıklı ve derin. Kısaltılmamış, orijinal bir halini bulursanız alın okuyun derim.

Sarah Gürten, Lacivert - Safir'i inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

kitabı çıktıktan 1 gün sonra satın aldım elime ulaştığı an kitabı incelemeden okumaya başladım ve hayran kaldım birinci kitap gibi ama bu kitap daha üst seviyeleri müthiş bu kitap aşk bomba mutlaka okuyun derimmm

Serqo, Polonya'da Bir Kuş Var'ı inceledi.
6 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Savaşi, umudu, umutsuzluğu, direnişi, çaresizliği, ölmeyi, öldurmeyi, nefreti, sevgiyi; kisacasi insanin kendi dogasina ait olani, insanin kendi dogasinin kusurlariyla birlikte, ajite etmeden sade bir dille anlatmis Romain Gary. Okuyun.

Zekeriya, Sırça Köşk'ü inceledi.
7 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Ah, ben hayvanları çok severim. Bütün canlı mahlukları, hayatı, güzelliği, saadeti severim. Bahtiyar bir köpek bile benim içimi sevinçle dolduruyor. Ben karanlık şeylerden bahsetmek için dünyaya gelmemişim. İçim tatlı, sıcak, neşeli şeyler anlatmak isteğiyle yanıyor. Hele cümle alem bu köpeğin onda biri kadar rahata kavuşsun, bakım ben bir daha acı şeylerden söz açar mıyım!"
Toplumsal olguları ve olayları sevdiğimiz betimlemelerle ve yalın bir dille anlatan sabahattin ali aynı zamanda neden sürekli toplumun acılarını, hüzünlerini, hezeyanlarını kaleme aldığını bu kitabında ağzından kaçırıyor. Her hikâyede, masalda farklı bi bakış açısıyla topluma bakmanın mümkün olduğu bu kitap doğrusu zaman öldürmeyen kitap cinsinden. Okuyun, güzelleşin.

İlkay GÜNEL, Harry Potter ve Felsefe Taşı'ı inceledi.
7 saat önce · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 10/10 puan

Eğer benim gibi öncesinde bu tarz fantastik kurgu kitaplarına karşı bir ön yargınız falan var ise bu kitap o ön yargınızı kırabilir. Ben okurken hikayenin akıcılığından ve olayların gelişim örgüsünden çok keyif alarak okudum ve bu devam eden kitapları da okumam için oldukça istek verdi bana.
Ayrıca yine benim gibi Harry Potter serisinin ne filmlerini izlemiş ne de kitaplarını okumuş birisi iseniz mutlaka önce kitapları okuyun. Kitapların anlattığı ve zihninizde canlanan dünya filme göre çok çok daha büyük ve güzel oluyor.
Ayrıca bu seriye tabiri yerinde ise "çoluk çocuk kitabı" diyenlere de lütfen aldırmayınız, okuyunuz :)

Namık incekara, İki Şehrin Hikâyesi'ni inceledi.
7 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Olay Paris ve İngiltere arasında geçiyor.
1780 li yıllarda yaşanan Paris devrimiyle alakalı olaylar.
Soylu ve sınıf ayrımı soyluların halkı tanımayıp yok sayması halkın kabarıp devrim e ve soyluları katletmesine kadar varıyor. Sınıf ayrımını ortadan kaldırıp kanunla vatandaşlık geliyor. Ölümler mahkumlar hücreler.
Ve olaylar içinde yıllar önce soylular tarafından katledilen bir ailenin intikamını almak için soylu ailenin soyunu kurutma ya yemin etmiş bir kardeş.
Ve bu durumu kendi canı pahasına düzelten bir dost'un hikayesi ve dahası.
İncelemeleri okuduğum da en çok satılan kitap olduğunu öğrendim. Bu yüzden okuyun demiyorum

Ata AKACA, Felatun Bey ile Rakım Efendi'yi inceledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

bence cok guzel bir roman olmus,osmanlinin sonlari cumhutiyetin kurulus doneminde gecen; Rakim efendi zengin bir babadan gelme, Felatun beyde fakir bir aileden gelme. Rakim efendi sapkinligin icinde, Felatun bey ise tasarruf edip insanca bir yasam surdurmeye calisiyor, bu iki insanin kiyaslamasi nasil olmustur sizce? okuyun, siz bulun