• 432 syf.
    ·5 günde·10/10
    Tavsiye üzerine başlamıştım ve yazar hakkında çok bilgim olmamama rağmen bir anda kendimi kitap içinde buldugumu ifade etmeliyim. Hatta bi ara grupta kendime bir tane de kendime sandalye alıp aralarına oturduğumu, zaman zaman onlarla birlikte yorum ve tartismamalara katildigimi fark ettim. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ama belli ki son olmayacak ciddi anlamda istifade ettigim bir kitap oldu ... Irvin D. Yalom
  • dileklerini geri çevirmedik. Aramızda yer aldılar. Onlara mısır ve et verdik. Onlar buna karşılık bize zehir (içki) sundular. Beyazlar bir kez memleketimizi tanıyınca, hemen sağa sola haber saldılar. Yeni yeni insanlar geldi. Biz onların dostça geldiğini sandığımızdan hiç korkmadık. Çünkü bize kardeşim diye sesleniyorlardı. Sözlerine inandık. Bu kez onlara daha geniş bir yer verdik. Kısa zamanda sayıları arttı. Daha çok toprak istemeye başladılar. Sonunda bütün yurdumuzu istediler. Gözlerimiz açıldı. Savaşlar oldu. Beyazlar bizimle savaştırmak için içlerinden kimilerine paralar verdi. Halkımızın büyük bir çoğunluğu öldürüldü. Beyazlar bizi içkiye de alıştırdılar. İçki yüzünden de binlerce Kızılderili kırılıp gitti. Kardeşlerim, eskiden bizim topraklarımız çok genişti. Sizinkiler ise çok küçük. Şimdilerde ise siz, büyük bir ulus oldunuz. Bize yatağımızı serecek kadar bile bir toprak parçasını çok görüyorsunuz."
  • 432 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Kitabı okumaya başlamadan önce tedirgindim aslında ama son dönemde okuduğum en iyi kitaptı özellikle ikili konuşmalardaki sürükleyiciliği okuyucuyu düşünmeye beynini yormaya itmesi beni çok etkiledi. Hiç bitsin istemedim okurken. Kitapta çok güzel analizler gördüm kesinlikle herkesin okuması gereken bir kitap beni Nictzche ile tanıştırdı diyebilirim şimdide Nictzche' nin kitaplarını okuyorum. Baca temizleme yöntemi mutsuzluklarınn derinlerde ki sebeplerini bulmaları, kimseye güvenemeyen dost olmayan bir insanın hayatta dostum dediği birini bulması gerçekten çok etkileyici oldu.
  • 272 syf.
    ·10/10
    Peygamberimizin “Ümmetimden kim kırk hadis ezberlerse, Allah onu âlimler ve fakihler arasında diriltsin” diye mübarek bir sözü vardır. Yıllar önce hadisi ilk kez okuduğumda önce kırk hadis öğrenmeye başlamış, arkasından da konularına göre kırk hadis derlemeleri yapmıştım. Bu çalışmalar o yıllarda epey bir rağbet görmüş ve çok kimseler belki elli, belki yüz alarak yakın çevresindekilere hediye etmişti.

    Peygamber Efendimiz, yine bir hadislerinde “Kim 40 hadis ezberlerse ve ezberlediğiyle amel ederse cennete girer.” buyurmaktadır. Bu ve buna benzer hadisler üzerine birçokları asırlardır kırk hadisler derleyip şerhetmiş. Bunlardan benim bildiğim en meşhuru ise İmam-ı Nevevî’nin Kırk Hadis şerhidir.

    40 Hadis 40 Yazar kitabının hazırlayıcısı Nureddin Durman Eskader’in 2014 şiir ödüllerinde Derin Yara isimli şiir kitabıyla Yılın Şiir Kitabı ödülünü alarak ilk o zaman âlemime girmişti. Birkaç kitabını edindiysem de o aralar, henüz okumadığımı belirtmeliyim.

    Hazırlayan bu eserin ortaya çıkışını şu sözlerle anlatmakta: “Asr-ı saadetten günümüze kadar gelen hadis okuma ve anlama cihetinde İslam kültüründe var olan bir hadis edebiyatı hatırlatması eşliğinde 40 hadisi 40 yazarımıza tevdi ederek yazmak istedikleri o hadis çerçevesinde izah ve yorumlarını alma yolunu tercih ettik.” “Niyetimiz İslami duyarlılığı, İslami bakış açısını hadisler eşliğinde yazarlarımızın kaleminden süzerek bir araya getirmekti.”

    Son dönemde ismini sıklıkla duyduğum yazarlar, şairler ve çizerler; kitapta her biri günümüz dünyasında belki çokça ihtiyaç duyduğumuz, uygulandığında insan olduğumuz, mü’min olduğumuz; uygulamadığımızda ya da es geçtiğimizde bazen insanlığımızı unuttuğumuz hadisleri kendilerince, kelimelerince ve tecrübelerince yorumluyorlar.

    “Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder.” Hadisini yorumlayan Cumali Ünaldı Hasennebioğlu tarlalarda yakılan anızlara değinmiş. “Düşünebiliyor musunuz, o anız yanarken, bir leblebi büyüklüğündeki toprakta, yetmiş milyon can cehennem alevinde kıvır kıvır yanmaktadır. Topraktaki canlılar yanarken, bizim duymak istemediğimiz bir sesle “merhamet merhamet” diye feryat etmektedir.” Sonrasında hüküm: “Siz o minicik canlılara merhamet etmezseniz, Allah’ın rahmetinden kendinizi yoksun bırakmış olursunuz. Allah zulmetmez, insanoğlu kendisine zulmeder.”

    Şair Cumali Ünaldı toprak muhafaza ve tarımsal sulama projelerinde mühendis olarak bulunmuş. Buradan da anlıyorum ki hadisler kişilere tevdi edilirken uzmanlık alanları da gözetilmiş.

    Bestami Yazgan “Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğudur.” Hadisini şu güzel şiiriyle açıklamış:

    Çiçeklerle hoş geçin,/ Balı incitme gönül.
    Bir küçük meyve için/ Dalı incitme gönül.

    Konuşmak bize mahsus,/ Olsa da bir güzel süs,
    ‘Ya hayır de, yahut sus.’/ Dili incitme gönül.

    Sevmekten geri kalma,/ Yapan ol, yıkan olma,
    Sevene diken olma,/ Gülü incitme gönül.

    Başın olsa da yüksek,/ Gözün enginde gerek,
    Kibirle yürüyerek/ Yolu incitme gönül.

    Mevlâ verince azma,/ Geri alınca kızma,
    Tüten ocağı bozma,/ Külü incitme gönül.

    Dokunur gayretine,/ Karışma hikmetine.
    Sahibi hürmetine/ Kulu incitme gönül.

    Arada birçok yazarın ismini duysam da kitaplarını okumadıklarım çokça vardı. Buradaki yazılarından eserlerini okumaya niyet ettiklerim de oldu. İbrahim Eryiğit ve Hüseyin Akın bunlardan bir kaçı.

    Hüseyin Akın Zenginlik mal çokluğuyla değildir, gerçek zenginlik gönül zenginliğidir.” Hadisini açıklamış. İşte o açıklamadan altını çizdiğim satırlar: “Yedikçe açlığı, içtikçe susuzluğu, uyudukça uykusuzluğu artar bu âlemde insanın.” “Kim ki muhtaçtır o yoksun ve yoksuldur.” “İnsan elini de evini de kendinden çalarak doldurur. Eşya kendine yaklaşanı kendisine benzeterek şeyleştirir.” “Modern zamanlarda zor olan sanıldığı gibi zengin olmak değil, fakir olup fakir kalabilmektir.”

    Buna benzer çalışmaların arkasının gelmesini diliyorum.
  • 176 syf.
    ·10/10
    “Bir bahçe düşü kurmadığım zaman olmuyor neredeyse. Bir bahçe evet, şöyle korunaklı, küçücük. Kıyısı boyunca renk renk ortancalar köpürecek. Duvarın üstünden morsalkımlar sarkacak baharda. İlla ki çelimsiz de olsa bir erik olacak, bir ayva, bir çam. Erik ağacı, kış biter bitmez ilkyazı müjdeleyecek. Sonra nisan geldi mi ayva, bak işte, yaz geliyor diyecek. Çam, dağların kokusunu anımsatacak durduğu yerden. Bir küçük leylak ağacı köşede, buram buram kokutacak çiçeklerini. Sonra bir köşesinde el kadar tarh olacak. Oraya, maydanoz, kıvırcık, soğan, biber ekeceğiz. Küçük, el kadar bir toprak işte, içinde dolaşıp sokağın kirinden arınacağız.”

    Ali Çolak böyle yazmış Bir Bahçe Düşü’nde. Buna benzer hayalleri zaman zaman hepimizin kurduğunu biliyorum. Çünkü biz bu betonlaşmış kentin adamları değiliz. Çünkü biz her ne kadar şimdi öyle olmasa da bir ayağımız toprakta büyüyenlerden, evlerinin bahçesinde çiçek yetiştirenlerden, yaz günü dut ağacından inmeyenlerdeniz.

    Ali Çolak sevdiğim deneme yazarlarındandır. Denemeden başka bir türde eserini hatırlamıyorum. Zaten kendisi de yazmakta hissesine deneme düştüğünü belirtiyor. En son çıkan “Ama Sözcükleri Götüremezler” kitabı da dâhil bütün kitapları kütüphanemde. Mavisini Yitirmiş Yaşamak, Günsarısı, İnce Sözler, Bilmem Hatırlar mısın, Günün Ötesi kitaplarını daha önce okumuştum. Bu sebeple üslubuna aşinayım.

    Deneme türünün özelliğidir. Karşınızdaki kişiyle konuşur gibi yazmak. Kitabı okuduğum süre içersinde Ali Çolak’ı evimde misafir etmiş gibi oldum. Gibisi fazla, öyle oldu. Hem de günlük siyasetin dışında konular üzerinde sohbet ettik. Neler konuşmadık ki onunla. Aşkın vıcık vıcık kâğıtlara boyanışını konuştuk. Aşkla ilgili son hükmü o koydu. “Aşk, bir keşif değil artık, istila! Ne nüfuz, ne hakikat, ne bulmak! Yanmıyor onu anlatan hiçbir dil ve dudak. Niye yazmalı ki o zaman, niçin anlatmalı? Neye yarar yazdıkların söz kirliliğinden başka! Yazmamalı, eskitmemeli aşkı, sarıp sarmalayıp kaldırmalı kendi beyaz ülkesine, kalbe... Dinlensin orada, arınıp durulsun. Tutkulu bir dil'le yeniden keşfedileceği zamana dek.”

    Eylül’ü konuştuk. Eylülün kederli sesinden. Ve belki kederli halinden. Tatilin bitmesinden, yazın sona ermesinden, bahçelerden geçmelerden ve de artık yüksek duvarlarla çevrili bahçeler içine kondurulmuş okul binalarına, yurt binalarına hapsolma vaktinden.

    Hırsızlarını konuştuk. “Dünya malı, sahip olduğun için sevinmeye, kaybettiğinde de üzülmeye değmez” düsturunu hırsızlar sayesinde daha iyi anladığını söylüyor. Başından geçen üç hırsızlık olayından sonra bambaşka bir adam olmuş. Artık eli sıkı değil, para elinin kiri. Şimdilerde parayı daha rahat harcar olmuş.

    Ramazan pidesini bir anlatışı vardı, zor tuttum kendimi fırına gitmekten. “Fırından bir gazete parçasına sarıp, alelacele eve getirdiğimiz pideler, sofrada tereyağı, tulum peyniri, bal ve reçel sürüldüğünde, dünyanın en tatlı, en leziz, en vazgeçilmez nevalesi olur ve başka hiçbir nimet, hiçbir ziyafet bu lezzetin yerini tutmaz, tutamaz.” İşte bu sebeple iftar saatine yakın zamanlarda uzun uzun kuyruklarda sıcak pide almak için bekleriz.

    Ali Çolak’la daha neler konuşmadık ki, radyolu günlerimizden, artık arkası gelmeyen yarınlardan, talihin yar olmasından, kadın oyuncu dalında Oscar ödülü alacak olan Charlize Theron’un bir tevafuk sonucunda bir yapımcıyla karşılaşmasından, sokaklara aşk yazan adamdan bahsettik.

    Sokaklara aşk yazan adam dedim de onun hikâyesini anlatmadan olmaz şimdi. Paris’li Duez 54 yaşındaymış. İki yıl beraber yaşadığı sevgilisi kendisini terk edince o da sevgilisinin güzergâhına, sokağına, caddesine çiçek resimleri yapmaya başlamış. Kadın isyanlardaymış. Açıyor telefonu “Yeter artık, düş yakamdan. Seni de istemiyorum, çiçeklerini de!” Duez bu, durmamış. Bu sefer kadının işe gittiği caddeler üzerine “Seni seviyorum” yazmış. Ama bu yazılar bizim sokak yazıları gibi değil tabi. Albenili çiçekli cinsten. Kadın soluğu mahkemede almış ve Duez’e üç yıl semtten uzaklaştırma cezası verdirmiş. Pes etmemiş Duez. Yazmaya devam sevgi sözcüklerini. Sabah kendi yazıyor, akşam belediye siliyor. Bütün bunlara rağmen taş kalpli sevgili yumuşamamış. Ama bir gün bir kadın Duez’i görünce “Bu resimleri senin yaptığını biliyorum ve bu yaptıkların beni mutlu ediyor.” diyor. O günden sonra Jean Luc Duze sevgilisi için “Seni seviyorum” sözcüklerini duvarlara yazmaktan vazgeçmiş ve herkesi mutlu edecek “amour” (aşk) sözcüğünde karar kılmış. Akşamları silinse de ne gam. O her sabah aynı gayretle insanları mutlu ediyor ve hâla Paris sokaklarına “amour” yazıyormuş.

    Ali Çolak sohbeti hoş bir yazar. Belki bir gün siz de onu bir kitabıyla evinizde misafir edersiniz.
  • Korkulacak bir şey olmadığını, acı çekilmediğini, sakin bir ölüm olduğunu, ölümün böylece kolaylaştırıldığını söylüyorlar.
    Hey! Peki ya altı haftalık bu can çekişmeye, gün boyunca süren bu iniltiye ne demeli? Çok yavaş ve çok hızlı geçen o telafisi imkansız son günün endişelerine ne demeli? Giyotin sehpasına çıkan o ısdırap merdivenine ne demeli?
    Onlara göre bunlar acı çekmek anlamına gelmiyor.
    Bunlar kanın damla damla tükendiği, zihnin düşünceden düşünmeye sönüp gittiği aynı çırpınışlar değil mi ?
    Üstelik acı çekipmediğinden eminler mi? Bunu onlara kim söyledi? Kesik bir başın sepetten kanlar içinde çıkıp halka: Acı hissedilmiyor! dediğini duyan oldu mu?
  • Dedim Dedem Korkut’a “Güzelleri sayar mısın?” Saydı: “Ağız açıp öveceksen, Allah güzel. Allah dostu, din ulusu Hazreti Muhammed güzel. Muhammed’in sağ yanında namaz kılan Ebubekir Sıddık güzel. Kur’an’da otuzuncu cüzün başıdır Amme, o da güzel. Hecesince düz okunsa Yasin güzel. Kırkıncı er olarak Müslüman oldu, adalet timsali Hattaboğlu Ömer güzel. O Kur’an’ı topladı, derledi, yazdı, âlimler öğreninceye kadar bekledi, âlimler sultanı Affanoğlu Osman güzel. Kılıç çaldı, dini yaydı, erlerin şahı Ali güzel. Ali’nin oğulları Peygamber torunları Kerbela’da şehit olan Hüseyin güzel, Hasan güzel. Çukur yerde yapılmıştır, Allah’ın evi Mekke güzel. O Mekke’ye sağ varsa esen gelse, imanı bütün hacı güzel. Hesap gününde Cuma güzel. Cuma günü okuyunca hutbe güzel. Minarede okunan ezan güzel. Dizini bastırıp oturursa erin nikâhlısı kadın güzel. Şakağından saçları ağarınca baba güzel. Ak sütünü çocuğuna helalinden doya doya emzirirse ana güzel. Yan tarafta, ev yanında olursa gelin odası güzel. Oğul güzel. Hiç birine benzemez âlemleri yaratan Allah güzel.”