İlk baskısını Eylül 2015'te yapan bu kitap, Doğu Türkistan Uygur Türkleri'nin liderlerinden İlham Tohti'nin konuşmalarından, hükümet raporlarından ve yayınlanmış makalelerinden derlenmiş bir kitaptır. İlham Tohti, senelerdir verdiği siyasi ve sosyal mücadele sonucu, haksız ve uydurma sebeplerle, Çin devleti tarafından müebbet hapse mahkum edilmiştir ve halen de hapistedir. Bu kanunsuz cezadan sonra, Türkiye'nin de aralarında olduğu bir çok devlet Çin'i uyarmış, fakat ticari ve politik çıkarlar sebebiyle, Prof. İlham Tohti'nin yem olmasına göz yummuştur. Bu kitaptaki makalelerde ve söyleşilerde rahatlıkla göreceksiniz ki; Tohti, Çin'in birliğini savunan ve asla bölücü olmayan bir bilim insanıdır. Doğu Türkistan bölgesinin iktisadi, ekonomik ve eğitimsel olarak geri kalmış olmasının sebeplerini araştırmış ve bunlara yasal çerçevede çözümler getirmiştir. Sorunun en temel sebebini ise; yaklaşık 70 yıl önce Doğu Türkistan'a verilmiş olan özerkliğin, anayasada bulunmasına rağmen, işletilmiyor olması şeklinde açıklamıştır. Özerklik yasasının uygulanmaması ve ek olarak da yoğun bir Han Çinlisi göçü alan bölgenin etnik yapısının devlet eliyle değiştirilmesi, yerli Uygur halkı başka çareler aramaya sevk etmektedir. Tohti'nin savunmalarının tamamı da başka çarelere gerek duyulmadan, bölgenin ve bölge insanının Çin devletine güvenini tekrar kazanmasını sağlamaya çalışmaktan ibarettir. Bir etki-tepki örneği olarak, Uygur milliyetçisidir, fakat tamamen barışçıl yolları seçmiş bir insandır. Doğu Türkistan'daki olaylarda Çin'in sadece savunma yaptığını söyleyenlerin yada bu olayı Güneydoğu Anadolu'dakiler ile özdeşleştiren bilgisizlerin özellikle okumaları şarttır.

Sultan, bir alıntı ekledi.
02 May 11:15 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Genel manada modernitenin kimi insanlar için psikolojik gelişimi zorlaştırdığı, kimileri ( yüksek özerklik seviyesi yakalayabilen insanlar) için de kolaylaştırdığı söylenebilir. Daha incinebilir ve modern toplumun beklentilerini karşılamaktan uzak bir azınlık için, modern toplum bir kabus olabilir.

Ruhun Labirentleri, Kemal SayarRuhun Labirentleri, Kemal Sayar
Serdar Poirot, Kürt Tarihi'yi inceledi.
02 May 08:34 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 8/10 puan

Dikkat spoiler içerir.
Yazardan Kürt dili, tarihi, siyasi geçmişi ile ilgili oldukça güzel bir araştırma eseri. Demirci Kawa destanından itibaren Kürtlerin dünyadaki yeri, kurduğu devletler, inançları, Kürtçe ve alt dilleri, bu dilin yapısı ile ilgili detaylı bilgiler verilerek başlıyor kitap. Sonrasında Osmanlının son döneminde kurulan Hamidiye Alayları, Sünni Alevi ayrımından dolayı zarar gören Kürtler ve Kurtuluş savaşındaki rolleri anlatılıyor. Cumhuriyet dönemindeki Kürt isyanları, Şeyh Sait ve Dersim olaylarının zannedildiği gibi olmadığı, en büyük isyanın Ağrı'da çıkması gibi pek çok ezber bozan bilgi de veriliyor. Sonrasında 1969'da Devrimci Doğu Kültür Ocakları'nın kurulması ile siyasi arenada başlayan Kürt sorunu, PKK ve diğer olaylar da detaylı bir şekilde anlatılıyor. Devletin bu konudaki tutumu, hazırladığı raporlar, yaşanan olaylar anlatılıyor. Mahabad Kürt Cumhuriyeti de dahil olmak üzere kurdukları devletler hakkında bilgiler veriliyor. Atatürk döneminde Kürtlerile ilişkilerin nasıl olduğu, Atatürk'ün özerklik sözü verip vermediği, Ermeni tehlikesini Kürtlere karşı nasıl kullandığı, Said Nursi'nin bu sorunun çözümü ile ilgili olarak önerileri ve daha pek çok şey anlatılıyor. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.

Kitap endüstrisi yalnızca bir dogmayı üretmekle kalmaz, aynı zamanda dışında kalanlara çok küçük bir alan bırakır. Kitapçı zincirleri vitrinlerini ve sergileme stantlarını en yüksek teklifi verene satarlar, böylece halk, yalnızca yayımcının ücretini ödediği eserleri görebilir. Dolayısıyla, çok satan olduğu duyurulan kitapların oluşturduğu yığınlar bir kitap dükkânında ki alanın çoğunu kaplar.

Her birinin üzerinde, aynen yumurtaların üzerindeki gibi bir "son satış" tarihi vardır ki, bu da üretimin sürekliliğini teminat altına alır. Sözüm ona düşük kültürlü okurları hedef alan genel gazete politikasının baskısı altındaki kitap ekleri, benzer "fast-food" kitaplar için günbegün daha çok alan ayırarak "fast-food" kitapların da modası geçmiş herhangi bir klasik kadar değerli olduğu ya da okurların "iyi" edebiyatın keyfine varacak denli akıllı olmadığı izlenimini yaratırlar.

Bu son nokta çok mühimdir: Endüstri bize aptal olduğumuzu öğretmek zorundadır; zira doğal yollarla aptallık edinmeyiz. Aksine, dünyaya zeki, meraklı ve öğrenmeye hevesli varlıklar olarak geliriz. Entelektüel ve estetik kabiliyetlerimizi, yaratıcı algımızı ve dil kullanımımızı bireysel ya da kolektif olarak köreltmek ve nihayetinde söndürmek, muazzam bir zaman ve çaba gerektirir.

Günümüz yayıncılık endüstrisinin büyük çoğunluğu, engin ve derin kitaplar okumayı teşvik etmek yerine, tek boyutlu nesneler, yüzeyden ibaret olan ve okura keşif imkânı tanımayan kitaplar yaratmaktadır.

Formüllere başvurarak yazmayı reddeden sayısız yazar olduğu ve kimisinin bu yolla başarı kazandığı muhakkaktır; ancak bugün büyük yayıncılık şirketleri tarafından üretilen kitapların çoğu, değişmeyen bu endüstriyel modeli izler.

Okuyan kesimin büyük bir kısmı bu nedenle belli türden bir "konforlu" kitap beklentisinde olacak biçimde eğitilir. Ve daha da tehlikeli olan, okurların kısa betimlemeler, televizyon dizilerinden kopyalanmış diyaloglar, tanıdık marka isimleri ve dolambaçlı yollar takip eden olay örgüleri peşinde, çetrefilliğe ya da belirsizliğe asla izin vermeyen belli türden "konforlu" okumalara alıştırılmasıdır.

Alman felsefeci Alex Honneth, György Lukacs tarafından geliştirilen bir terimi kullanarak, bu süreci "şeyleşme" olarak adlandırır. Lukacs'ın şeyleşmeden kastı, deneyimler dünyasının, ticari alışveriş kurallarından türetilen tek boyutlu genellemeler vasıtasıyla sömürgeleştirilmesidir.

Yaratıcı hikâyeler dolayımıyla değil, yalnızca, bir şeyin ne kadara mal olduğuna ve bir kimsenin onun için ne kadar ödemek istediğine göre değer ve kimlik biçilmesidir söz konusu olan. Bu ticari fetişizm, bilinç de dâhil olmak üzere insani faaliyetlerin tümünü kapsar ve insan emeğine ve endüstriyel metalara bir tür aldatıcı özerklik yükler, öyle ki, bizlere onların itaatkar izleyicisi olmak düşer.

Honneth bu kavramı, öteki'ne, dünyaya ve kendimize dair algılayışlarımızı da kapsayacak biçimde genişletir, diğer bir deyişle, insanları ve var oldukları alanı yaşayan varlıklar olarak değil de tekil kimliklerden yoksun şeyler ya da nicelikler olarak gören bir toplum anlayışını katar kavrama.

Honneth'e göre bu kavramların en tehlikelisi "kendi kendine -şeyleşme" dir ki bu da iş görüşmeleri, şirket eğitim programları, sanal seks siteleri, role-playing (karakter yönetme) video oyunları gibi türlü faaliyette kendimizi diğerlerine sunma biçimimizde kendini gösterir. Ben bunlara, zekâmızı yadsıyan ve hak ettiğimiz yegâne hikâyelerin bizim için önceden sindirilmiş hikâyeler olduğuna bizi ikna eden edilgen okuma alışkanlıklarını da ekleyeceğim.

Bu edebiyatın her edebi türde örnekleri vardır; duygusal kurmacadan kana susamış gerilim romanlarına, tarihi aşk romanlarından mistik palavralara, gerçek itiraflardan gerçekçi dramaya kadar. "Satılabilir" edebiyatı eğlence, dinlence ve meşgalenin, dolayısıyla toplumsal açıdan yüzeysel ve nihayetinde lüzumsuz olanın alanıyla katı bir biçimde sınırlar.

Gerek yazarları gerekse okurları çocuklaştırır; ilkini yaratımlarının daha iyi bilen biri tarafından hale yola sokulması gerektiğine inandırır; diğerini ise daha zekice ve karmaşık anlatılar okuyacak denli akıllı olmadığına ikna eder.

Bugünün kitap endüstrisinde, hedef kitle ne kadar geniş olursa, yazardan da o kadar itaatkar bir biçimde, basit olgusal ve dil bilgisel düzeltmeler kadar olay örgüsü, karakter, mekan ve başlık değişikliklerine de karar verme gücüne sahip editörlerin ve kitap satıcılarının (son zamanlarda aynı zamanda edebiyat ajanslarının) talimatlarına uyması beklenir.

Bununla birlikte, bir zamanlar anlaşılması güç ya da akademik olarak değil de yalnızca zekice olarak nitelenen kitaplar bugünlerde esasen üniversite yayınevleri ve mucizevi bütçeleri olan küçük firmalar tarafından yayımlanıyor.

Aldous Huxley'nin 1932 tarihli romanı Brave New World'deki denetimci, bu taktikleri kısa ve öz bir biçimde şöyle açıklar: "Bu, istikrar uğruna ödememiz gereken bir bedeldir. Mutluluk ve yaygın deyişiyle yüksek sanat arasında bir seçim yapmak zorundasın. Biz yüksek sanatı feda ettik."

Kitap Endüstrisi | Şeyleşme

~Alberto Mendal ~

Sadık Cemre Kocak, bir alıntı ekledi.
20 Nis 22:14 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Salarlar
Salarlar, Köknar Gölü'nün güneydoğusuna doğru Huanhe Irmağı kıyılarında Sinhay ilinin yüksek dağlık kesimlerinde otururlar. Güney kıyılarda oturanlara 1954 yılında Sinhua ilinde özerklik tanınır. Burada 20 bin dolayında Salar yaşar. Ayrıca Kansu Eyaletinde Sinzan-Uygur özerk bölgesinde ve Çin yönetimindeki öbür batı eyaletlerinde dağınık olarak otururlar. Böylece toplam 30 bin kişi bu dili konuşur.
Son yıllara dek Türkologlarca Yeni Uygurcanın ağzı olarak ele alındı. Kıpçak-Türkmen koluna sokuldu. Nitekim Fundamenta'da Kaar Grönbech, Salarcayı Sarı Uygurca ile birlikte elle alır. Bu durum, dilin özelliklerini yeterince tanımamadan kaynaklanır. Son araştırmalar Uygurca ile köken bakımından ilişkisi olmadığını ortaya koymuştur.
Salar adı, Türkmen boylarından Salgur /Salur adından gelir. Bu ad ilk olarak Divan'da geçer. Daha sonra Dede Korkut öykülerinde anılır.

Türklerin Dili, Fuat BozkurtTürklerin Dili, Fuat Bozkurt
Moiz Efendi, bir alıntı ekledi.
 12 Nis 22:59 · İnceledi

1915'te Cemal Paşa'nın İtilaf Devletleri'ne Önerisi (!)
.... Müttefikler'e(İtilaf Devletleri) kıyımı durdurmak ve savaşı sona erdirmek için şaşırtıcı bir öneri sunuldu. Önerinin sahini, o sırada Şam'da Türkiye'nin güney kanadını savunan orduların başında bulunan ve savaşı yürüten üçlüden biri olan Cemal Paşa'ydı. Cemal Paşa, Müttefikler'in askeri yardımıyla İstanbul'a yürümeyi, Enver Paşa'yı devirip Alman danışmanlarını tutuklamayı, Ermeni kıyımını durdurup Türkiye'yi savaştan çekmeyi önermişti. Buna karşılık yeni Türkiye'nin Sultan'ı olarak tahta çıkacak ve başkenti de Şam'a taşıyacaktı. İstanbul ile Boğazlar'ı bırakıyordu. Burası uzun zamandır Akdeniz'e bir çıkış yolu isteyen Ruslara verilebilir yada uluslararası bir komisyonun eline bırakılabilirdi. Cemal Paşa'nın devleti Asya Türkiyesi'ni, Suriye, Irak, Filistin ve Arap yarımadasını kapsayacaktı. Kendi egemenliğinde olmak üzere hem Ermeniler'e hem de Kürtler'e kendi yurtlarında özerklik tanınacaktı.

İstanbul'un Doğusunda Bitmeyen Oyun, Peter Hopkirk (Sayfa 169)İstanbul'un Doğusunda Bitmeyen Oyun, Peter Hopkirk (Sayfa 169)

Terör
İspanya'da katalanlar özerklik istiyor. Ben hiç İspanya dağlarına çıkıp, İspanyollara saldıran katalan görmedim, sorun bizim kansızlarda..!

Adalet özerk olmalıdır. Ancak, ehliyetsiz, liyakatsiz, inanç özgürlüğüne, temel hak ve hürriyetlere, savunma hakkına saygısız ve müdâhil olan hakim ve savcılara özerklik vermek adalete ve millete zulümdür.

Oğuzhan Afacan, bir alıntı ekledi.
11 Mar 15:27 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Şeyh Sünusi ve Oynadığı Rol
Hicaz’da krallık davasında bulunan Şerif Hüseyin’in büyük oğlu Faysal, Cezayir kahramanı merhum Abdülkadir’in oğlu Emir Sait’i Suriye’ye, Mersinli Cemal Paşa’ya göndermiş ve şöyle bir mesaj verdirmişti. Bu mesajda Emir Faysal şöyle diyordu:

“Çocukluğumdan beri nimetiyle büyüdüğüm Türkiye İslamlarının kanını dökmeyi asla istemiyorum. Hicaz’ın bağımsızlığı için kan dökülmesine neden olmaktansa İttihat ve Terakki hükümetinin izniyle babama özerklik verilmesine razıyım. Bu konuda imzalanacak sağlam bir antlaşmaya taraftarım. Aksi takdirde savaş sonunda İttihatçılar, idam sehpaları kurarak hepimizi asarlar.”

İki Devrin Perde Arkası, Samih Nafiz Tansu (Sayfa 187 - Parola)İki Devrin Perde Arkası, Samih Nafiz Tansu (Sayfa 187 - Parola)
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
 07 Mar 14:50 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Osmanlı'da ilk vakıf Orhan Gazi tarafından vücuda getirildi. (Osmanlı, vakıf müessesesini kendinden önceki doğru bazı uygulamalardan aldı. Ancak onları yeniden inşa edercesine geliştirdi.) Orhan Gazi, İznik'te ilk Osmanlı medresesini (üniversitesini) kurarken, üniversitenin ilmî özerkliğini (evet o çağda bilimsel özerklik düşünülmüştü) devam ettirebilmesi için gereken ekonomik bağımsızlığı temin konusunda bir kısım gayrimenkuller de vakfetmişti.

Biz Osmanlıyız, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 23)Biz Osmanlıyız, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 23)