Absürdün Epik Retoriği.
7/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Mart 2026 20:54
Perec’in edebi dehası, sadece kelimeleri eksiltmekte değil, aynı zamanda kelimeleri bir karnaval havasında çoğaltmakta da yatıyor. Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi?, yazarın Şeyler ve Kayboluş gibi yapıtlardaki soğuk ve mesafeli dilinden bütünüyle sıyrıldığı, François Rabelais tarzı bir coşkuyla dili eğip büktüğü benzersiz bir metindir. Kitap, Cezayir Savaşı'na askere çağrılan Karaspe isimli bir genci kurtarmaya çalışan bir grup arkadaşın beyhude ve komik çabalarını anlatıyor. Perec, sıradan bir askerden kaçma girişimini, Homeros destanlarını aratan bir retorikle sunuyor resmen. Askerden kaçma planları yapan karakterlerin eylemleri, mitolojik kahramanların maceraları gibi abartılı bir dille betimlenmiş bu yüzden bu kısımları oldukça beğendim. Perec, üslup ve içerik arasındaki bu devasa uçurumu kullanarak, savaşın ve bürokrasinin anlamsızlığını zekice hicvetmiş. Savaşın yıkıcılığına karşı takınılan bu karnavalesk tutum, Franz Kafka'nın labirent misali bürokrasisindeki boğucu atmosferin, kahkahalarla dolu bir versiyonunu sunuyor adeta. Artık yazarın kalemine alıştım sanırım, on günden beri Perec külliyatı okuyorum. Yine bu eseri de, söz oyunları, tekrarlar, uydurma kelimeler ve uzun listelerle doluydu. Lerec, James Joyce ve Vladimir Nabokov metinlerinde rastlanan türden bir dil işçiliği sergileyerek, ciddiyet zırhını delip geçmiş. Anlatının sonuna eklenen abartılı dizin ise edebiyatın biçimsel kurallarıyla dalga geçen yapısal bir şaka olmuş. Edebiyatı sadece bir anlatı aracı değil, aynı zamanda dilin sınırlarını zorlayan bir oyun alanı olarak gören Perec, bu kısacık novellada bile okuru sürekli şaşırtmayı başarmış. Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi?, savaş karşıtı edebiyatın en sıradışı, en eğlenceli örneklerinden birisi olmuş bana göre. Edebi bir yapıtın, en ağır
Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi?Georges Perec · Metis Yayınları · 2010398 okunma
8/10
·240 syf.·
2025 10. kitabı
En sevdiğim üç yazardan biri olan Asimov'un bu kitabını 2017'den sonra ikinci kez okuma fırsatı buldum. Hatırladığımdan hem fazlası hem de azı vardı. Bu kitap saf bir bilim kurgu kitabı. Sanılabileceği gibi bir aşk romanı değil ya da romantizm ile alakası da yok. Tema olarak, zaman manipülasyonu çerçevesinde gelişen şahsi/toplumsal kader çizgisi değiştirilirken kaybedilen özgür iradeleri içeriyor. Ana karakterin gelişiminde de bu tema üstündeki değişim veya gelişimi görüyoruz, artık nasıl görmek isterseniz. Beğendiğim bir kitap olsa da, arkadaşlarımla olan toplu görüşmemden sonra aslında beklenmedik eksikliklerin olduğunu da gördüm. Doyuruculuktan uzak karakter tasarımına ev sahipliği eden, nedense bazı boşlukları olan karakterler mevcut ki bunlardan ilki maalesef ana karakter. Bunu, iyi niyetli olarak Asimov'un başlangıçta daha az kelimeyle bir öykü olarak yazmaya başlamasını ve sonrasında (belki de onu reddeden editöre olan inadıyla) roman halini çevirmek için eklemeler yaparken tam oturtamamasına bağlıyorum. Kaldı ki bazı olay ve karakterlerin uzun süreli yoksunluğu, sanki sonradan karar verilip eklenen bir şema çıkartıyor ortaya. Bu yüzden, sevdiğim ancak tarafsız bakınca bu yönlerini görmekte gecikmediğim bu güzel eser için 10 yerine 8 yıldız veriyorum.
Edebiyat
Sonsuzluğun SonuIsaac Asimov · Monokl · 20152,930 okunma
Reklam
Ay Batarken – Bir Sessiz Direnişin Anatomisi
10/10
·123 syf.··
Beğendi
·
2025 8. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 02 Aralık 2025 00:00
Bir özgürlük mücadelesinin hikayesi ancak bu bildiğimiz mücadelelere hiç benzemiyor. Silahlarla, mermilerle yapılan bir savaş değil, içsel bir direniş ve işgale karşı sönük başlayıp zamanla alevlenen bir mücadele ruhu. Çoğu savaş metnine nazaran yalnızca işgale uğrayan halkı değil hikayenin uzun bir kısmı boyunca düşman askerlerin gözünden ve bakış açısından olayları okuyoruz. Konuyu özetleyecek olursak, kendi halinde yaşayan madencilikle ve balıkçılıkla uğraşan sakin bir Avrupa kasabası işgale uğruyor. Başlangıçta halk buna fazla bir tepki göstermiyor ama zamanla işgalci askerlerin kasabada yönetimi elde tutmak için gerçekleştirdiği eylemler ve olaylar sonucu hak yavaş yavaş direnmeye başlıyor. Bu direniş güçlendikçe işgalciler de kendi içlerinde çözülmeye başlıyor; askerlerin de insan olduğu, korktukları, yoruldukları ortaya çıkıyor. Savaşın herkesten ister savaşan ister direnen olsun herkesten bir şeyler eksilttiği mesajı askerlerin isyanları ve sitemleri üzerinden açıkça gösteriliyor. Özellikle Tonder'in sürekli eve dönme özlemi, asker üniforması ne kadar sert görünürse görünsün, içindeki insanın hâlâ kırılgan, özleyen, korkan bir tarafı olduğunu bizlere hatırlatıyor. Tonder savaşın ortasında bile eve dair bir ayrıntı düşündüğünde, biz okurlar üniformanın içindeki insan nefesini duyabiliyoruz. Bu kitapta hiçbir şey tek taraflı gösterilmiyor. Bir yandan bahsettiğim gibi askerlerin yaşadıklarına ve psikolojik durumlarına değinilirken öte yandan Molly gibi kayıplar vermiş halkın öfkesini, yalnızlığını ve intikam duygusunu da işliyor. Sonuç olarak, Ay Batarken sadece bir savaş ya da işgal hikayesi değil; insan ruhunun direncini, kırılganlığını ve dayanışmasını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren bir eser. Çok severek okudum ilgisi olan herkese öneririm.
Edebiyat
Ay BatarkenJohn Steinbeck · İletişim Yayınları · 20252,350 okunma
10/10
·175 syf.··
Beğendi
·
2025 61. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 05 Ekim 2025 01:41
Çağdaş Edebiyat ve İnsan adlı kitap, Alemdar Yalçın tarafından yazılmış ve Günce Yayınları tarafından yayımlanmıştır. (Bu kitap sonraları Akçağ Yayınları tarafından eklemeler yapılarak”Çağdaş İnsan ve Edebiyat” ismi ile yayınlanmıştır.)175 sayfalık bu eser, çağdaş insanın iç dünyasıyla edebiyat arasındaki ilişkiyi felsefi ve eleştirel bir bakışla ele almaktadır. Kitabın temel konusunu ile Felsefi ve Kültürel boyutlarını şöyle özetlemek mümkündür. • İnsanlığın düşkünlükleri ve üstünlüklerinin iç dünyadan kaynaklandığı vurgulanır. • Edebiyatın, insanın mutluluğu ve direnci için bir araç olduğu savunulur. • Hedonizm, çağımızın en büyük sorunlarından biri olarak eleştirilir. • Geçmişin yanlışlarından ders çıkararak geleceğe dair doğru adımlar atılması gerektiği anlatılır. • Batı ve Doğu uygarlıkları (Roma, Çin, Hindistan, Mısır, Yunanistan) edebiyat bağlamında incelenir. • Savaş, teknoloji, felsefe, sosyoloji ve tarih gibi disiplinlerle edebiyatın ilişkisi tartışılır. Kitap uygarlıkların yükseliş ve yıkılış süreçlerinde izlenen yollar ve hataları göz önüne sermektedir.Eğer eski uygarlıkların hatalarında ders alınabilseydi bugünkü toplumlar daha huzurlu olurdu. Yıkılışların en önemli sebepleri egolarına teslim olmuş yöneticilerin tanrılaştırılmaları,halkı kötülüklerden koruması gereken yetkilirin kısa günün karı diyerek halka zulüm etmeleri,haydutluklara yani rüşvet,iltimas,zimmet : “Çoluk çocuğumzuu ,evimizi barkımızı Koruması gerekenler diyor ki: Hadi gidelim çalıp çırpmaya” “Toplumlarda sağlıklı sosyal denge çok ince bir çizgi üzerindedir.Açıklık,kesinlik ve güven duygusuna dayanır.”Bu denge şaşarsa insanlar arasında ve toplumla idareci arasındaki bağ çözülür… Başka bir çözülme sebebi.Demografik yapının bozulması bunu neticesinde kültürlerin yozlaşması, ahlaksızlığı
Çağdaş Edebiyat ve İnsanAlemdar Yalçın · Günce Yayınları · 19982 okunma
9/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2022 193. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2022 09:46
835 Satır, Türk edebiyatının en önemli şairlerinden Nâzım Hikmet Ran’ın 1929 yılında yayımlanan ilk şiir kitabıdır ve Türk şiirinde çığır açan bir eser olarak kabul edilir. Kitap, adını içindeki şiirlerin toplam satır sayısından alır; ancak sonraki baskılarda eklenen şiirlerle bu sayı değişmiştir. Nâzım Hikmet’in bu eseri, serbest şiir anlayışını Türk edebiyatına taşıması, deneysel üslubu ve toplumsal meselelere odaklanmasıyla dikkat çeker. Kitap, dönemin konstrüktivizm ve fütürizm akımlarından etkilenmiş, özellikle Sovyet şairi Mayakovski’nin etkisiyle yazılmış şiirler içerir. 835 Satır, Nâzım Hikmet’in gençlik dönemi şiirlerini barındırır ve toplumsal sorunlar, eşitlik, mücadele, teknoloji, modern dünya ve insanlık idealleri gibi temaları işler. Kitapta, şairin devrimci ruhu, halka olan inancı ve geleceğe dair umutları güçlü bir şekilde hissedilir. Öne çıkan şiirler arasında şunlar yer alır:Güneşi İçenlerin Türküsü: Toplumun emekçi kesimlerine ithaf edilen, mücadele ve umut dolu bir türkü. Makinalaşmak İstiyorum: Fütürizm ve konstrüktivizm etkilerinin açıkça görüldüğü, teknolojiye ve modernleşmeye övgü niteliğinde bir şiir. Salkımsöğüt: Doğanın ve insanlık tarihinin imgelerle işlendiği, melodik bir şiir. Berkeley: Felsefi tartışmalara yer veren, dönemin entelektüel meselelerine değinen bir şiir. Şark ve Garp: Oryantalizm eleştirisi sunan, doğu-batı karşıtlığını sorgulayan bir eser. Jokond ile Si-Ya-U: Nâzım’ın epik ve dramatik üslubunu yansıtan önemli bir şiir. Kitap, sade ama etkileyici bir dille yazılmış, imgeleri ve ritmiyle okuyucuyu hem hissettiren hem de düşündüren bir yapıya sahiptir. Nâzım’ın şiirlerinde alışılmamış bağdaştırmalar kullanarak estetik bir zenginlik yarattığı akademik incelemelerde de belirtilmiştir. Önemi ve EtkisiSerbest Şiir Devrimi:
835 SatırNazım Hikmet Ran · Yapı Kredi Yayınları · 20153,620 okunma
9/10
·636 syf.··
2025 59. kitabı
"Dünya,hassas kalpler için bir cehennemdir" demiş Goethe. Tam da bu sözün hakkını verecek bir karakter Bahar. Çekingen,saf, özgüvensiz, asosyal, herkese karşı bonkör ve anlayışlı ama kendisine karşı acımasız. Artvin'in Şavşat ilinin Meşeli köyünden üniversite tanıtımı için geziyle İstanbul'a geliyor Bahar. Üniversitenin kantininde kendi aralarında eğlenen arkadaş tayfası dikkatini çekiyor. Zira kendisi yalnız ve dikkatleri üstüne çekmeyi asla sevmiyor. O günden sonra kendi okulunun gözde konusu oluyor bu arkadaş tayfası, nam-ı diğer Oktaygiller. Bahar da hepsinin sosyal medya hesabını bulup yakından takibe alıyor ama kendi içinde yaşıyor hayranlığını. Aralarında en konuşulabilir kişi Ozan'ı görüyor ve kuşu Cücü'ye benzerliği üzerinden sohbet açıyor. Sınav sürecinin stresine rağmen çok çalışmasının verimini Türkiye ellincisi olarak alıyor. Dedesinin kötü ithamlarına, baskıcı tutumuna annesi karşı çıkıyor ve Bahar hayalini kurduğu İstanbul'a, Oktaygiller'in üniversitesine okumaya geliyor. Bu an onun için bir dönüm noktası çünkü sessiz sakin sürdüğü hayatı Ozan'ın varlığıyla canlanıyor. Ozan'ın deyişiyle "İstanbul kıştı, senle beraber şehre bahar gelmişti." Ozan, Bahar'ın hayatına yenilikler getiriyor. Birlikte geçirdikleri her vakit, her an iyi ki deme sebebine dönüşüyor. Lakin en güzel anların katili de yine aynı kişi olmaz mı çoğu zaman? Ozan, Bahar'a karşı fazlasıyla iyi. Tayfanın içindeki hoyrat, sosyal ve fırlama çocuk Bahar'ın yanında dingin, uysal ve neşeli. İki ayrı benlik, kendi içinde de bambaşka benlikleri var, iç sesleri. İlk başta çok tuttum Ozan'ı, Bahar'ın hayatına bir melek gibi kurtarıcı olarak girdi diye düşündüm. Kendi hayatındaki aşırılık ve her seferinde bir başka kızla oluşu beni alakadar etmez ama bu eylemlere Bahar'a açamadığı duygularla
Uyumadan Önce Tuttuğum DilekAnita Felipova · Kaktüs Sanat Yayınları · 2025118 okunma
Reklam
Reklam