..zamanın bir türlü geçmediğini düşünmemek için havada yüzen pis kokuya odaklanmaya çalıştı,tam karşısındaki duvarda kocaman bir saat vardı,saati oradan indirmek,kırmak,ayakları altında ezmek ,en ufak vidasına kadar parça parça etmek istiyordu canı
Kahrolsun, insanları kuruntu ve vehim ile berbat eden gece... Yaşasın güneş... Güneş aydınlığında öyle bir hassa var ki, sade dünya değil, insanın beyninin içi de aydınlanıyor.
Bir şeye dikkat etmiştim. Sâra için gece düşündüğüm şeyler gündüz düşündüklerimden büsbütün başkaydı. Başımın içinde iki ayrı insan yaşıyor, düşünüyor gibiydi.
Gündüzleri bu genç kızı zalim bir soğukkanlılıkla tahlil ediyor, onun biraz renk ve süsten, bir parça gösteriş ve koketlikten ibaret; boş, mânâsız bir mahluk olduğuna karar veriyordum.
Binaenaleyh artık onunla meşgul olmaya sebep kalmıyordu. Onu, odadan atılan lüzumsuz bir eşya gibi zihnimden çıkarıyordum. Fakat gece, ortalık karardığı, tabiat gibi ruhlara da bir durgunluk çökmeye başladığı zaman, o, yavaş yavaş kapıma vuruyor, mahzun ve hayâl bir çehre ile yanıma geliyordu.
Pazar günleri insanın üstüne çöken bir canavar gibiydi,çöken ve bırakmayan,ısıran,çiğneyen,parça parça eden,yutan bir canavar ,pazar ne başlamak biliyordu ne devam etmek ne de bitmek,pazar günleri hep böyle olmuştu onun için,nefret ediyordu pazarlardan,haftanın diğer günlerinden nefret ettiğinden çok çok daha fazla;diğer günlerin her birinde sıkıntıyı,dayanılmazlığı bir kaç dakikalığına da olsa yumuşatan bir şey oluyordu ama pazarları hiçbir şey olmuyordu
Kâmran, biz asıl bugün birbirimizden ayrılıyoruz. Ben, asıl bugün dul kalıyorum.. Bütün olan, geçen şeylere rağmen, sen yine bir parça benimdin; ben bütün ruhumla senin...