Bir dilde bir mefhûmu ifâde için kullanılan kelime sayısı ne kadar kabarıksa o dili konuşan milletin o mevzûda o kadar büyük bir hayatı var demektir.
Türkçede meselâ yiğitlik ifâde eden kelimeler böyledir. Er, eren, yiğit, alp, batur, merd, bahadır, cesur, kahraman, cılasın, dilâver, dilîr, yavuz, yaman, arız (ırız), kakız, arslan, börü, efe hatta kabadayı ve deli gibi Türkçe veya Türkçeleşmiş daha nice kelime bizde türlü kahramanlıklar için kullanılan sözlerdir.
Hazret-i Alî “kerremallahü vecheh” buyurdu ki, ömrümde bir kerre dahî kadınlara şehvet ile bakmadım. Şehvet nazarı ile kadınlara bakmak, göz zinâsıdır. Tevbe etmelidir. Her yere burnunu sokma, yâ bir kazâya uğrar, yâhud bir bühtâna, iftirâya dûçâr olursun.
İster kapalı olsun, ister açık saçık olsun, yabancı kadınlara ve kızlara bakma! Bir kızı görüp de, harâm olduğu için ona bakmıyanlara şehîd sevâbı verilir.
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Necip Fazıl Kısakürek