• Kitap, bir prens -ya da iktidar ve yönetimdeki kişi demek daha doğru olur- nasıl olur/olmalı, ne tür prensler vardır, prenslik nedir ne değildir gibi sorular üzerine durulmuş. Machiavelli gayet akıcı ve anlaşılır bir şekilde gerek kendi zamanından gerek geçmişteki insanlardan örnekler vererek -ne kadar çok bir bilgim olmasa da- anlatmış.

    Siyaset hep çetrefilli, zor bir mecra olmuştur gözümde. Bu kitap da biraz daha kanıtladı bunu. Aslında, Machiavelli'nin yaklaşımı bana biraz kötü geldi. Sadece baştakileri öne süren, halkı bir hiç gibi önemsiz gösteren yargıları çok fazla. Ve Machiavelli'ye göre -o dönemin şartları ne getirir bilemiyorum ama- iktidardaki kişi/ler insanlıktan tamamen uzak olmalı, kendi 'koltuğunu' düşünmeli ve -affınıza sığınarak- yüzsüz bir şerefsiz olmalı. Halkı tamamen bir araç olmalı, insanlar zaten o kadar salak ve cahil ki onlar üstünde her şey yapılabilir. Bunlar biraz bana ters görüşler.

    Yine de dönemine büyük bir vurgu yapmasıyla ve hatta gelecek dönemlerin siyasi durumunu çok güzel bir şekilde anlatmış. Okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum, iyi okumalar.
  • Küçük Prens herkesin dilinde olan kitap çok küçükken okuduğumu düşünüyorum fakat aklımda pek bir şey yoktu kitaba dair. Çok popüler bir kitap olması ve sıra arkadaşımın sindire sindire bir haftada okumuş olması hatta insanlar görsun diye sıranın üstünde sergilemiş olması beni düşündürmuştü. Okumam gerektiğini haykırır gibiydi herkes. Hiç bir tepki vermedim kitapçıdan o kitabı almadım mesela veya kitaplığımı karıştırmadım. Yakın zamanda başka bir arkadaşımın evine gittim ve okuması için verdiğim kitapları iade etti. Aaa o da ne Küçük Prenste o kitaplar içinde. Eve yürüdük beraber, karşıdan karşıya geçtik ve merdivenleri tırmadık böylelikle kitap nihayet masamın üstündeydi. Orada, o anda mutlu muydu bilemiyorum ama ders çalışırken gözüme iliştiğinde çok sıkılmış görünüyordu. Gezeğeninde olduğu gibi çok yalnızdı üstelik bir çiçegi de yoktu. Onu üzmememek ve benimde dersten kaytarmam adına bir kaç bölüm okudum. Saatler ilerledi bir test çözdüm 2 bölüm okudum böylelikle kitap bir güne bitti. Küçük Prens nasıl bir kitaptı derseniz benim için zamansızdı hayatımızda hergün karşılaştığımız tiplemeleri anlatıyordu. Küçük Prens sanatçıydı diğerleri zanaatkardı. Zekanın monotonluktan sıkılmasıydı. Yazar da çok sıkılmış olmalı ki hayal dünyasında kalemiyle tura çıkmıştı.
  • Machiavelli'nin en çok bilinen eseri ve politik felsefe ile siyaset bilimin temellerini oluşturan bir kitap. Özetle prensler (yani hükümdarlar, devlet yöneticileri, liderler) nasıl olmalı, ne yapmalı ve prensliklerini nasıl ellerinde tutmaları gerektiği konusunda örnekleriyle bir dizi tavsiye veriyor.
    Kitaptan çıkardığım özet: http://kitapokurum.blogspot.com/...chiavelli-prens.html
  • İlk değil bu okuyuşum, hatta üçüncüden sonra saymayı bıraktığımı söylemeliyim. Zira düşüremiyorum elimden Küçük Prens'i, ki zaten tek sefer okumayla rafa kaldırılabilecek bir kitap olduğunu da düşünmüyorum. Ne güzel demiş Peyami Safa, "Kitap. Nasıl diyeyim... İçinde yaşadığımız ev gibi olmalı, vatan gibi olmalı, ona alışmalıyız, bağlanmalıyız, köşesini bucağını gayet iyi tanımalıyız, her noktasına hatıralarımız karışmalı," diye. Öyle okuyorum Küçük Prens'i, en ufak bir noktayı kaçırmak istemeyerek.

    Hani elle tutulur bir sebep yoktur kişinin mutsuz olması için, ama yine de mutlu hissetmez ya kendini; işte tam o anlarda kalkıp uzanıyorum Küçük Prens'e. İçinde bulunduğum hüzünlü havayı dağıtmak istemekten değil okuyuşum, onu hak ettiği şekilde yaşamaya çalışmaktan. Belki de Küçük Prens'i uzun süre anmadığım zamanlarda, bana kendisini hatırlatma tarzıdır bu, bilemiyorum. Ama her seferinde kayboluyorum o sayfalarda ve Küçük Prens'in eşsiz masumluğunda.

    Küçük Prens'i "çocuk kitabı" diye niteleyerek elinin tersiyle itenlere ve onu hiç tanımaya çalışmadan, hayatını yaşamaya devam edenlere de şaşıyorum doğrusu. Altı yaşındaki yeğenim hepsinden daha hevesli Küçük Prens'i hayatına alma konusunda. Önce animasyonunu izledik birlikte; sonrasında benimle kaldığı her gece, kitaptan bölümler okumamı istedi uykuya dalmak için. Gerçi Küçük Prens de demiyor mu, "Zaten yalnız çocuklar ne aradıklarını bilirler," diye.

    Güzel evcilleştirdi beni Küçük Prens. Öyle ki, girdiğim kitapçılarda kitabın bulunduğu rafa ilerleyip, kendisine minik bir göz kırpmadan çıkamıyorum oradan. Bir de, kitabın son iki bölümünü gözlerim dolmadan okuyamıyorum. Neticede "Birinin sizi evcilleştirmesine izin verirseniz gözyaşlarını da hesaba katmalısınız," değil mi?
  • (…) Dürüstlükle en ufak alışverişi olan kişi, bugün bilmek zorundadır ki, bir Tanrıbilimci, bir rahip, bir papa, söylediği her tümceyle, yalnızca yanılıyor değil, yalan söylüyordur, —artık elinde de değildir, «masumca», «cahilce» yalan söylemek. Rahip de herkes gibi bilir artık «Tanrı»nın olmadığını, «günahkar»ın, «kurtarıcı»nın olmadığını, —«özgür istem»in, «ahlaksal dünya düzeni»nin yalanlar olduğunu : —tinin içinde bulunduğu sıkıntı, derin kendini aşma gereksinimi, artık hiç kimsenin bunları bilmemesine izin vermiyor. Kilisenin bütün kavramlarının ne olduğu artık ortaya çıkmıştır, en berbat kalpazanlıklar oldukları, doğayı, doğal değerleri değersizleştirmek amacını taşıdıkları; rahibin kendisinin de ne olduğu ortada, en tehlikeli asalak türü, yaşamın sahici zehirli örümceği... Biliyoruz, vicdanımız biliyor bugün—, rahiplerin ve Kilise'nin bu korkunç buluşlarının değerinin ne olduğunu, neye yaradıklarını, nasıl, insanlığın iğrenç bir görünüm kazanabilmesine yol açan bu kendini aşağılama durumuna ulaşılmasını sağladıklarını— «öte dünya», «yargı günü», «ruhun ölümsüzlüğü» kavranılan, «ruh» kavramının kendisi: bunlar, rahibin egemen olmasına, egemen kalmasına yarayan işkence aletleridir, acımasızlık düzenekleridir... Herkes biliyor bunları: ve gene de her şey eskisi gibi duruyor. Aslında son derece soğuk, kolay etkilenmeyen bir insan türü, ve sapına kadar eylem deccalleri olan devlet adamlarımız bile kendilerini Hristiyan diye niteleyip Akşam yemeği ayinlerine giderken, son dürüstlük duygusu, kendi kendine saygı duygusu, nereye gitti?... Genç bir Prens, kıtalarının başında, halkının kendini arama ve kendini yüceltme güdülerinin görkemli dile gelişi, —oysa, hiçbir utanç duymadan, kendini Hristiyan inancına bağlı ilan ediyor!... Kimdir Hıristiyanlığı değilleyen? ne demektir «dünya»? Asker olmak, yargıç olmak, vatansever olmak; kendini korumak; onuruna bağlı kalmak; kendi yararına olanı istemek; gururlu olmak... Bugünün her anının her pratiği, her içgüdüsü, eylem olan her değerlendirmesi, Hristiyanlığa karşıdır : modern -insan nasıl bir sahtelik garibesi olmalı ki, bütün bunlara karşın utanmıyor, kendine hâlâ Hristiyan demekten!
  • Bu kitabı belki de yıllar sonra okuyacaktım, İgnazio olmasaydı tabii. Gözlerindeki Canavar sayesinde haberim oldu bu kitaptan, yalan yok.

    Ve merak ettim, okumak istedim. Gerçekten de değerli bir kitapmış onu fark ettim. Tekrar tekrar okumam gerektiğini hissediyorum. Bu kitabı okumamı sağlayan yazara teşekkür ediyorum.

    Yazılırken Prens'lerden, yapmaları gereken düzenlemelerden, nasıl bir strateji izlemeleri gerektiğinden bahsediyor ama bana göre bu tavsiyelerin hepsi şu an bile kullanılabilir. Gerçi çoğu kişi için de böyledir, eminim.

    Ben bir kaç ders çıkardım ve şunu da söylemeden geçemeyeceğim, dipnotlar beni bitirdi. Tarih'le bu kadar içli dışlı olmadığım için bahsedilen prenslere --krallara dair bir fikrim yoktu ve sürekli dipnotlara bakmak zorunda kalıyordum. Neyse, yine de okudum. Tekrar okumayı düşünüyorum, bir kere okumak yeterli değil. Eminim gözden kaçırdığım bir ders vardır.

    Kitapta geçen 'Hiç de dostun olmayan her zaman senden taraf tutmadan kalmanı isteyecek, dostun ise kendi yanında vuruşmanı dileyecektir.' cümlesi o kadar anlamlı ki, şu an hala böyle bir şey olduğu için belki de. Dünyanın o belli düzeni, kalıbı asla değişmiyor ve bunu gösteren cümlelerden sadece birisi bu.

    Mesela prensin 'bakanlarını', 'arkadaşlar' olarak düşündüm çoğu yerde. Bana göre tam yerine oturdu.

    'Dalkavuklardan Nasıl Kaçılacağı' diye bir başlık var, o başlık benim için çok önemli. Şu an hala var olan görünmez dalkavuklardan korunmak için gayet yararlı bir bölüm.

    -Her şeyden haberi olmalı ve onların da görüşlerini almalıdır; ama sonra kendi kafasına göre düşünüp karar vermelidir.- cümlesi beni gülümsetti. Ben de böyle yaparım çünkü, yapardım gerçi, şu an böyle bir şey yapacak ortamım pek olmuyor ama bu hareketimin doğru olduğunu görmek beni mutlu etti.

    Aldığım kararlar doğrultusunda inatla hareket etmem gerektiğini yazıyordu. Gerçi bunu prens için söylemiş ama ben kendi üstüme aldım çoğu şeyi. Öyle yapıyordum, bu kitaptan sonra daha kararlı olacağımın farkındayım.

    -Sevilmekten çok korkulmak bence çok daha güvenlidir. Çünkü insanlar hakkında genelde şu söylenebilir; Nankör, değişken, içten pazarlıklı, korkak ve çıkarcıdırlar.- (Son cümlede yazanları okuyunca insanların hala değişmediğini gördüm. Biliyordum tabii ki ama okuyunca farkındalık bir başka oluyor.)
    -Onlara iyilik ettiğin sürece hepsi seninledir.- yazıyor, adam o kadar iyi tespitler yapmış ki... Durup düşününce gerçekten yoğun bir emek verildiği belli.

    -Ama insanlar sakınmasızca bir işe başladılar mı iyinin tadına bakarken altta yatan zehiri fark etmezler.-
    Farkına varmalarını sağlamak için dilimi boşu boşuna yormama kararı almıştım zaten, herkes kafasının dikine gidiyor. Bir şeyin yanlış olduğunu anlamaları için kendileri bizzat yaşamak zorundalar. Her neyse...

    Daha fazla yazabilirim ama tekrar okuduğumda bu yazdıklarımı değiştireceğimi düşündüğüm için burada bitiriyorum.

    Farkındalık yaratmak için gerçekten okunması gereken bir kitap.