Friedrich Nietzsche
Görünüş nasıl varlık olur. - Bir tiyatro oyuncusu sonunda en büyük acısında, örneğin evladının cenazesinde bile, rolünün bıraktığı izlenimi ve genel sahnesel etkiyi düşünmekten vazgeçmez; kendi acısına ve bu acının dışavurumlarına, kendi kendisinin izleyicisi olarak ağlar.Hep bir ve aynı rolü oynayan ikiyüzlü biri sonunda ikiyüzlü olmaktan çıkar; örneğin gençliklerinde genellikle bilinçli ya da bilinçsizce ikiyüzlü olan rahipler sonunda doğallık kazanırlar ve sonra gerçekten, hiçbir yapmacığa gerek duymadan düpedüz rahip olurlar; ya da babanın başaramadığını belki oğul, babasının ön sıçramasından yararlanıp, onun alışkanlığını miras alarak başarır. Birisi uzun bir süre ve inatla bir şey gibi görünmek isterse, sonunda bundan başka bir şey olmak zor gelecektir ona. Her insanın mesleği, hatta sanatçılarınki bile ikiyüzlülükle, dışarıdan bir taklitle, etkili olandan kopya çekilmesiyle başlar. Her zaman bir sevecenlik maskesi takınan biri, sonunda onlar olmadan sevecenlik ifadesinin elde edilemeyeceği güleryüzlü ruh halleri üzerinde bir güç kazanır - ve sonunda bu ruh halleri de onun üzerinde güç kazanır, kendisi güleryüzlü olur.
Sayfa 47·Kitabı okuyor
Madem ki rahipler olma- dan yapabiliyoruz, varsın askerler de olmasın. Başa rılı bir katliamdan duyulan nese, hakl bir neşe değil dir; burada işimize yaramaz; korkunçtur ve değersiz- dir.
Sayfa 22·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Şaka mısınız ya? O karın değil evladım iblisin ta kendisi ne????
Hatırladığım kadarıyla cadı davalarında, hafifletici nedenler ya da davalı lehine tanıklar kabul edilmiyormuş. Zaten davalı cadı­ların sözü edilen olay sırasında başka yerde olduğunu kanıtlamak neredeyse olanaksızmış. Bir keresinde, bir davada sanığın kocası, karısının cadı toplantısında şeytanla gülüşüp oynaştığı söylenen saatte kollarında uyumakta olduğunu söylemiş; ancak başrahip adama sabırla, o sırada kollarındakinin kendi karısı değil iblis olduğunu anlatmış. Hiçbir koca rahibe karşı gelerek, kendi algı gücünün Şeytan'ın aldatma gücünden fazla olduğunu söyleyemez­miş. Böyle durumlarda adamcağızın genç ve güzel eşinin kazıkta yanmasını izlemekten başka yapacak bir şeyi kalmıyormuş. "Cinselliği bastırılmış erkek egemen bir toplumda,'yargıçları bekâr kalmaya mahkûm edilmiş rahipler sınıfından gelen bir or­tamdan ne beklenir?"
Bazen böyledir. Aslında tek sorun cinsiyetinizdir.·Kitabı okuyor
-Kendi gerçeğinin Ben'den geldiğini iddia etmeyi bırakana kadar Ben sana kendi Gerçeğimi söyleyemem. Ama benim gerçeğim senden geliyor. -Kim söylüyor? Başkaları. -Kim, başkaları? 'Liderler: rahipler, hahamlar gibi din adamları. Değiller mi? -Hayır. Peki Gerçek kaynak ne? -Duygularını dinle. En yüksek Düşüncelerini dinle. Dene- yimlerini dinle.
Sayfa 23·Kitabı okuyor
Babam yazmanların tanrıların kalemi olduğunu söylemişti, oysa biz, akıllı ya da aptal, korkak ya da cesur, bilgili ya da cahil krallarnn kendi aralarında oynadıkları kanlı oyunlarda birer dama taşı olmaktan başka bir işe yaramamıştık. Ama krallar da tanrılann elinde birer oyuncak değil miydi? Tannlar da kralları istedikleri yazgıyla ödüllendirip cezalandırmıyorlar mıydı? Kimin savaşı kazanacağına, kimin yenileceğine onlar karar vermiyor muydu? O zaman suçlu olan krallar degil, tanrılardı... Onlar bizim gerçek efendilerimiz değiller miydi? Yaptığımız her kötülüğü, her iyiliği onlar bilmiyorlar mıydı? Hepsinden önemlisi, bu kanlı savaşları çıkaran krallar onların yeryüzündeki temsilcileri değiller miydi? Rahipler böyle söylemiyorlar mıydı? Tabletler böyle yazmıyor muydu? "Tanrıların gazabından kurkun," diye bizi uyarmıyorlar mıydı? Bizim tanrılarımız korkunçtu, acımasızdı, tıpkı Asurlularınki gibi, tıpkı Urartularınki, tıpkı Frigyallarınki, tıpkı tanıdığım bütün ülkelerinki gibi... Onlar üzerimize yıldırımlar yağdırabilir, bizi hiç sönmeyen ateşlerinde yakabilir, bizi hastalıklarla kırabilir, açlıkla terbiye edebilirlerdi. Onlar güçlüydü, onların gazaplarından korkmak gerekirdi... Ama savaşlardan daha büyük gazap olur muydu? Tanrıların öfkesi, iki ırmak arasındaki toprakları boydan boya al kana boyayan bu savaştan daha yıkıcı olabilir miydi? Hunharca bogazlanmış genç savaşçılar, ırzına geçilen kadınlar, evlerinden sürülen yaşlılar, çocuklar, Farklı dillerde feryatları göklere çıkan halklar... Bundan daha büyük bir gazap, bundan daha büyük bir ceza olabilir miydi?
Sayfa 338 - YAPI KREDİ YAYINLARI·Kitabı okudu
Roman
Memurlara
"Yavaş yavaş ama her yere kendi insanlarımızı yerleștiriyoruz ya da yerleşik İsveçlilerden iyi insanlar seçebiliyoruz. Yeni şarapları yeni tulumlara doldurmalıyız. Bu zamanın değerini bilin. En başından işlerinizde yeni yöntemler uygulayın. Eski mayanın izi bile kalmasın. Yeni bir Fin geleneği yaratın. Halkın sizi birer kene gibi değil, halk için çalışan bir hizmetkâr olarak görmesine izin verin. Size işi düşeni can sıkıcı sinekler olarak görmeyin, aksine gücünüzün yettiği kadar ve olabildiğince herkese karşılık verin. Halk bir işi yapmadığınızda bunu istemediğinizden değil, yapmamanız gerektiği için tamamlamadığınızı bilsin. Siz memurların da en az rahipler ve ögretmenler kadar halkı eğitme sorumluluğu olduğunu bilin. "Hukuksuzluğun başöğretmenlerinin kim olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu Snellman acı bir ironiyle. "Memurlardır, yasanın temsilcisi olan memurlar. Halka yasalara saygı duymamayı öğretirler. Bu yüzden yeni Finlandiya adına siz yasa adamlarından, vatandaşlarımıza bir meşruiyet duygusu aşılamak üzere yardımınızı istiyorum. Dahası, derin bir iç adalet duygusu aşılamanızı da."
Sayfa 22 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Kitaptan sectiklerim