Babam yazmanların tanrıların kalemi olduğunu söylemişti, oysa biz, akıllı ya da aptal, korkak ya da cesur, bilgili ya da cahil krallarnn kendi aralarında oynadıkları kanlı oyunlarda birer dama taşı olmaktan başka bir işe yaramamıştık. Ama krallar da tanrılann elinde birer oyuncak değil miydi? Tannlar da kralları istedikleri yazgıyla ödüllendirip cezalandırmıyorlar mıydı? Kimin savaşı kazanacağına, kimin yenileceğine onlar karar vermiyor muydu?
O zaman suçlu olan krallar degil, tanrılardı... Onlar bizim gerçek efendilerimiz değiller miydi? Yaptığımız her kötülüğü, her iyiliği onlar bilmiyorlar mıydı? Hepsinden önemlisi, bu kanlı savaşları çıkaran krallar onların yeryüzündeki temsilcileri değiller miydi? Rahipler böyle söylemiyorlar mıydı? Tabletler böyle yazmıyor muydu? "Tanrıların gazabından kurkun," diye bizi uyarmıyorlar mıydı? Bizim tanrılarımız korkunçtu, acımasızdı, tıpkı Asurlularınki gibi, tıpkı Urartularınki, tıpkı Frigyallarınki, tıpkı tanıdığım bütün ülkelerinki gibi... Onlar üzerimize yıldırımlar yağdırabilir, bizi hiç sönmeyen ateşlerinde yakabilir, bizi hastalıklarla kırabilir, açlıkla terbiye edebilirlerdi. Onlar güçlüydü, onların gazaplarından korkmak gerekirdi... Ama savaşlardan daha büyük gazap olur muydu? Tanrıların öfkesi, iki ırmak arasındaki toprakları boydan boya al kana boyayan bu savaştan daha yıkıcı olabilir miydi? Hunharca bogazlanmış genç savaşçılar, ırzına geçilen kadınlar, evlerinden sürülen yaşlılar, çocuklar, Farklı dillerde feryatları göklere çıkan halklar... Bundan daha büyük bir gazap, bundan daha büyük bir ceza olabilir miydi?