Bazı kitaplar bittikten sonra içinizde koca bir boşluk hissi bırakır; Kardeşimin Hikayesi tam olarak öyle bir eser.
Kitaba başladığınız an sizi dehşet verici bir cinayet haberi karşılıyor. Livaneli, öyle bir atmosfer kurmuş ki, kitabı elinizden bıraktığınızda bile hikayeden kopamıyorsunuz. Gün boyu zihninizde hep aynı sorular yankılanıyor: "Acaba katil kim? Mehmet’in hikayesi nereye evrilecek?"
Ancak bu romanı sadece bir "cinayet gizemi" olarak tanımlamak haksızlık olur. Livaneli, bu kitapta resmen bizim gerçeklik algımızla oynuyor. Okurken anlatıcıya inanmakla onu sorgulamak arasında gidip geliyorsunuz. Kimin hikayesi gerçek, kimin hikayesi bir sığınak? Yazar, kurguyu o kadar ince bir işçilikle örmüş ki, her sayfa bir öncekinin sağlamlığını sarsıyor.
İnanılmaz ters köşe bir kitap, hâlâ okumayan varsa şiddetle öneririm.