VII
Emine'nin ölümüyle son tutunduğum dal da kopmuş gibi büsbütün boşlukta kaldım. Kaybettiğim şey benim için o kadar büyüktü ki ilk önceleri bunu bir türlü anlayamadım. Ne de hayatımdaki neticesini ölçebildim. Sade içimde simsiyah ve çok ağır bir şeyle dolaştım durdum. Sonra bu haraplığa daha başka bir duygu, bir çeşit kurtuluş duygusu karıştı. Bir baskıdan kurtulmuştum. Artık Emine bir daha ölemezdi, hatta hastanamazdı da. Orada zihnimin bir köşesinde olduğu gibi kalacaktı. Hayatımda birçok şeyler daha beni korkutabilir, başıma türlü felâketler gelebilirdi. Fakat en müthişi, onu kaybetmek ihtimali ve bunun korkusu artık yoktu. Her an onun hastalığının arasından etrafa bakmayacak, o azapla yaşamayacaktım. Korku içimden doğru kabarıp büyümeyecek, dört yanımı kaplayamayacaktı.
Vâkıa evim yıkılmıştı, iki çocukla baş başa kalmıştım, çalışmanın lezzetini kaybetmiştim, hepsinden fenası, artık hiçbir şeye inanmıyordum. Fakat korkmuyordum da. Olabilecek şeylerin en kötüsü olmuştu. Artık hürdüm.
Bir haber dolaşır semada pul pul
Kılınçlar bilensin, akın var Çin'e.
Yiğitler at sürer düşman içine
Tarihe hükmeden bir ses duyulur:
-Vur! TÜRKLÜK aşkına vur!
Yüklenir bir ülke oymak ve avul,
Sel olur ordular, batıya akar.
Uçar elden ele bozkurtlu bayraklar.
Emreder bir başbuğ, sade ve vakur:
-Vur! BAYRAK aşkına vur!
Karışır top sesi, nal sesi, davul...'
Çağdan çağa çığır açar gemiler.
Bir hakan atını denize sürer
Ve der ki: "Yıkılsın Bizans'ı koruyan sur."
-Vur! FETİH aşkına vur!
Parçalanmak istenir bir ülke, Anadolu' dur:
Şahlanır bir anda bin yıllık hınçlar.
Eser poyraz gibi eğri kılınçlar,
Kütahya düzünde kelle savrulur. ..
-Vur! TOPRAK aşkına vur!
Ya ... İşte tarihin böyledir oğul!
Geçmişten hız alsın geleceğin de ...
Göster Türklüğünü tunç bileğinle!
Bu dine, bu ırka ve bu toprağa
Sataşmak isterse herhangi gavur:
-Vur! ALLAH aşkına vur!
Alış ki yapacağın yoktur alış ki elin kolun sana sade yüktür alış ki gözün bir dert kapısı ve manayı sezdiren ama çözdürmeyen bir kuyudur alış ki bütün bu dağlar ve Taşlar neye tanıklık etseler ve bastığın her yer ve geçen piknik yaptığın ağacın altı aslında bir kabir ise de kim bilir kimin dediğin anda işte senindir
basit olan güçlüdür, açıktır, çözüm odaklıdır, mümkündür, dolayısıyla doğrudur.
Huzursuz olma, sade ve yalın ol... Biri bir yanlış mı yapıyor? Her ne yapıyorsa kendine yapıyor... Başına bir şey mi geldi yoksa? Şaşırma. Olan her şey evrensel doğanın karar süzgecinden geçmiştir, hayata ilmek ilmek dokunmuştur. Hatırla ki hayat kısa. Şu anın nimetlerinden adil bir şekilde faydalanmaya bak... Aklın karışıkken bile ayık ol... Hiçbir şeyi zorlaştırma, kolaylaştır...