1000Kitap Logosu

Satranç

83 syf.
·
4 günde
·
Puan vermedi
"Satranç ", Stefan Zweig'in okuduğum 3.kitabı. Konusunu beğendim diyebilirim. Faşizmin ne derece korkunç bir şey olduğunu, bu kitapta tam anlamıyla hissettim. Dr. B., tam anlamıyla bir boşluğun, kendi deyişiyle bir "hiçliğin "içerisinde, zaman ve mekân dışı bir yaşam sürer. Bu yüzden de ruhsal dengesini yitirmenin eşiğine geldiği sırada bir kitapla karşılaşır. Bu kitapta 150 adet değişik satranç partisi bulunmaktaydı. Bu kitap sayesinde 2 tür 'Ben'i ortaya çıkarır: Siyah Ben ve Beyaz Ben. Çünkü siyah ve beyaz taşlara göre iki farklı kişilik oluşturması gerekiyordu. Dr. B. Oradan kurtulur ama kendisini akıllı mi yoksa deli mi olduğu konusunda tam bir kesinlikle açıklayamaz.
Satranç
8.6/10
· 163bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
6
Kurgusu mükemmel olan yeni kitap okuma alışkanlığını elde etmiş bir insanı dahi peşinden sürükleyen iki yetişkin insanın tek oyunda birleşmesini büyülü kelimelerle anlatabilen muhteşem bir kitap teşekkürler Zweig
Satranç
8.6/10
· 163bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
3
83 syf.
·
Puan vermedi
Önyargıyla yaklaştığım bir kitaptı aslında. İsmi satranç ve 82 sayfa. Teknik terimlere boğulmayı ve ne zaman ter hesaplarını yaparım diye düşünmüştüm. Ancak daha ilk sayfalarda başlayan akış beni de beraberinde sürükledi. Öyle çok aman aman bir mekan yok 2-3 isim de kafi görülmüş. Sadelik durumu ise bana 2017 yapımı Sniper: The Wall filmini hatırlattı. Sadece bir duvarın arkasındaki iki asker ve nişancı Juba! Dr.B konuya dahil olunca asıl heyecan başladı benim için. Hiçlik ile sınanması ve tam her şey bitti derken eline geçen satrancın hayatına girmesi… Hiç beklemediğim ise satranç isimli kitaptan Nazi zulmüne uzanan köprü…Daha fazlası için bir solukta okumamızı şiddetle tavsiye ederim. “Çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır bir baskı uygulayamaz."
Satranç
8.6/10
· 163bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
13
282 syf.
·
3 günde
·
7/10 puan
Gece Yarısı Kütüphanesi (Bir Araf Deneyimi)
An olur, kötü olan her şey üst üste gelir, kendinizi koca dünyada sıkışmış, tek başına kalmış ve bütün dünya size karşı duruyormuş gibi hissedersiniz. Böyle dönemler bize durumsal depresyonu getirebilir. Yoğun ya da hafif... Burada da 35 yaşındaki ana kahramanımız Nora Seed böyle bir dönemden geçiyor. Evcil hayvanını kaybetmiş, işinden kovulmuş, annesi ve babasını kaybettiği için dünyada ailesi diyebileceği tek insan olan abisiyle arası bozuk, en yakın arkadaşı yanında değil ve ona ulaşamıyor. Böyle durumlarda belki bizi iyi hissettirecek anılara sığınırız ama Nora'nın bütün hayatı hayal kırıklıklarıyla dolu. Bu dünyaya kendi hayallerini sığdıramamış, başkalarının onun için kurduğu hayalleri de yarıda bırakmış... İşte Nora bu hayattan kurtulmak için yüksek doz ilaç alarak intihar girişiminde bulunuyor. Bu girişimden sonra kendini bir anda kocaman bir kütüphanede buluyor. Bu kütüphane yaşamla ölümün arasında bir yer. Araf. Bu kütüphanede ona rehberlik eden kişiyse Nora'nın küçükken hayatında varlığıyla yer eden kütüphane görevlisi Bayan Elm. Kütüphanedeki kitaplar roman, şiir kitabı değil. Kitapların her biri Nora'nın farklı hayat versiyonlarını içeriyor. Eğer hep düşündüğü, daha sonraları bolca keşke dediği hayatının kritik noktalarında başka bir karar verse nolurdu? Bu kütüphane günümüzde kulağımıza çalınan, aşina olduğumuz paralel evrenler/hayatlar kitaplığı. Nora, pişmanlıklarından yola çıkarak kendisi için mükemmel olan hayatı aramak için kitap kitap gezip, o dünyalara gidiyor. Bu şekilde onlarca farklı hayata gidip geliyor, elinde olsa değiştirebileceği geçmişin ona vadettiği hayatlara. Eser felsefik bir sorunun somutlaştırılmış hali. "Hayat dediğimiz şey nedir?" Farklı seçimlerin kombinasyonu mu? Amacı daimi mutluluk olan bir şey mi? İyiliğin ve kötülüğün bir arada olduğu bir savaş hali mi? Evren için diğer tüm farklı değilsiniz ve olmayacaksınız. Fark, kendi içinizde, kendinize atfettiğiniz tüm şeyler. Bu hayat sizin ve nasıl yaşayacağınıza karar verecek olan da sizsiniz. Eserde işlenen ve sıkça karşımıza çıkan bir figür olarak işlenen "satranç" üzerinde de durmak istiyorum. Satranç kitapta hayatla özdeşleşmişti. Satrançta her taşın farklı bir işleyişi vardır. "Şah" yaşamdır. Bizim, insanlık tarihi boyunca korumak için içgüdüsel olarak odaklandığımız şey yaşamımızdır. Yaşam, varlığını devam ettirdiği sürece her zaman kazanmak için bir şans vardır. Diğer bütün taşlar şah'ı korumak için vardır. Önemli(vezir) ya da önemsiz(piyon) gördüğümüz bütün taşlar ve hamleler bizim hayatımızın geri kalanında da verdiğimiz kararları ve hayat denilen bu oyunu etkiler. Ancak ne olursa olsun, şah bizimle olduğu sürece oyun bitmez. Eserin nasıl işlendiğine gelecek olursak, kitabın başından sonuna kadar kitapta hep bir şeylerin eksik olduğunu düşündüm. Evet yazarın hayal dünyası çok geniş ve ilgi uyandırıcı... Konu olarak, verdiği mesaj olarak kusursuz bir kitaptı belki. Ama yansıtılamayan bir duygu vardı ve bu eksiklik bir şekilde benim kitapla bütünleşmemi engelledi. Bu belki kitabın olay odaklı olmasındandı. Genelde bu tür kitaplarda uzun durum anlatımlarının ilgimi çekmesi benim bu düşüncemin oluşmasında rol oynamış olabilir.
Gece Yarısı Kütüphanesi
Okuyacaklarıma Ekle
1
83 syf.
·
8 günde
·
Puan vermedi
Çevremde yere göğe sığdırılmadan (TAM BİR BAŞ YAPIT YAAA) bahsedilen bu roman sanki biraz fazlaca övülmüş gibi geldi bana. Katılıyorum kesinlikle roman güzel, akıcı ve betimlemeleri harika. Okunmaya değer, ki zaten benim gibi kitapları yavaş okuyan biri değilseniz bu kitabı da bir çırpıda 1-2 saate bitirmiş olursunuz. Gerek kitabı satın almak için harcanan maddiyat, gerekse okunması için ayrılan zaman bakımından bir kayıp yaratmayacaktır. Şahsen satranç oynamayı ve izlemeyi seven biri olarak kitabı ayrı bir iştah ile okudum. Romandaki karakter Czentovic' in sessiz ve sakin tavırları, soğukkanlılığı, ruhsuz oluşu tamamen günümüzdeki satranç şampiyonlarına kadar bulaşmış durumda. Diğer bir karakter ise Dr. B. işkence görüp ufacık bir odada aylarca tutsak ediliyor. Bu tutsak geçen süre boyunca sorgu için odasından ayrıldığında kendisine bir kitap çalmak için müthiş bir fırsat geçiyor. Bu bir satranç kitabı, istemeden de olsa başlarda sıkılarak bu kitabı defalarca okuyor, beynine işliyor... Bu iki karakterin birbirini bulmasıyla müthiş bir psikolojik savaş başlıyor. Tabii kitabı okuyabilmek, algılayabilmek için satranç bilmeye gerek yok. Bilmeniz ise sizlere ekstra güzellik, ekstra lezzet katacaktır. Bu denli satranç ve psikoloji konulu filmler ve diziler izlemiştim. İlgili olup vakit ayırabilecekler için aşağıda belirtmek istedim. Keyifli okumalar dilerim. Film : Pawn Sacrifice (Şah Mat) : "Amerikan Satranç Şampiyonu Bobby Fischer'ın, Sovyet Dünya Şampiyonu Boris Spassky ile olan efsanevi maçına hazırlanışı ve başından geçenler konu almıştır." Mini Dizi : The Queen's Gambit : "The Queen's Gambit hedefi dünyanın en büyük satranç oyuncusu olmak olan Elizabeth Harmon isimli satranç dahisi bir öksüzün sekiz ila yirmi iki yaşları arasında alkol, ilaç bağımlılığı ve duygusal güçlüklerle mücadele ettiği yaşam öyküsünü takip etmektedir. Hikâye 1950'lerin ortasından 1960'lara doğru uzanmaktadır."
Satranç
8.6/10
· 163bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
71