• 168 syf.
    Kitabın yazarı da aramızda; yeşim teke

    “Baştan söyleyeyim bu bir reklam ya da arkadaş kayırması değildir!”

    Aziz’in Arkadaşı..

    Yazarın bir edebiyat geçmişi olduğu tartışmasız çok belli. Gerek Instagram hesabından gerekse özelde yaptığımız sohbetler doğrultusunda resim ile ilgilendiğini de gördüm ve eminim kitabı yazarken bu onun için çok büyük bir artı olmuştur.

    Yeşim’in hayal gücü gerçekten sağlam. Kelimelerle öyle bir oynuyor ki, cümlelerini gidişata göre yönlendirmektense, satırları okuyana olabildiğince hissettirmeye çalışmış. Sizlere benim için bunu başardığını söyleyebilirim. Aralara bir de şiirler serpiştirmiş, onlar da benim için farklı ve güzeldi.

    Fakat söylemeden edemeyeceğim bir şey var ki bence bunun dozunu iyi ayarlamak gerekiyor. Çünkü bazen bir kelime üzerine o kadar fazla betimleme yapılması, okuyanı hem boğabiliyor hem de cümlelerin arasında kaybolmasını sağlıyor. Defalarca paragrafı okumaya baştan başladığımı hatırlıyorum.

    Kitabın konusu ise çoğunluğa oldukça uzak gelecektir. Neden böyle diyorum çünkü kalıplar arasında çok fazla sıkışıyoruz. Ne kadar aydın, kitap okuyan, açık fikirli bir insan olduğumuzu düşünsek de bu kadın-kadın veya erkek-erkek ilişkilerine şahit olunduğunda çoğu kişi bağnaz fikirlere bürünüyor. Bunun önüne geçebilmek de oldukça zor görünüyor.

    Yeşim ilk kitabı olmasına rağmen asla toplumdan çekinmemiş. Her insana hitap edebilecek, ticari kaygı güden bir kitap ortaya çıkartmamış. Ben gerçekten takdir ettim. İnsanlar dışardan baktığında bu kitabın bir kadının başka kadına aşık olduğu konusunu belki anlayamaz. Ama linç kültürümüz gereği daha sonrasında yazarımız çok değişik yorumlara da maruz kalmış olabilir.

    Aslında ortada gerçekten çok güzel bir aşk anlatılmış. Tabi okuyan arkadaşlardan rica ediyorum yazarın ilk kitabı olduğunu unutmadan okumalıyız. Kalkıp yazar üstünden başka bir yazar veya kitap ile kıyaslamak hiç doğru olmaz. Ben de bu bir yeni yazar ve ilk kitap diyerek okumaya başladım. Eğer çok bilgili, önyargılı ve eleştirel bir kafada okumaya otursaydım kitabı bitirebilir miydim bilmiyorum.

    Yeşim için bir sonraki kitabı açısından umarım bu yazdıklarım değerli oluyordur. Benim açımdan çok akıcı bir dil ile yazılmış, Türkçesi de gayet güzeldi. Noktalama işaretleri konusunda da hiç problem yaşamadım. Virgüllere boğmamış mesela beni...
    Tek sıkıntı çok estetik dursun istemiş. Çok fazla imgeler, betimlemeler... Ama bunun sebebinin de o yaşadığı aşkın tamamen hissedilmesini istediği için olabilir diye düşünüyorum.


    Melodi ve Mayda. Kahramanlarımız bunlar. İki kadın. Kitap Melodi ağzından yazılıyor.

    Mesela iki kadının ilk göz göze geldiği andan bir alıntı paylaşmak istiyorum;

    “İlk gördüğüm, açık kahverengi küçük gözleri. O kadar açık ki sanki bebeklerinden güneş doğacak ve birazdan tüm evren aynı aydınlıkta nefes alıp verecek. Avuç içine alınmayı bekleyen masum bir çenesi var. Çenesinden okşayarak yukarı çıkmak istediğim, hatta günlerce elimi oradan hiç almak istemeyeceğim yanakları, nasıl diğer tüm organlarına rağmen en güzeli olmayı başardı anlamaya çalışıyorum. Burnunun iki deliği kimsesiz çocuklar için yuva gibi kutsal. Dudakları, bir ressamın doğaçlama çizdiği en harika tablo gibi. Karşımda duran bu tabloyu izlerken bile onunla sevişebilirdim. Bana doğru uzattığı küçük eli, dokunsalar ağlayacak bir annenin yüreği kadar sıcaktı. Saliseler arasında onlarca ülkeyi gezdim gülüşünde...”

    Yağmur altında ıslanan kadını bizlere tasvir etmesi;

    “Islak elbisesi, saten beyaz bir çarşaf gibi gerilmişti yatak gibi duran bedenine. Göbek deliğini görebiliyordum. Hayatımda ilk defa bir göbek deliğinin içine düşmek istedim Aziz. Kafamı bir soksam, gerisi kolaydı sanki. Süzüle süzüle, sanki bir balıkmışım gibi içeriye doğru yüzerdim. Acaba göbek deliğinin içinde ne vardı? Çıktığım yol nereye varırdı? Belki de dosdoğru karnına, oradan da midesine gidiyordu yol. Önemli olan yol değil, yolda başıma geleceklerdi. Karnında bir müddet mola verebilirdim. İçeriden hafif hafif karnını okşar, onun bebeği bile olurdum. Fakat Azizim ben Mayda’yı nasıl tekmeleyebilirim ki? Ben onun uslu ve üşengeç bebeği olurdum hiç şüphesiz. Beni doğurmak isterse, içeriden ayrılmanın korkusu ile mola yerinden hızlı bir sıçrayış yapar, midesine kadar ulaşırdım. Midesinde bir kurt gibi dolaşırken, Mayda’da acıkma hissi yaratırdım. Isırdığı elma, içtiği şarap, çikolatası bana ulaştığında mutluluktan delirir, onun damağının, yemek borusunun ve dayanılmaz gözüken ağzının değdiği her lezzetten gururlanır onları bir de ben tadardım. Tabi bir süre sonra Mayda’nın iştahlı bir kadına dönüşmesi büyük ihtimal olurdu.”

    Yeşim kitabı sanki olmayan biriyle konuşuyormuş gibi yazmış. Bir nevi günlük. Aziz oradan geliyor. Fakat tabi işleyen bir kurgu var. Kitabın sonunda yaratmak istediği hikayenin aslında nasıl olduğunu da göstermiş.

    (Söylemeden geçemeyeceğim Toprak karakteri bana gereksiz geldi.)

    Şu kısım da çok hoşuma gitti.

    Ölümü sembolize ediyor bizlere; (içlerinden seçtim)

    “Ölüm; çarmıha gerilen İsa’nın bilinmez sonrası.
    Ölüm; ateşli bir kadının olgun avokadosu.
    Ölüm; burun deliklerimin is karası.
    Ölüm; kızlık zarı yırtılmış Kardelen.
    Ölüm; faşist ile komünistin içtiği rakı.”

    Kısacası ne istiyorsa ne düşünüyorsa onu yazmış. Orospu demek istemiş ve demiş, çekinmemiş. Kimisi bundan rahatsız oluyor. Bunun sebebi de hayatımızda öyle şeyler yapıyoruz ki, birileri bunu kağıda döktüğü zaman başkasından gerçekliğimizi okumak rahatsız ediyor.
    Argo kelime ya 2 ya 3 kere görmüşümdür, hakkını yiyemem. Ama oraya uygun görse 50 kere de yazardı. Yeşim’in böyle şeyleri dert ettiğini düşünmüyorum.

    Aşkın içinde cinselliği de es geçmiyor. Çünkü yazar biliyor ki hepimiz bunları hayal ediyoruz, arzuluyoruz. Bu tasvir edilen tüm sahneleri kafamızda yaşıyoruz. Bunun utanılacak bir şey olmadığını biliyorum en azından rol de yapmıyorum. Yazar da yapmamış. Hem de bunu iki kadın üzerinden anlatmış. Ama beni hiç rahatsız etmedi. Hatta bir kadının bir kadına olan aşkını hayal etmedim de değil.

    Tabi sadece aşk yok. Tanrı ile olan hesaplaşmalarına, toplumun üzerinde yaratacağı etkilere, sonuçlarına hepsine değinmiş Yeşim.
    Bir insanın kendisiyle hesaplaşmasını yazmış. Melodi olmuş Mayda, Mayda olmuş Melodi.

    İki kişilermiş, bir olmuşlar.

    Umarım diğer kitaplarını da okuma şansım olur. Yazdıkça büyüyeceksiniz.
  • 230 syf.
    ·3 günde
    Tekrar zoru seçtim!

    Bu kadar kolay ve sistem içerisinde yöntem varken, “Neden homeopati?” diye kendime hiç sormadım. Fakat bu seçimimin sonuçlarından hem hastalarım hem de ben çok memnunum.

    Yaklaşık 220 yıllık bu yan etkisiz iyileşme yöntemi sizi de benim gibi etkileyecektir, eminim! ,


    Bu ikinci kitabı da okuyunca sağlık ve hastalığa, insan türünün doğasına başka bir görme biçimiyle bakabilecek, doğanın bize insanları, sistemleri, ilişkileri ve daha birçok konuyu anlamamız için verdiği ipuçlarını okuyabileceksiniz ve bu bilgiler ışığında günlük ve yakın ilişkilerinizi daha yüksek bir farkındalıkla yönetebileceksiniz. Bütünselliğe bu kadar uyan ama bir o kadar da bireyselliği önemseyen, iyileşmeyi hem zihinde hem bedende bir arada sağlayabilen nadide bir bakış açısını tanımak adına bu yolculuğa çıktığınız ilk kitabımın ardından, bu kitap ile ayırdına vardığınız farkındalık ile kendiniz, çevreniz ve toplumun iyileşmesine doğru bir yol olacak!

    Kapağın arka yüzünden alıntı yaptığım yukarıdaki cümlelere tamamıyla katılıyorum.Yazarımız doktor ve aynı zamanda bir Homeopat. Homeopati ile tedaviyi anlaşılır bir şekilde anlatmış.
    Önce Homeopatinin tanımını yapmış, Homeopatinin kurucusu alman doktor Hahhnemann hakkında bilgi vermiş.İlaçların nasıl hazırlandığını; akut ve kronik durumlarda iyileşme; doz ve potens seçimlerini aktarmış. Sonra da hastaların ağzından öykü anlatarak bunlara uygun Homeopatik çözümleme ve uygun remedileri seçme anlaizleri yapmış. Çok fazla tıbbi terim olmadığından kolayca anlayabileceğimiz bir dil kullanmış.
    Okumanızı tavsiye ederim! Ne de olsa siz hasta değilseniz bile çevrenizde mutlaka vardır değil mi ?
  • West Indies,Kızıl Elma,İtaki,Maçin!
    Uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
    Beyazların yöresinde nasibim kalmadı
    yerlilerin topraklarına karşı şuç işledim
    zorbaların arasında tehlikeli bir nifak
    uyrukların arasında uygunsuz biriyim
    vahşetim
    beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı
    kendime dünyada bir
    acı kök tadı seçtim
    yakın yerde soluklanacak gölge bana yok
    uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

    Uzak nedir?
    Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için
    gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
    Başım açık, saçlarımı ikiye
    ortadan ayırdım
    kimin ülkesinden geçsem
    şakaklarımda dövmeler beni ele verecek
    cesur ve onurlu diyecekler
    halbuki suskun ve kederliyim
    korsanlardan kaptığım gürlek nara
    işime yaramıyor
    rençberlerin o rahat
    ve oturmuş lehçesinden tiksinirim
    boynumda
    bana yargı yükleyenlerin
    utançlarından yapılma mücevherler
    sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin
    mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok
    uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

    Bir hayatı,ısmarlama bir hayatı bırakıyorum
    görenler üstünde iyi duruyor derdi her bakışta
    askerken kantinden satın aldığım cep aynası
    bazı geceler çıkarken
    uçarı bir gülümseyişle takındığım muşta
    gibi lükslerim de burda kalacak
    siparişi yargıcılar tarafından verilmiş
    bu hayattan ne koku, ne yankı, ne de boya
    taşımamı yasaklayan belgeyi imzaladım
    burada bitti artık işim, ocağım yok
    uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
    İsmet Özel
    Sayfa 222 - Tiyo Yayınları
  • "Ne çocukluk ne gelecek azalıyor/Artmışçasına varlık kaynıyor yüreğimden. ..

    ...
    Yeryüzü, bu değil mi istediğin: Bir görünmez
    uyanış içimizde?-Kurduğun düş bu değil mi,
    bir kez görünmez olmak?- Yeryüzü! Görünmez!
    Başkalaşım değilse ne, yüklediğin büyük ödev?
    Yeryüzü, sevdiğim, istiyorum. İnan, tüm baharların
    gerekli değil beni kazanman için-, yalnız bir tanesi,
    bir tanesi kanıma çok bile artık.
    Ben, adsız, seni seçtim kendime, çok uzaktan.
    Her zaman haklıydın sen, senin kutsal buluşundur
    dostumuz ölüm.
    Bak, yaşıyorum işte. Nereden? Ne çocukluk,
    ne gelecek azalıyor... Artmışçasına varlık
    kaynıyor yüreğimden."..


    Duino Ağıtları,IX.Ağıt,Rilke
  • 432 syf.
    ·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır.”

    “Ölüm güç bir şeydir. Ölümün son iyiliği, bir daha ölümün olmamasıdır.”

    “Ölümün ağzımda ki tadı bana hem bir yön hem de cesaret verdi.”

    “Sanki insan olmak, çamurlarda beraberce debelenmek demek! Ona, hakikat âşıklarının fırtınalı ya da çamurlu sulardan korkmayacağını öğretmeye çalışıyorum. Asıl korkulması gereken sığ sulardır.”
    •••
    Harika bir kitap okudum ve o kadar çok cümlenin altını çizdim ki çok beğendiklerimden bir kaçını paylaşarak giriş yapmak istedim. Giriş derken fazla uzatmayacağım ama okumadıysanız bu kitabı listenizde ilk sıralara alın derim pişman olmayacaksınız. Felsefe ve psikolojiye ilginiz varsa keyifle okuyacağınız kitaplardan birisi olacak. Yaşamın amacına, insanın kendi benliğini keşfedip yaşamasına dair çok önemli cümlelerle örülmüş bir kitap. Gerçekte bir araya gelmeyen iki önemli kişi üzerinden Harika bir kurgu. Psikanalizin kurucularından Dr. Breuer ve kitapları henüz okunmayan filozof Nietzsche. Nietzsche karamsarlığı ile yola çıkıp Breuer çaresizliği ile ilerleyecek ve ilginç bir şekilde başlayıp devam eden bu dostluğun değerli paylaşımlarından Emin’im çok yararlanacaksınız. Benim için öyle oldu. Hissettiğim bir çok duyguyu yaşadığım insan olma halini ümitsizliğimi belki bir nebze Nietzsche karamsarlığımı tanıdım buldum seçtim çıkardım satırlardan, bu tanıdık hisleri, insan olma hallerini kitaptaki karakterler üzerinden okuyunca ayrı bir anlamı oldu benim için, onların çözümlemeleri ve değerlendirmeleri üzerinde düşünüp ben de bu tedavi sürecine katıldım bile diyebilirim.
    Son bir alıntı daha paylaşıp gidiyorum.
    “Güvenlik içinde yaşamak tehlikelidir. Nietzsche bütün burjuva yaşamımın tehlikeli bir yaşam tarzı olduğu görüşünde, galiba kendi gerçek benliğimi kaybetme tehlikesi içinde olduğumu, kendi kimliğimi bulamayacağımı anlatmak istiyor. İyi ama kimim ben?”
  • Üçüncü sınıfta bir kıza aşık oldum ve futbol kariyerim bitti. Takdir edersiniz ki sekiz yaşındaydım ve sekiz yaş, aşkla futbolu birlikte yürütmek için hayli sıkıntılı bir evreydi. Karar vermem lazımdı. Aşkı seçtim ben de... Sınıftaki piçler top oynarken teneffüste, ben şiir yazdım. Ne onların arasından bir tane adam gibi futbolcu çıktı ne de ben şair olabildim. Kız desen yüzüme bile bakmadı. Komple başarısız bir nesil olduk çıktık.
  • Bugünün geleceğini, sayfalarının biteceğini, gün gelince kitaplığımın 3.rafında yerini alacağını ilk sayfanın açtığım an biliyordum.Hayatıma gireli tam olarak 2 yıl 5 ay olmuş.Seni alakalı alakasız gittiğim her yere sürüklediğim koskoca iki yıl beş ay...

    Dile kolay kalbe zor o günlerimde ve her günümde yanımda olan biricik yol arkadaşım seni seçtiğim gün ağustosun vedalaştığı Eylül'ün selam çaktığı sıcak günlerdi, çabuk bitip gitmesini istediğim günler.. İlk olarak Maksim Gorki'yle tanıştırmışım seni, ilk yazdığım cümle ve yanına aldığım küçük notu görünce yine bir gülme aldı beni "Bal çoğu kez acı olurdu ama her bilgi yine de baldı!" Acı bal yeme konusunda Dünya markası olduğumu düşünüp rakip tanımaz ruhumu kelimlerle ifade ederek bu cümlenin yanına not almışım.Ah ah kıymet bilmeyen insanlar,insan,tamam ya ben.Kıymet bilmeyen benim..Bugün Şubat'ın ilk günü ve şaşırtıcı şekilde Güneş tıpkı bir yaz günü gibi parıldıyor gökyüzünde tıpkı seni ilk aldı.... Neyse ilk gün son gün uyum edebiyatı yapardım şimdi ama eğer hava yağmurlu olsaydı da 'hava bile gidişine ağlıyor..' edebiyatı yapabilirdim şovmenlik yapmayalım düzgünce veda edelim..

    Sana günlük desem değilsin,kitap defteri desem genel tanım için doğru ama tam tanım için uygun değilsin.Sevdiğim bir şarkı,şiir, kısacık bir söz, öğrendiğim yeni bir kelime,inanış,kişiydin bazen.Tanımını asla 'tam olarak' yapamam ama şunu söyleyebilirim ki: özelsin.Biliyorum ne ilksin ne de son ama en zor günlerimi birlikte aştık sensiz ve yeni edineceğim sen ile nasıl olacak,anlaşabilecek miyiz hiç bilemiyorum.Okuduğum her kitabın daimi yaveriydin.Ahım şahım hiç bir özelliğinin olmaması, herhangi bir tanıtım ürünü olmanın yanında sert kapağı,lastiği,kalem koyma yeri,kaliteli kağıdın ile aradığım kriterleri bir arada bulunduran biçilmiş kaftandın.

    Bu vedayı burada paylaşmamın sebebi sen aslında gerçek bir 1k uygulamasıydın.İçerde sadece benim olduğum yazıp okuyup geri dönüp kendi kendimi eleştirdiğim özel bir 1k. Bu siteyi belki en çok sana benzediği için seviyorumdur ya da seni farkında olmadan siteye benzer bir formata sokan benimdir(?) bu 'tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan' sorusuna dönen sorunun cevabını pas geçerek devam ediyorum.Aktif paylaşımlı bir kullanıcı olmasam da bu sitedeki her paylaşımı,kendime kattığım bir sürü farklı bakış açısını okumayı seviyorum. Ayrıca geçen burada tanıştığım birisine senden bahsetmiş "Yazıyorum" demiştim.Yazmaya devam etmem konusunda desteklemiş motive etmişti.Bu yazıyı okur mu bilmem ama ona tekrar teşekkür ederim.Hala yazıyorum ve yazacağım.Hızlı geçip giden zamana inat yazacağım.İyiki yazmaya başladım iyi ki seni bu görev için seçtim,elveda.

    https://i.hizliresim.com/qdvJDV.jpg
    https://i.hizliresim.com/v6PJGD.jpg