Bir kararı asla sonucundan yola çıkarak değerlendirmeyin. Kötü bir sonuç illa kötü bir karar verildiği anlamına gelmez –ve bunun tersi de geçerlidir. Yani yanlış olduğu ortaya çıkmış bir kararla boğuşmak ya da belki tamamen tesadüf eseri başarıya götüren bir karar nedeniyle kendi sırtınızı sıvazlamak yerine, neden o şekilde karar verdiğinizi tekrar gözden geçirin. Karşınıza mantıklı ve makul sebepler mi çıkıyor? O zaman bir dahaki sefere aynı şekilde davranmanızda fayda var. Son sefer şansınız yaver gitmese bile…
Seni ben kallâvi sokağı'nda gördüm
Sen beni görmedin görmedin
Kapıları çaldım adını sordum
Söylemediler öğrenemedim
Seni ben kallâvi sokağı'nda gördüm
Bir daha görmedim bilmedim
Belma sebil adını yakıştırdım
Aklıma geldikçe her sefer
Gözlerinin mavisini bitirdim
Saçlarının siyahına başladım
Kallâvi sokağı'nda güvercinler
Benim karanlık istanbul'um
Bir esnaf kahvesine oturdum
Belma sebil ya geçti ya geçer
Rüzgârını içime doldururum
Kallâvi sokağı'nda güvercinler
Bunca yıl sönmemiş umudum
Nisan değilse mayıs
Perşembe değilse pazar
Ben belma sebil'i bulurum
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Haricen, ihtiyaç içerisinde bulunmak ve yoksunluk ıstırap üretir; buna karşılık eğer bir insan sahip olması gerekenlerden daha fazlasına sahipse bu sefer de yakasını can sıkıntısına kaptırır. Dolayısıyla aşağı sınıftakiler günlerini ihtiyaçları tedarik için sürekli bir mücadeleyle, bir başka ifadeyle, ıstırapla geçirirken yüksek sınıflar can sıkıntısıyla durmadan ve çok kere umutsuz bir savaş halindedirler.
Mustafa Kemal'i görmemişti, ama onun birçok iyi şeyler yapacağına inancı vardı. Bugüne kadar uzak topraklar üzerinde savaşılmıştı. Bu sefer bıçak gelip kemiğe dayanmıştı..'
“Demokrasinin siyasî eşitliğe dayanmasına karşılık, Atina doğrudan demokrasisi eşitsizlikçidir. Sitede yaşayan insanların önemli bir bölümü siyasi haklardan mahrumdur. Bu siyaset yapmayı âdeta bir imtiyaza dönüştürür. Atina'nın doğrudan demokrasisinde Meclis (Ecclessia) toplantılarına katılım arzu edileceği kadar yüksek değildi. Katılımlar için ücret ödenmesine rağmen birçok kimse çoğu zaman toplantılara katılmamaktaydı. Bu da siyaset yapmayı bir azınlık faaliyetine dönüştürmekteydi. Toplantılara katılmanın mâliyeti vardı. Tartışmalara katılabilmek için ilk olarak zamana sahip olmak gerekmekteydi. İkinci olarak, önceden konular hakkında bilgi toplamak, farklı yaklaşımların ana noktalarını öğrenmek, onların üstün ve zayıf noktalarını kavrayabilmek ve karşılaştırbilmek lazımdı. Bugünkü siyasi lisan‘la buna “rasyonel seçmen” miti diyoruz. Bunu vatandaşların pek azı yapabilecek durumdaydı ve bu da, bu sefer, istikrarlı katılımcı vatandaşlar ile arada sırada katılanlar arasında bir eşitsizlik yaratmaktaydı.”