Sana yazdığım mektubun ucunu bu sefer bilerek yakmıyorum Osman. Kafam bozuk, üstüme gelme. Asgar Farhadi'nin Bir Ayrılık filminde, evi terk eden karısının ardından kızıyla yalnız kalan baba, evvelinde tüm ev işlerini karısının üstüne yıkmış bir hıyar oğlu hıyar olduğu için, çamaşır makinesini nasıl çalıştıracağını bulamaz. Kızına sorar çaresizce. Çocuk da, "Annem dörde ayarlıyordu" gibi bir şey söyler. "Tamam," der baba, "Bundan sonra her şeyi dörde ayarlıyoruz." İzlediğimden beri sık sık aklıma gelir bu sahne. Ayrılık ya da ölüm, fark etmez, bir yokluğun üstüne her şeyi yeniden yaşanabilir bir vakte ayarlamak gerekir, çok iyi biliyorum. Mekanizmamı söktüm baştan kuruyorum, bana bundan sonra saat hep dört Osman.
1K
Sefer vaktinde barış nimeti -isterse bir an sürsün- bir cengâver için ne kadar tatlı ise çorak, sıcak bir çölün ortasındaki çimenzarın manzarası da bir yolcu için o kadar sevimlidir.
Sayfa 19 - Ötüken Neşriyat 2020 Baskısı·Kitabı okuyor
Reklam
Çantalar otel lobisine ulaştı. Sıra arabaya geldi. Ebleh adamımsı çocuk, arabanın n’apılacağı konusunda bir an duraladı. Belki de o an, arabayı da lobiye alamaz mıyız diye düşündü, alamayacağımızı anladı ve otele en yakın ara sokağa parketmemi önerdi. Ona geçen sefer o sokakta, önüne parkettiğim lokantacı tarafından sabah yedide uyandırılarak, arabamı almaya zorlandığımı, daha çay ve sigara içemeden sabahın sıfır yedisinde tam uyanmamışlık halimde, sanki yola çıkıyormuşum gibi giyinerek aşağı inip lokantacıyla kavga ettiğimi, seri küfürlerimden etkilenen lokantacının, karakolluk olma eğilimi gösterişini, sabahın yedisinde arabama başka bir park yeri bulmak zorunda kalışımı anımsattım. Anımsadı.
Bakalım bu sefer de Amerika'ya jest yapmak uğruna bizleri yakacaklar mı?
Sayfa 124·Kitabı okuyor
Kurtarılamayan Şaheser
‘’Ve genç şair iki sene dünyayı rastgele dolaştı.Bu sefer gördüğü şeyler onu hayretten hayrete düşürüyordu.Halbuki değişen hiçbir şey değil,sadece kendi görüşüydü.’’
Sayfa 33·Kitabı okuyor
ŞAPKA DEVRİM(!)İNİN KURBANLARI...
(...) Hâdise aslında, tıpkı 31 Mart’ta, Menemen’de, 28 Şubat’ta vs gördüğümüz tarzda bir “tertib” olarak başlıyor. Giresun’da bir adam sokaklara çıkıyor ve avaz avaz şapka giymeyeceğim diye bağırıyor. Alıyor ekip bunu: “Niye giymeyeceksin?” Cevab: “Çünkü İstanbul’daki Atıf Hoca ile mektublaştım, o dedi giyme diye…” Bunun üzerine Atıf Hoca‘yı alıp Giresun’a gönderiyorlar. Ama Giresun İstiklâl Mahkemesi bakıyor, ortada ne bir mektub var, ne tanışıklık, özür dileyip bırakıyor Atıf Hoca‘yı. Gelgelelim polis bırakmıyor. İstanbul’a getirip bir müddet kodeste tuttuktan sonra, bu sefer Ankara İstiklâl Mahkemesi’ne sevkediyor. Sene 1926… O sırada Erzurum, Rize, Giresun, Trabzon, Sivas, Maraş gibi yerler karışmış şapka yüzünden. Önüne gelen tutuklanmış. Hattâ yüzlerce kişi Türkiye’yi terkedip Suriye’ye yerleşmiş ki, bugün Şam’daki Kasiyun Dağı eteğinde kurulmuş bulunan “Türk Mahallesi”nde yaşar onların çocukları… Rize’yi Hamidiye zırhlısı topa tutmuş, neler neler olmuş… Ve sadece Atıf Hoca‘ya değil, şapka kanunundan dolayı her tutuklanana, ilk olarak, karıştığı olaydan önce “Frenk Mukallitliği”ni okuyup okumadığı soruluyor. Belli ki, olayın merkezine bu kitab konulacak ve Atıf Hoca, bütün ülkedeki kalkışmalardan sorumlu tutulacak… Nitekim öyle yapılıyor. Aynı dava dosyasına dâhil olmak üzere, sırasıyla Maraş, Giresun, Trabzon isyanları yargılanıyor. Hepsi “Frenk Mukallitliği” ile alâkalandırılarak, birçok idâm, birçok hapis cezasıyla sonuçlanıyor. Ve sıra Atıf Hoca‘da… Karşısında “Üç Aliler” diye bilinen, zamanın üç ünlü celladı, hâkim sıfatıyla bulunuyor. Birkaç kişi daha var aynı seansta: Yazar Tahirülmevlevî, kitabçı Abdülaziz, sahaf Mihran Efendi… Bunlar da “Frenk Mukallitliği”ni satmaktan yargılanıyorlar… Ve savcı Necib Ali mütalâa veriyor: __"Babaeski
GÖLGELER -Yaşadığımız Günler-I-, 1 Kasım 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
Reklam
Reklam