serap

... tuhaf birer yaratıktı insanlar;tekrarın tekrarlananın örtüsü olduğunu anlayamadan, aynı el sallayışların, aynı gülüşlerin, aynı yürüyüşlerin ya da aynı oturuşların içinden geçe geçe damaklarına bulaşan uzak bir serüven tadıyla dönüp dolaşıp aynı noktada yaşıyorlardı.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Belki de ikiyüzlü bir pencereydi benim gördüğüm; ondan geçen bakışın hangi taraftan geldiği hem görenin hem de görülenin yaşadığı duygulara bağlıydı.Üstelik ona ille içeriden ya da dışarıdan bakılacak diye keskin bir kural da yoktu, göz yetiyorsa aynı anda iki taraftan da bakılabilirdi.Hiç kuşkusuz bir pencereden eğilip bakan kendisini görürdü düş kadar yakın bir uzaklıktan...Ola ki şaşırırdı önce; bir yanıyla, yüz yüze geldiği insanın kendisi olduğuna inanmak istemezdi. Peki, ya pencerenin karşı tarafındaki; o inanır mıydı aslında kendisinin öteki olduğuna!
O her şeyin mutlaka bir iz bırakacağına inanıyordu, izsiz şey olmazdı; kuşların bile izi vardı gökyüzünde, sözcüklerin dişte, bakışların yüzde.Güvercin, tahta merdivenleri hiç çıkmamış, kümesin önünde yem tasını unutmamış, güneşli günlerde kağnı tekerleğine sırtını verip dantel işlememiş, pencere camına burnunu gömüp of çekmemiş ya da altın sarısı saçlarını sarkıtarak eğilip sokağa bakmamış gibi, ardındaki her şeyi silerek kaybolamazdı.Buralarda bir yerde izler olmalıydı, en azından onu iten ya da çekip götüren her neyse onun izleri ...Farklı eksikliklerin içine gizlenmiş bir fazlalık belki, bir eksiklik.Bu, bir boşluk bile olabilirdi.
Sayfa 44 - Everest yayınları·Kitabı okudu
İnsanlar genellikle dertlerinden kurtulmak için geleceğe kaçar; zamanın yoluna düşsel bir çizgi çeker, bu çizginin ötesinde o anki dert ve sıkıntılarının sona ereceğini sanırlar.
Yaşamanın çetin bir iş olduğunu daha önce de belli belirsiz duyumsamıştım zaman zaman . Şimdi ise kılı kırk yaran düşüncelere dalmak için karşıma yeni nedenler çıkmıştı. Tüm bilgilerde bir çelişkinin yattığı sezgisi bugüne kadar gönlümde hiç eksik olmadı. Çünkü yoksulluk içinde , zahmet ve meşakkat içinde geçti yaşamım , öyleyken başkalarına zengin ve şahane bir yaşam gibi görünüyor , hatta bana da öyle göründüğü oluyor bazen. İnsan yaşamı derin ve kasvetli bir gece gibi geliyor bana , ancak yer yer çakan şimşeklerin katlanılır kıldığı bir gece ; şimşeklerin ansızın baş gösteren aydınlığı insanın içine öylesine su serpiyor , öylesine bir harikuladelikle dolup taşıyordu ki, bir iki saniye süre bile yılların karanlığını silip atıyor ve bağışlatıyordu. Avuntudan yoksun karanlık, günlük yaşamımızın tüyler ürpertici kısır döngüsüdür. Sabahları niçin kalkılıyor yataktan, niçin yenilip içiliyor akşam oldu mu neden tekrar gidilip yatılıyor? çocukları, ilkelleri, sağlıklı genç insanları hayvanları bu önemsiz nesne ve etkinliklerin döngüsü rahatsız etmez pek. Düşünme denilen şeyin çilesini çekemeyenler sabahleyin yataktan kalkmayı kıvançla karşılar, yiyip içecek olmalarına sevinir, yeterli görür bunları durumun başka türlü olmasını istemez. Ne var ki, bu doğallığı elden çıkaranlar günün akışı içinde hırsla, gözlerini açarak gerçek hayatı yaşayacakları anları kollarlar ; öyle anlar ki çakı çakıvermeleri mutlu kılar insanı, bütün yaşamın anlamı ve amacına ilişkin tüm düşüncelerle zaman duygusunu silip atar. Bu gibi anlar yaratıcı anlar diye nitelenebilir çünkü Yaradan ‘la bir birlik ve beraberlik duygusunu insanda uyandırırlar ; insan böylesi anlarda her şeyi, başka zaman rastlantı gözüyle baktığı şeyleri bile bir istenci eseri olarak duyumsar. Mistikler, ‘’Tanrıyla bir olma’’