İslâm dünyasında dikkat çekici olan husus ise daha önceki işgal karşıtı mücadelelerin çoğuna ulema veya şeyhler önderlik ederken bağımsızlığa giden süreç ve sonrasını Batı'da veya Batılı tarzda eğitim almış asker ve aydınların idare etmesiydi. Zira nesiller boyu süren sömürge döneminde dindarlar kendi kabuklarına çekilmişler, dinî hassasiyetleri daha az olanlar ise çocuklarını sömürge okullarına gönderip iyi eğitimler almalarını sağlamışlardı. Dolayısıyla bağımsızlık hareketlerini bu kadroların yapması ve daha sonra devleti idare etmeleri olağandı.
"Müneccimlerimiz ilanı harp ve sünnet içın uygun zamanları bilirler. Şeyhler gayb alemine mahsus sırları, medrese alimlerimiz ise neyın günah neyin sevap olduğunu bilirler.
"Yüce padişah! Eğer bu saydığın bilginler sadece anlattığın şeyleri biliyorlarsa, onların pek fazla bir şey bildikleri söylenemez".
- "Neden?"
- "Çünkü bilgi tehlike ile ölçülür"
- "Ne demek bu?"
- "Bilgi doğru olmak zorundadır ve bilgin, hata yapmaktan ölümden korkar gibi korkar. Sizin bilginleriniz hata yapmaktan korkarlar mı?"
- "Doğrusu bundan pek emin değilim. Ama önce ne demek istediğini iyice anlat bana"
- "Şunu kastediyorum: Müneccimleriniz ya da medrese
hocalarınız bir hata yaptıklarında sözgelimi cezaya çarptırılırlar mı? Hata yapmaktan korkmuyorlarsa belki de hatanın cezasından korkuyorlardır".
- "Hayır. Onlar cezaya çarptırılmaz. Çünkü onlara bilgin diye saygı duyarız"
- "Oyleyse onların doğru düşünmeleri için yeterince şart
yok demektir. Çünkü onlar doğru düşünseler de düşünmeseler de nasıl olsa saygı göreceklerini, tehlikeye düşmeyeceklerini bildiklerinden hatadan da korkmazlar. Ama, mesela tüccarlar öyle mi?. Bu mesleğin adamları doğru düşünmedikleri anda iflas ederler. Benim gibi casuslar da hata yapar yapmaz yakalanıp asılırlar. İşte bu yüzden, hata yaptığı anda servetini, hatta canını kaybedebilecek olmayan insanların fikrine güvenilmez. Çünkü malı, canı, sevdikleri tehlikede olmayan biri doğru düşünemez.
Mustafa Kemal’in uzlaşmaz bir siyasi adam olduğu kanısı özenle işlenen ilkelerden biridir.
Oysa Mustafa Kemal Paşa, Bağımsızlık Savaşı sırasında içte ve dışta her türlü ittifakın peşinde koşmuş, olanaklı olduğu ölçüde bunları en geniş çizgide gerçekleştirmiştir. Toprak ağalan, şeyhler, tüccar, eşraf, âyan, sivil ve asker ‘bürokratlar’ sürekli ittifaklar yaptığı toplumsal katmanlardır.
“ Buradaki şeyhler, yılda birkaç kere müritlerini ziyarete çıkıyorlar. Müritleri de, karınca kaderince, şeyhe birer koyuncuk veriyorlar. Şeyh de bir bölgede topladığı koyunları başka bir bölgede satıyor… “
Beylerin başımıza getirdikleri, sağır dilsiz taşların başına bile gelmesin! Taşlar bile günah, benim babam! 'Egit Begler. şeyhler, mollalar, Taşnaklar çoktur; bir hafta gece gündüz anlatsan gene bitmez...
Bir defasında Hemedânî Hazretleri'ne:
-Bu devir geçer ve gerçek şeyhler ahirete göçerse selâmete ulaşmak için ne yapalım?" diye soruldu.
Hemedani -rahmetullahi aleyh-:
"-Hak dostlarının eserlerinden her gün sekiz varak (16 sayfa) okuyunuz." diye cevap verdi. Ferîdüddîn Attâr bu sözden ilham alarak Tezkiretü'l-Evliyâ isimli eserini kaleme aldı.