Ben olmadım. Ben hiç Zenci olmadım. Zenci yazdığımızda ya da bu şekilde telaffuz ettiğimizde ten rengi siyahi olan insanlara hakaret etmiş oluyoruz. Çünkü beyaz ırk, siyah ırkı aşağılamak için hep "pis zenci" demektedir. İngilizce telaffuzu ise Nigger. Sadece insanız hepimiz, rengin ne önemi olabilir? Basitçe giriş yaptım konuya, çok basit...
Daha önce Howard Zinn ‘in Hareket Halindeki Bir Trende Tarafsız Olamazsınız kitabına yaptığım incelemede ırkçılığı fazlasıyla işlemiştim. Derinlemesine yazabildiğim kadar yazmıştım.
Kitabın ana konusu ırkçılık üzerine de olsa, Boris Vian ‘ın çok değişik bir şekilde konuyu cinsellik üzerinden ele aldığına şahit oluyoruz. Ne okuyacağını bilmeyen bir okur için oldukça farklı bir giriş olacaktır, ben zaten filmini izlediğim için o konuda sıkıntı yaşamadım.
Georges Bataille ‘nin Gözün Öyküsü ‘de başlı başına cinsel sapkınlık üzerine kurulu olsa da, altından farklı bir konu çıkacak diye beklerken, pekte farklı bir konu çıkmıyordu. Baştan sona şiddetli cinsel motiflerin işlendiği bir kitap okuyordunuz. Daha iyi bir analizle tabi ki farklı şeyler çıkarılır lakin benim çok kafa yormadığım bir kitap olmuştu. Okudum ve kitabı konusu ile kitapta bırakmıştım.
Erich ScheurmannGöğü Delen Adam ‘da ise beyaz adamın dünyaya neler yaptığına şahit oluyorduk. Nasıl katlettiğine, ne kadar doyumsuz ve acımasız bir pislik olduğuna şahit oluyorduk.
Mezarlarınıza Tüküreceğim tam olarak cinselliğin sadece avı elde etmek için kullanıldığı, aslında amaca giden yolda her şey mübahtırın karşılığını
Bildiğiniz gibi Saklı Seçilmişler kitabında gıda ile ilgili nasıl kandırıldığımızı okuduk, bununla ilgili bol bol konuştuk, düşündük. Yiyecek tüketmek zorunda olduğumuz için elimizden hiçbir şey gelmedi. Kandırıldığımızı bile bile bu gıdaları tüketmek zorundayız.
Ancak bu kitapta bahsedilen ilaç konusunda yapabileceğimiz çok şey var. (Hayvanlara verilen antibiyotiklerin o hayvanın etini tükettiğimizde vücudumuza geçmesi dışında maalesef!)
Tabi kitapta baş aktör yine belli ROCKEFELLER!!!
Soner Yalçın kitap için baya çalışmış, araştırmış. Konuya "endüstriyel tıp" tarihiyle başlamış. Hastaya göre uygulanan tedavi yöntemlerinin nasıl yok edilip herkese uygulanan tek tip "endüstriyel tıp"ın hayatımıza nasıl dahil olduğunu okuyoruz. Bir nevi hepimizi tek yerden çıkan fabrika ürünü gibi algılanmasının nasıl başladığını ve nasıl büyük bir PAZARA dönüştüğüyle karşımıza çıkıyor kitap.
Hepimiz durumun farkındayız aslında, doktora gideriz, grip olduğumuzu söyleriz ve doktor bize o dönemde hangi ilaç revaçtaysa doktor düşünmeden hepimize aynı ilacı yazar ve gönderir. Biz ilacın yan etkilerini sormayız, içeriğinden haberimiz bile yoktur.
Ayrıca şöyle bir durumu öğreniyoruz kitaptan yan etkiler hemen kendini göstermiyor. Uzun süre sonra çıkan yan etkileri ilaç şirketlerinin bile bilmediğini okuyoruz.
Nasıl mı?
İlacı pazara sokabilmek için yapılan iğrençlikler çok net bir şekilde ve kaynaklar gösterilerek anlatılmış. İlacı onaylattırmak için dağıtılan paralar (bu paraları alan doktorlar) deneylerin kısa sürmesi ve deneyler sonrası raporlarda yapılan değişiklikler. Zaten bunlar ilaç kullanımını sorgulamak için yeterli nedenler.
Konunun siyasi kısmına hiç değinmek istemiyorum, kitabı okuduğunuz zaman ne kadar çetrefilli olduğunu kendiniz