Şöyle ya da böyle olmak elbette kendi elimizde. Bedenimiz bahçemizdir, irademiz de bahçıvanı. İster ısırgan dikersin, ister kekik; istersen hıyar yetiştirir, kabak ekersin. Bahçeni ya tek bir bitkiye ayırabilirsin ya da bir sürü çiçekle doldurabilirsin, yeter ki sen iste! Bahçenin kısır kalması da senin elinde; verimli, bakımlı olması da. Bunların hepsini yapmak irademize bakar. Neyse ki duygularımız mantığımızla dengelenmiş. Yoksa damarlarımızdaki şu azgınlık, içimizdeki şu şehvet düşkünlüğü bize ne oyunlar oynardı. İyi ki mantık denen bir şey var da, kuduran isteklerimizi, bedenimizin iğnelenmelerini, dizginsiz tutkularımızı bastırabiliyoruz. Senin aşk dediğin şey, işte bu tutkularımızın bir uzantısı, bir sürgünü.
Yoksul olup haline şükreden insanın, kendi de zengindir, gönlü de. Oysa zenginliği sınırsız olduğu halde, her an yoksul düşme korkusuyla yaşayanın, bir kış kadar yoksul hayatı vardır.