Bir tabak yemekle fazla fazla doyacak insanın bu doyma ihtiyacını çorbalar, başlangıçlar, ara sıcaklar, mezeler, ana yemekler, salatalar, tatlılar, çeşit çeşit içeceklerle uzun, karmaşık, gereksiz, bana çok anlamsız görünen bir geçide çevirmesini, sofraya oturmanın da sofradan kalkmanın da bir ayin havasına dönüştürülmesine ve bu yüzden sofrada çok fazla vakit geçirilmesine bağlıyorum. İster bir çekirdek ailenin günlük sofrası olsun ister büyük bir davet yemeği, insanların sofrada altı üstü bir yemek için bu kadar vakit harcaması bana çok hayret verici geliyor. Fakat harcanmasına asıl üzüldüğüm vakit, hiç görünmeyen, yemekle birlikte tükenen emek, o yemekleri yapan, sofraya getirip götüren, bulaşıkları yıkayanların vakti ve enerjisi. Çeşit çeşit yemeklerle donatılmış bir sofraya oturduğumuzda, o sofrada bir kadını, kadınları kurban ettiğimizi, yediğimiz şeyin kadının hayatının kendisi olduğunu düşünüyorum.
“Önemli olan yemek değil. Aileler, dostlar, sohbet etmek için masada bir araya geliyorlar.” diyebilirsiniz. Eğer öyleyse, insanlar sohbet etmek, birlikte vakit geçirmek için, kadını kurban etmedikleri zeminler bulmalılar kendilerine.