"Türkiye'de rakı içerken kadehi önce sofraya vurur sonra diğer kadehler ile tokuştururuz. İki nedeni var; öncelikle sağlıklarına içtiğimiz ancak sofrada olmayan ve sevdiğimiz kişileri anmak için. 2. nedense rakının insanı konuşturmasından kaynaklanır. Kadeh sofraya vurulursa gizlilik yemini edilmiş demektir. O sofrada konuşulacak her konu, o sofrada kalacaktır. Rakı insanı soyar, sarhoş sofradan çıplak kalkandır ama sofranın adı "rakı sofrası"dır, yani çıplaklar kampı. Şerefinize!"
1000Kitap
+1
Bir tabak yemekle fazla fazla doyacak insanın bu doyma ihtiyacını çorbalar, başlangıçlar, ara sıcaklar, mezeler, ana yemekler, salatalar, tatlılar, çeşit çeşit içeceklerle uzun, karmaşık, gereksiz, bana çok anlamsız görünen bir geçide çevirmesini, sofraya oturmanın da sofradan kalkmanın da bir ayin havasına dönüştürülmesine ve bu yüzden sofrada çok fazla vakit geçirilmesine bağlıyorum. İster bir çekirdek ailenin günlük sofrası olsun ister büyük bir davet yemeği, insanların sofrada altı üstü bir yemek için bu kadar vakit harcaması bana çok hayret verici geliyor. Fakat harcanmasına asıl üzüldüğüm vakit, hiç görünmeyen, yemekle birlikte tükenen emek, o yemekleri yapan, sofraya getirip götüren, bulaşıkları yıkayanların vakti ve enerjisi. Çeşit çeşit yemeklerle donatılmış bir sofraya oturduğumuzda, o sofrada bir kadını, kadınları kurban ettiğimizi, yediğimiz şeyin kadının hayatının kendisi olduğunu düşünüyorum. “Önemli olan yemek değil. Aileler, dostlar, sohbet etmek için masada bir araya geliyorlar.” diyebilirsiniz. Eğer öyleyse, insanlar sohbet etmek, birlikte vakit geçirmek için, kadını kurban etmedikleri zeminler bulmalılar kendilerine.
1000Kitap
Reklam
Işte pazar günleri...
Avrupalıları, Amerikalıları dinsiz derler. Size bir hakikat daha söyleyeyim mi? Dünyada din ile en az mukayyed olan bir memleket varsa o da bizim memleketimizdir. Bugün Cuma olduğu halde Kastamonu’nun en şerefli bir camiinde görüyorsunuz ya, kaç saflık cemaat bulunuyor! Dünyanın en ma’mur, en müterakkî, en yeni memleketi olan Berlin’de pazar günü büyük kiliseler hıncahınç doludur. Hem kiliseleri dolduran cemaati avamdan ibaret zannetmeyiniz. Bütün kibarlar, zenginler, milletin münevver dediğimiz tabakasına mensub adamlar. Temiz temiz giyinmiş halk, bu cemaati teşkil eder. İngiltere’ye gidiniz, şâyet cumartesi gününden etinizi, ekmeğinizi tedarik etmezseniz Pazar günü aç kalırsınız. Çünkü kıyamet kopsa, dinî bir gün olan pazar günlerinde hiçbir dükkânı açtıramazsınız. İngilizler duasız sofraya oturmazlar, duasız sofradan kalkmazlar.
Sayfa 171·Kitabı okudu
Kim sofradan kalktığında, sofraya otururken sahip olduğu iştaha sahiptir? Atlardan hangisi sıkıcı adımları bir daha ve bir daha yeniden aynı heyecanla atmak ister? Sahip olunan hiçbir şey ona sahip olmadan önce duyulan istek kadar büyük bir tutkuyla sevilmez.
Sayfa 58 - Felsefe Kulübü·Kitabı okudu
Edebiyat
Salavat, Makam-ı Mahmud ilişkisi
Nebiyy-i Zîşânın (a.s.m.) makam-ı mahmûdu İlâhî bir mâide ve Rabbânî bir sofra hükmündedir. Evet, tevzi edilen lütuflar, feyizler, nimetler o sofradan akıyor. Resul-i Zîşâna (a.s.m.) okunan salâvat-ı şerife, o sofraya edilen dâvete icâbettir.
Din
Anne, baba ve kutsal çocuk olarak o korkunç sofraya devamlı oturacaksındır. O yemek yenecektir. O yemek bitecektir o konuşmalar harfi harfine yapılacaktır. Ve sen sonra o sofradan kalkacaksındır.
Sayfa 12
Reklam
Reklam