• 536 syf.
    ·Beğendi·9/10·
    ...
    "Sen öyle çağırmasaydın, ben böyle gelmezdim
    Ben böyle çağırmasaydım, sen öyle gelmezdin" diye seslendi Zehra.
    ...
    Nazan Bekiroğlu' nun okuduğum ilk ve tek kitabı. Şimdiden kalemini çok sevdiğim yazarlar arasında yerini aldı bile.

    Olaylar Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-Bakü arasında sık sık geçmişle gelecek arasında bağlantı kurularak, güzel betimlemelerle harmanlanmış enfes bir eser.

    Settarhan, Zehra, Azam, İsmail, Büyükhanım, Sofya, Mirza Han, Piruz, Hacıbey ve adını unuttuğum bol karakterle yazılmış, bir çırpıda okuyacağınız ve uzun süre peşinizi bırakmayacak harika bir eser. Savaşı, aşkı, acıyı, ihtilali ve dönemin gerçeklerini çarpıcı bir dille aktarmış yazar.

    Zehra ve Settarhan'ın başka coğrafyalarda doğup, büyümeleriyle birleşen kaderlerini,mücadeleleri,savaşı ve daha nicesi. Özetle okuyun,okutun.
  • 536 syf.
    Nazan Bekiroğlu'ndan okuduğum ilk kitap.
    Gerçek bir hikayenin kurguyla birleşmesi neticesinde adeta nakış nakış işlenmiş bir roman. Öyle muazzam, öyle sıcak , öyle içten ...

    İyi dostlar biriktirdiyseniz, asistanı olduğu yazarın kitabını bir gün sürpriz bir şekilde imzalı olarak size hediye olarak gönderiverir. Bu mutluluğun tarifi yok. Hele ki kitaplara sığınmışsanız.

    Nazan Hanım halen Karadeniz Teknik Üniversitesinde akademisyen olarak görev yapiyor. Edebiyat menşeyli bir yazar. Birçok kitabı var. Nar Ağacı kitabında kurgulayarak işlediği hikaye, dedesi ve annennesinin kendi deyimiyle" iki ırmağın" bir araya gelişini üç farklı zamana yolculuk yaparak kaleme aldığı hikayedir .
    Kendinizi ,Kâh Trabzon'da kâh İran'da, kâh Tiflis'te, kâh Rusya'da, kâh bir savaşın ortasında, kâh bir tehcire şahit olurken bulacaksınız.
    Kitapta adı geçen tüm yerlere Nazan Hanım bizzat giderek görmüş ve bunu kitabı okurken çok net anlayacaksınız.

    Hikâye, Nazan Hanım'ın , çalışma masasında otururken masasında bulunan çerçevenin içindeki fotoğrafın çekildiği zamana giderek. Bir nevi zamanda yolculuk. Tek farkla. Yaşadığı zamanın şuuruyla fotoğraftaki zamana gider. Her şeyin farkında ,her şeyi biliyor olarak.
    Settarhan'dan kalma bir teneke kutuda bulunan bir mektup,bir yüzük ve birkaç fotoğraf... İşte romanın kilit noktası bu kutu.

    Üslûbu harika. Tabii yazarın mesleği gereği arada edebi bilgiler, eski kelimeler sizi karşılayacak.
    Zehra ve Settarhan'ın birbirine akıp birleseceği zamanın gelişine tanıklık edeceksiniz.
    Kâh yüzünüzde tebessüm,kâh yüreğinizde sızı, gözlerinizde nem size eşlik edecek.

    Aralarda öyle cümleler var ki adeta zamansız. Bundan elli yıl sonra okusanız yine yaşanan durumu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serecek.

    Kelimeleri ustaca bir araya getirerek olusturduğu cümlelerde bulunan betimlemeler muhteşem. Ben bayıldım.
    "Merak, zamanı gelmiş bir katmer gibi açılıyor içimde ."(s.14)
    "Kendi bedenini gören bir ruhum ben şimdi."(s.396)
    "Ah Settarhan! Benim saf, dünyadan bîhaber, kanayaklı ama kendisini dünyanın bütün gailesinin ortasında buluveren dedem. Azam'ın kazazedesi, Sofya'nın kafası karışık âşıkı, Tebriz- Tiflis- Batum- Bakü hattında tacir; yanık, kavruk, yaralı ama bir o kadar da hayat dolu..."(s.506)

    " Bir tarafım hep kırık kalacak belki ama ihtimal bir kafiye tutturabiliriz. Bütün yorgunluklarımızın yekdireğinde dinlendirebilir, birbirimize sığınabilir, iki ayrı ırmağın delicesinde değil bir ırmağın derininde akabiliriz. Yeniden diyebiliriz." (S.508)

    Nazan Hanım'ın naif ,içten ,sıcacık cümleleri arasında kaybolurken keyifli okumalar...
  • Onun hissettiği, ikisinin arasında, ne aşk ne de dostluk olan bir şey, adı olmayan üçüncü bir duyguydu. Aşk kadar yıpratıcı, bencil, kaprisli ve kıskanç olmayan ama dostluk kadar da sakin akmayan, gerilimli bir ilgi. Herkes kendi hayatında ama yekdiğerinin hayatına da dâhil. Görünmez bir anlaşma imzalanmıştı aralarında. Kimse kimseyi mülk edinmeden, Sofya'nın sevdiği kelime ile "özgür", ama birbirine de ait; en uzak oldukları zamanda ve mekânda bile böyle.
    Nazan Bekiroğlu
    Sayfa 423 - Timaş
  • 536 syf.
    ·8 günde·9/10
    Trabzon ve Tebriz'de birbirine doğru akan iki ırmak..
    Settarhan ve Zehra...
    Bir bütün olabilmek için çekilen onca çile..
    Kader, kısmet, tevafuk..
    Muhteşem bir kurgu, öğrenilen tonlarca bilgi ve içe işleyen iki yürek.
    Settarhan ile Zehra’nın hikayesinden geriye dönüşle; Settarhan, Zehra, Azam, Sofya, İsmail, Büyükhanım, Hacıbey, Mirza Han, Piruz, Celil Hikmet ve biraz daha geri planda kalan birçok karakterle oluşturulan, aşkı, acıyı, savaşı, ihtilali, kötülüğü, dönemin gerçeklerini anlatan bir eser.Okurken duygulanıp ağlamamak elde değil..
  • “Yeterki beni boşluklarına doldurmaya kalkma ve bir başkasının yerine koyma”

    Settarhan-Sofya
  • 536 syf.
    ·35 günde·Beğendi
    Nazan Bekiroğlu‘nun üslubuna hayran olanlardan biriyseniz bu roman da diğerleri gibi akıcı, sürükleyici ve bir o kadar da ilgi çekici. Nazan Bekiroğlu’nun ele aldığı konulardan ziyade üslubu her zaman benim ilgimi daha çok çekmiştir. Edebi birikimini -denemelerini bunun dışında tutmadan söyleyecek olursak- romanlarına bu kadar güzel yediren nadir şahsiyetlerden bence.

    Romanda olaylar Trabzon – Tebriz – Tiflis – Batum – Bakü – İstanbul hattında geçiyor. Settarhan ile Zehra’nın hikayesinden geriye dönüşle; Settarhan, Zehra, Azam, Sofya, İsmail, Büyükhanım, Hacıbey, Azam, Mirza Han, Piruz, Celil Hikmet ve biraz daha geri planda kalan birçok karakterle oluşturulan, aşkı, acıyı, savaşı, ihtilali, kötülüğü, dönemin gerçeklerini anlatan bir eser. Okurken duygulanıp ağlamamak elde değil. Taşına toprağına kurban olduğum ülkem. Şiddetle tavsiye ederim!!!
  • 536 syf.
    ·105 günde·Beğendi·10/10
    Bitirdim, sonunda. Kitap bitti, ben de bittim. Uzata uzata okuduğum, bir türlü bitirmeye gayret edemediğim bu romanı okuyamamın sebebi kitabı beğenmemem değil, çok fazla beğenmemdi. Sanki her cümle hızlı okudukça kayboluverecek, sanki kitap hızlı okuyunca benim için sıradanlaşıverecekti. Kıyamadım okumaya. Bugüne kadar okuduğum en iyi romanlardan birisi olarak zirvede yerini aldı. Gerek Nazan Bekiroğlu'nun o özüne kurban olduğum betimlemeleri, gerek kurgunun harikuladeliği derken, kitaba yüreğimi verdim. Zehra'ya geçtikçe aklım Settarhan'da, Settarhan'a geçtikçe aklım Zehra'da kaldı. Sonlara doğru dayanamadım, oturup bitirdim. Kitabın içerisindeki her karakter mükemmeldi. Her olay ayrı bir güzelliğe sahipti ve sanki her şey olması gereken şeklindeydi. Büyükhanım, İsmail, Settarhan, Zehra... Dayanamıyorum, ne güzel karakterler bunlar, ne güzeller her biri. Her birine teker teker aşık oldum. Sanki ben de gittim Tebriz'e, Bakü'ye, Settarhan'la birlikte her yere. Sanki ben de vardım Zehra bulutlara bakarken, İsmail'in defterini Zehra'nın omzunun üzerinden okudum sanki. Bu hikaye, beni içine hapsetti. Şuncacık kitabın içine girdim ve kendimi kitapla, kitabı kendimle bütünleştirdim sanki. Şimdi Settarhan'ın çayı gibi çay içebilsem. Şimdi Büyükhanım ile avluya otursam. Trabzon sokaklarında koşarken eşlik etsem Anlatıcı'ya. Hatta Azam'la birlikte otursam o düğümler atarken. Sofya'nın resimlerinin nasıl olup da Settarhan'a döndüğünü öğrensem. Alsam onları karşıma, dizimi büküp otursam, hikayeyi sürekli anlattırsam. Sanki hiç sıkılmayacağım.