• Allah Teala , Kur'an i Kerim'de daha çok ana esaslardan ve kaidelerden bahseder. Ara ara da cüzi meselelere girer. Kuran daha çok usûl , sünnet ise o usûl üzerine ibtina eden tebyîndir.
  • Kur'an-ı Kerim'i dünya ve ahiret mutluluğunu kazanma yollarını gösteren hidayet rehberi olarak gönderen Allah, onu duyurma ve açıklama (tebliğ ve beyan) görev ve yetkisini de elçisi Hz Muhammed'e vermiştir. Tebliğ görevinin sonucu Kitap, beyan yetkisinin neticesi de Sünnettir.
  • ŞEHÂDET,

    Kur'ân-ı Kerîm'de:

    "Ey iman edenler!..
    Allah için hakkı ayakta tutan (Hâkimler, insan)lar,
    adâletle şâhidlik eden (Kimse) ler olun“
    emri beyan buyurulmuştur.

    Şehâdet;
    başkasına âid bir hakkı, kat'i bilgiye dayanarak,
    kazâ'nın (Yargı'nın) sıhhati için ihbar etmektir.
    Zannetmek veya tahmin etmek, şehâdet değildir.

    Zirâ Allah Rasulü (sav):
    "Eğer güneş gibi gördüysen şehâdet et,
    aksi takdirde yapma" emrini vermiştir.

    Şehâdet, iyice görüp anlama manasına gelen
    "Müşâhede'den" türemiştir"
    Şehâdet;
    Kur'ân, sünnet ve icma ile sâbit olan,
    kazâ (mahkeme) işlerinde delil kabul edilen bir ameldir.
    "Bir kimsenin, bir şahısda bulunan hakkını almak için,
    belirli lâfızla, hâkimin huzurunda ve hasmın muvâcehesinde vâki olan doğru ihbara şehâdet denir"

    Fıkıh günlükleri,
  • Bilginin İslamileştirilmesi kavramının detaylı olarak incelendiği bu kitapta ;
    Öncelikle İslam toplumunun başladığı ilk günden itibaren nasıl bir gelişmeyle devam ettiğini ve her dönem farklı kültürel kimliklere girdiğini ve yenilenerek geliştiğinden dem vuruyor. Lakin Koskoca İslam medeniyeti de ister istemez beşeri etkenlerle 17. yüzyıldan sonra sömürülmeye başlanıyor. ( İslam değil İslam'ı yaşadığını sanan toplumlar ! ) Özellikle Ortadoğu. Ekonomik nedenler bu sömürülmenin başında geliyor tabi ki.
    Velhasıl, İslam'ın modernleştirilmesi çalışmaları başlanıyor ve en önemli temsilcisi İsmail Raci Faruki. " Bilginin İslamileştirilmesi " kavramını açıklayan bu teori "modern düşüncenin doğru hususlarını, Kur'an-ı Kerim, sünnet ve sahih geleneksel düşüncenin verileri ile birleştirerek şekillendirmek ve bir kalıba dökmektir " ile tarif edilirken bir çok âlim tarafından türevleri ileri sürülüyor ve eleştiri de alıyor pek muhtemel.


    Fakat aydınlatıcı bulduğum modernleşme ilkeleri; öncelikle eğitim sisteminde temelden tevhid ve hakikat eğitiminden sonra beşeri bilimlerin verilmesi ve böylelikle toplumumuzda İnaç bütünlüğü ile kişiler yetiştirilirse zaten ele alınan her bilim islami bir bilim olarak değerlendirilecektir. Buna örnek olarak da " müslüman bilim adamının, kevni düzeni akıl yoluyla elde ettiği bilgi ile vahiylerden elde ettiği bilgiler arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü her ikisinin yazarı da Allah'tır. "

    Yani bilgiler vahiy ve bilimsel bilginin uzlaşmasıyla islamileştirilir...
  • Not:Önceden okuduğum kitabın bıraktığı hislerin tazelenmesi vesilesi ile yaptığım araştırmalara dayanarak Ramazan'in feyzinden de istifade ederek incelemesi
    guncellenmesi gereken,gecistirilmeyecek bir kitaptı.

    İffet-i Kalp...Hz.Meryem annemizle tanistigimi düşündüğüm aslında hiç de tanımadığım o guzide hayatına konuk olmak,kendisinin hayatından hayatımıza köprü kurmak,Hz.Meryem'i (ra) anlamak gerçekten hüzünlü bir o kadar da çileli yolculuktu.Bir o kadar da çektiği onca imtihanlara rağmen
    sarsılmaz,sadakatinden taviz vermez ,Iffetli bir duruş Hz.Meryem ...

    Geçenlerde Kur'anı Kerim'le ilgili yapmış olduğum hissiyatimda "ayetlerin bizim kalbimizde de ayetlesmesi ",elbette ki verilen mesajların hayatımıza ışık tutması,hayatımızda muhakkak yansimalarinin oluşu konusunun altını çizmiştim.Bu sene,geç de olsa Kur'an'ı anlamaya çalışırken bu ölçüyü dustur edinmeye çalıştım kendime.Ancak anlamaya çalışırken yine Rabbim'in belirlediği ölçüler dışına çıkmadan,eklemeden ,manayı eksiltmeden,farklı yorumlara çekmeden,fabrika ayarları misali fitrat ayarlarını değiştirmeden anlamamız şart !!! Yani peygamberin sözlerinin bile karismayacagi derecede korunmuş bir kitaba ;namaz,ahiret ,sünnet,kurban vs.gibi konuları şu an nefsimize ağır geliyor diye inkar etmek kafamizdaki inanmak istediğimiz formatin içine sigdirmakla, batılı hak ,hakkı da batıl gösteren aldaticilarla bir de hakkı ve batılı birbirinden ayird edemeyenlerle,kalbindeki kirle başka şeyler arayanlarla,muslumanlari köşeye sıkıştırmak için kendilerine göre hüküm cikaranlarla,hakikate muhatapliklari olmayanlarla elbette ki "Hakikat"in üstü ortulemez.Gözünü kapayana veya kapatmak isteyenedir gece.Hakikat sönmez ve sondurulemez mesalesiyle haykırıyor adeta kulaklarını tikamayanlara.O yüzden gerçekten Kur'an'in hidayete çağırması,hatırlatıp donusturmesi,sapkinliklari gidermesi için elimiz ve yuzumuzle beraber kalbimize ve beynimize abdest aldirmamiz öylece "Oku"mamiz şart !!!

    Ilahiyatçı veya bu konuda yetkin birisi değilim sadece inancımı yaşamaya çalışan,araştıran ,merak duyan birisiyim.Kamer Süresi 17.ayette "Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?" diye buyuran Allah,elbette ki Kur'an'in anlaşılmaz bir kitap olmadığına dikkatlerimizi cekiyor.Zikir burada arastirmalarima dayanarak hatırlayıp dönüşüm yaşayalım anlamındadır.Kur'an'in Arapça olarak indirilmesi 5 yerde geçiyor.Yusuf 2.ayet ,Rad 37.ayet,Taha 113.ayet,Nahl 103.ayet ve Zuhruf 3.ayette olmak üzere Kur'an'i anlayasiniz diye ,akıl edesiniz diye düşünüp gerekli dersleri alırsınız diye 5 yerde Arapça indirdik diyor Allah.Kur'an ifadelerinin kapsamlı olması için ,az sözle çok manalara gelen vecih bir belagata sahip Arapca'yi seçtiğini söylüyor Allah.Zaten düşünsenize Allah anlamadigimizi neden göndersin ki?Efendimiz (sav)'in her dilde ayrı ayrı alt yazı geçmesini mi bekliyorduk ?Yakınlık sagladikca hasr nesr olabiliriz ancak.Arabayı ilk defa kullanmaya başladığınız zamanları hatırlarsanız debriyaj nasıl da kabus olmuştu.Neyi ilk defa hemen öğrendik ki?Hoş,hala cesaretim yok ama yakınlık kurdukca,temas ettikçe,kullandıkça zor gibi gördüğünüz aşılmaz badireler gün gelecek asinalik kazandikca kendisini açacak, kolaylasacaktir.Evet elbette ki anlayamadigimiz yerler olacak.Ramazan'da anlamak için meal okuyunca yine bi daha anlamlandiramadigimda teknolojinin nimetlerinden istifade etmeye çalışarak anlayanlarin,bu konuda yetkin insanların kapısını çalmaya ,araştırmaya devam ettim.Elbette ki hala daha çok eksiklerim var.Biraz da benim istekli olmam gerekiyor.Meal de tek başına yeterli olmayabilir anlamak için.Inş ilk hedefim tefsir endeksli Kuran okumak olacak.Talebe budur zaten ilim talep eden.Yetersiz kaldığımız yerlerde başkasının kapısını calabilmeliyiz,anlayan birisini bulmakla mukellefiz zaten.Biraz emekle Ingilizce makale ,film nasıl anliyorsak,başkalarının düşüncelerini onemsiyorsak,arastiriyorsak bu kadar özel sadece bir tane kitabımız var.Biraz gayret şart!!!

    Hz.Meryem validemize gelince Kur'anı Kerim'de ismiyle zikredilen tek kadın.Kur'an'da 34 defa ismi geçiyor.Babası İmran'ı doğmadan kaybediyor.Annesi Hanne validemizin kabul olunmuş duası aynı zamanda Hz.Meryem .Hanne validemizin nefsin ve şeytanın caydırıcı etkisinden azade olarak,her türlü sosyal baskıdan azade olarak ,tüm kayitlardan azade olarak "hür iradesiyle"adadigi o dönemde adanmislarin en güzeli ,kabullerin en güzeli Hz.Meryem.O dönemler mabede sadece erkek çocukların adandigi için olsa gerek kız olarak doğuşunu şaşkınlıkla karşılayacak Hz.Meryem."Rabbim! Ben kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir."Hanne validemizin erkek çocuk beklentisine karşı Allah,ona istediğinden daha hayırlısını ve daha güzelini vereceğine işaret edecektir.


    Hz.Meryem validemizin elbetteki hayatına tek tek kronolojik olarak değinmeyeceğim.Sadece beni çok etkileyen,kalbime giren noktalara değinmek istiyorum.Kur'an'da detaylı olarak yer verilmiş zaten.Hz.Meryem validemizi anlamaya ,tanımaya çalıştıkça,gönlümde aradığım hakikat gelip bana ulastikca,kalp aynama yansıyan akisler vesilesiyle bir bulmusluk hissinin sukraniyla Meryemlesebilmenin kaynağına yonelmeye çalıştım.

    Zordu Meryemlesebilmek .İnsan tanımadığı kişinin haliyle de hallenemiyor ya.Önce tanımak gerekirdi.Tanıdıkça sevmek ,sevdikçe yakınlaşmak,hallesmek,hallestikce Meryemlesebilmek ...Hz.Meryem validemizin hayatı içine dünyalari sigdiran kelimeler misali anlamı ve muhtevasi derin bir insan.Rabbi Meryem'i güzel bir çiçek gibi yetiştirdi ;O'nu Zekeriya 'nin himayesine verdi (Ali İmran /37 ) ayetinde olduğu gibi bir tohum olarak mescidin bağrında sumbulleserek saflasma,
    billurlasma,kullukta derinlesme dönemlerinde toprağın altında demlenerek sabırla cileyle yogrulmustu Hz.Meryem.Çiçek gibi narin,çiçek gibi hassas,çiçek gibi özel bakim gerektiren,çiçek gibi soldurmamak için,bir çiçek gibi yetiştirilmesi için çok özel ve çok hassas bir bahçıvanin nezaretine verilecek, Hz.Zekeriya'nin(ra) nebevi ikliminde neşet edecektir Hz.Meryem.Daha sonra Hz.Zekeriya (ra) ,Meryem validemizi ziyarete gittiğinde meyveler görecektir .Ama öyle meyveler ki yazın kış meyveleri ,kışın da yaz meyveleri görecektir.Hayret edip Meryem validemize soracaktir, bu meyveler nereden geliyor ? Hz.Meryem de Kur'an'daki satırlarda geçen
    "Muhakkak ki Allah dilediği kimseye hesapsız rizik verir "(Ali İmran /37) cevabını karşısında hayranligini ve ümidini gizleyemeyecektir.Hz.Zekeriya henüz daha oradayken evlat isteme talebine karşısinda kabul olacaktı duası.Rabbim diyecekti saçlarım beyaz ,kemiklerim gevşemiş ,karım kısır olduğu halde mi? şaşkınlığını gizleyemeyecekti."Hesapsız Rizik" diyecekti Rabbim,O istesin yeter ki tüm sebeplerin katı kalıbını yıkacak ,sebeplerustu ihsanlarda bulunacakti.Niye bilmiyorum gözlerim yaşla doluyor.Yakınlık ,tanisiklik ağlatıyor demek ki.Hani yazar da diyor ya "Kader konuşunca dua beklermiş" diye tüm bekleyislerimize Rabbim istesin demek ki ne kapılar aralayacakti bizim için.


    Bir sıfatı da Betül olan yani tertemiz olan ,hayallerine bile günahın bulasmadigi Hz.Meryem validemiz türlü türlü cenderelerden öyle çileli bir dönem gecirecekti ki.Tüm iftiralara,hakaretlere aldırmadan "Suskunluk orucu" tutacakti ve besikteki bebek olan Hz.İsa'yi işaret edecekti.Dil susmalı ki kalp ;beden susmalı ki ruh dile gelmeliydi Hz.İsa'nin konuşmasıyla.Değil mi ki kalp kelamini duymak için dil kelamini terk etmek gerekiyordu.Yazarın deyimiyle kelama gelmeyen duyguların dildeki kelepcesiydi sükut.

    Hz.Mevlana'nin ifadesiyle "Nefis susmalı ki ,Ruh İsa'si konuşabilsin".Nasıl derin ,incelikli bir mana değil mi?En sıkıntılı,en zor zamanlarımızda bile susabilmek.Bazen susmak ve hakikate sözü verebilmek.Sebeplerin susup bakışların Allah'tan nida beklemesi.Insanlara karşı yeri geldiğinde susmak ama Allah'a karşı konuşmak.Kalbinizi; oturması gerekmeyen tüm batillardan arindirarak adeta oruç tutarak "sakindirma ameliyesi" ile kalbin iffetini sağlayarak,hakikati icinizin tüm iskemlelerine oturtarak hakikate sözü verebilmek ...Kucağındaki Isa'yi suskunluk orucu tutup buyutmesini söylüyordu Allah.Sen bırak iyiliklerin konuşsun diyordu adeta Allah.Sen büyüt iyiliği diyordu adeta yemene ,içmene bak; Allah gün gelecek kucağında tuttuğun imtihanini hakliligini ve doğruluğunu ispat eden "ses"e donusturecek,göz aydınlığın olacaktır diyordu Allah.

    Efendimiz'in (sav) mukaddes beyaniyla; Rablerine en yakın olanlar hep en ağır sınananlardı.Sebeplerustu bir doğuma hamilelikle mujdelenince; "Keşke bu iş başıma gelmeseydi de ben olseydım ;adi sanı unutulup gitmiş biri olsaydım " ifadesi ile tüm sebepler sımsıkı sıkıstırdıgında, o boğucu atmosferden "La Tahzen/ Tasalanma"ayetiyle sükunet bulacaktı duyguları Hz.Meryem'in...

    Hakikatli cümleler kurmaya çalıştıkça ,uyarıcı ve hatırlatıcı olmaya çalıştıkça bitmeyecekti Hz.Meryem'in çileli dönemi.Hz.İsa'ya peygamberlik verilmesi ile hayatının en zorlu dönemini geçirecekti.Iftiralar atılacak,camurlar sicratilacak ,hircinlik ,öfke kusacak ,can yakacak ,kan kusturacaklardi.
    Hz.Yahya'nin ölümüne şahit olacak.Kavmi onu himaye ve terbiye eden Hz.Zekeriya'nin testereyle bicip kan dokecekti.Bundandır yazar unutulmasın diye yüreğimize ızdırap tohumunu ekecek ve diyecekti ki "Her kim ki zikrinde Zekeriya peygamberin testere sesini duymazsa o zikir kisirdir" ayni sanciyi paylasmamizi isteyecekti belki de.Hz.Meryem'in tüm cektiklerine binaen en büyük çilesi insanların imansizliklari ve hakikat karşısında diz kirmiyor oluslariydi .

    Yazarın ifadesiyle "Hz.İsa dünyaya tutunmadigi için dünya onu tutamadı,bedeni de dünyada kalmadı ...O ,göklere süzüldü..." kıyamete kadar sırrın tasiyiciligini yapacaktı Hz.Meryem.Midenin menfaatin insanları ve fertleri yuttugu bir zamanda kötülüklerden uzaklaşarak ,kapiciya fazladan bahşiş verip simartmayarak,
    Allah'a yakinlasarak ,günahın agirliklarini atarak yukselebilir ,ruhumuzu ozgurlestirebiliriz bizler de .

    İffet-i Kalp...Ismin güzelliği elbette ki tasiyicisindan geliyordu.Kalbin iffetini tüm nezahetiyle,anneligiyle,
    kulluguyla,sabriyla taclandiran
    Hz.Meryem.Mükemmel bir üslubu var ,damaklarimizda hiç bitmesin dercesine tarifi imkansız hoş bir tat bırakıyor.Nuriye Celegen gönlümün yazarı olarak daha önce okuduğum Aşk-ı Sükun kitabında olduğu gibi yine yanıltmadı beni.Kimi zaman huzunlendiren,kimi zaman kendi yasayisinizi sorgulattiran,kimi zaman Meryem ahlaklı bir anne olamayisimizin verdiği inkisar ,onun gibi ahlak eksenli evlatlar yetistirememenin verdiği hüzünle farklı lezzetler barındıran her bir sayfasının altı çizilmesi gereken bir kitap...
    https://m.youtube.com/watch?v=4a5yyudODn4

    Keyifli okumalar .. .
  • "Bana Kur'an yeter!"cilerden beni sevdiğini söyleyen biri, kendisi Hadisleri kabul etmeyerek doğru yolu bulduğundan, beni de çok sevdiğinden irşat etmek için yanıma geldi.
    İkindi namazı okunmuştu. Biraz sohbetten sonra “Namazı kılalım” dedim ve kalktım. “Sünneti de kılalım” deyince o yerinden kalkmadı,
    Ben Sünneti kıldım, ayağa kalkınca Kamet getirmeye niyetlendi ama ben ona “Kamet getirmek Sünnettir,
    Senin prensiplerini bozmamak için ben Kamet getireyim” dedim ve hem Müezzinlik hem İmamlık yaptım.
    Namazdan sonra “Farz namazları nasıl kılarsın?” deyince;
    “Senin kıldığın gibi dört rekat kılarım” dedi.
    - Ezana karşı değilsin değil mi?
    - Değilim.
    - Ama Ezan okumak sünnet.
    - Kamete karşı değilsin?
    - Değilim.
    - Kamet de sünnet.
    - Erkek çocukları sünnet etmeye karşı mısın?
    - Değilim.
    - Sünnet olmak da sünnet.
    - Namaz kılmaya başlarken Tekbir getirirken elleri kaldırmak sünnet.
    - Elleri bağlamak sünnet.
    - Euzü besmele çekmek sünnet.
    - Kıyamda iken “Fatiha okuyun” diye bir ayet yok.
    - Namaz içindeki tekbirler, Rukudaki ve secdedeki tesbihler sünnet. Ne yapacaksın şimdi? Oturuşlarda okuduğumuz Ettehıyyatü bir hadistir. Sübhaneke hadistir.
    - Bütün bunları kaldırıverirsen ne yapacaksın?
    - İkindi namazının farzının dört rekat olduğunu Sevgili peygamberimizden öğreniyoruz.
    - Sevgili peygamberimiz;
    - “Beni namaz kılarken gördüğünüz gibi kılınız” buyurmuş. (Buhari, Sahih, K. Ezan, Bab’ül-Ezan lil müsafir)
    - Ya Allah’ın elçisine uyarak namaz kılacağız veya Nasrettin hocanın hindisi gibi sessiz ve hareketsiz duracağız.
    - Sonra senin mezhebin var. dedim
    - Hayır yok.
    - Var.
    - Vallahi yok
    - Billahi var.
    - Ben Kur’an’ı okuyup ona göre amel ediyorum. Dedi.
    - Kur’an’ı Arapçasından okuyup anlayabiliyor musun?
    - Hayır.
    - Mealden okuyorsun?
    - Evet.
    - İşte mezhep odur. Ben Hanefi’yim. İmam Ebu Hanife (Allah ona rahmet eylesin) Kur’an’ı ve Sünneti okumuş, Tabiini görenlerden eğitim almış ve anladıklarını yazmış, ben de onun yazdıklarına göre amel ediyorum ve amelde mezhebim onun yazdıkları oluyor.
    - Sen de bu mealini okuduğun kişinin yazdıklarına göre amel ettiğinden amelde mezhebin o kişi oluyor” dedim.
    - Elindeki meal kimin? Diye sorduğumda Süleyman Ateş’in meali olduğunu söyledi.
    - Bak, dedim, Süleyman Ateş bey, anladığını sayfanın kenarına yazmış. Sen onu okuyup ona göre yaşamaya çalışıyorsun, sen “Ateş” mezhebindensin. Benim mealim de yayınlandı. Benim mealdekiler, benim anladıklarımdır.
    Ona uyarsan, “Toptaş” mezhebinden olursun. Kur’an-ı Kerim kime nazil olmuşsa onun anladığı, tebliğ ettiği, anlattığı, uyguladığı en doğrusudur” dediğimde aklına yattı ve gitti.
  • Kim Kur'ân-ı Kerim'i okudu ve onu hıfzetti, ezberlediyse veyahut ahkâmını belledi, onu ortaya koyduysa, Kur'an'ın içinde helâl denilen şeyleri helâl, haram denilen şeyleri haram bellediyse helâllerden nimetlendi, istifade etti ve haramlardan kaçındıysa; Allah onu cennete dahil eder. Ailesi efradından on kişi hakkında ona şefaat salâhiyeti, hakkı verir. Hepsi cehennemi hak etmiş olan ehl-i beytinden on tane kişiyi cehenneme düşmekten kurtarır.
    Mahmud Esad Coşan
    Sayfa 45 - Server Yayınları /Aralık 2017