Ey yâr, bu mektubu aldığın demde Kara topraklara verdim kendimi... Her şey bana engel oldu âlemde,
Bir colkun nehirdim, yıktım bendimi.
Benim gönlüm doğuştan deliydi; Başka dünyaların şaşkın seliydi... Bunun böyle olacağı belliydi...
Her şey biter sel yerine döndü mü...
Dünya durmaz, bahar olur, kış olur, Belki senin gözün biraz yaş olur, Ben garibim, benim gönlüm hoş olur,
Sevdiklerim ayda yılda andı mı...
Yldız olur sana ışık tutarım.
Bülbül olur pencerende öterim. Yer altında belki rahat yatarım
Yer üstünde çektiklerim dindi mi...
Şimdi yaşamayı tatlı bulursun, Koşarsın, gülersin, tez yorulursun, Bir gün olur yine bana gelirsin
Deli gönlün yaşamağa kandı mı...
"Evlilik aşkın mezarıdır," diyorlar. İnsanı yakan, bütün benliğini esir eden o benzersiz tutku, yani aşk, evlilikle son bulurmuş. Bunlar birinci sınıf aşk filozofları, yani ya tamamen budala ya da kocaman birer yalancı. Bir de, "Sağlam temellere oturan evlilikler, yakıcı ilk aşk devresinin yerini tatlı ve derin bir arkadaşlığa bıraktığı birleşmelerdir," diyorlar. Ekliyorlar: "Zaten evliliği çekilir hale getiren öge ortak zorluklar ve bunlara beraber dayanma gücüdür." Bunlar da ikinciler, bence yarım akıllılar grubu. Bir de ben, daha doğrusu biz varız, üçüncüleriz biz. O dedikleri sağlam arkadaşlığı da anlarız, yakıcı aşkı da hepsinden iyi biliriz. Ama bizim onlardan ayrıldığımız nokta, bu iki tatlı gönül durumunu bir arada yaşatmaya çalışmamız ve bunu başarmamız. Güçlü ve görkemli bir gönül coşkunluğu ve bunun yanında bir laboratuvar çalışması gibi sakin, gerektiğinde bütün bir yaşamı bile harcayabilecek bağlılık. Bizim başlıca derdimiz ne biliyor musun yavrum? Birbirimizi çok sevmemiz. O denli bağlıyız ki birbirimize... Sevdamız kadar korkularımız ve tutkularımız da güçlü bizim.
Hayatı anlama gayesi neredeyse tüm felsefenin temelini oluşturuyor. Bunları ilk düşünen sen değilsin, son düşünen de bizler olmayacağız. Ama bütün bu soruların net bir cevabı yok. Senin cevaplarını ben yeterli bulmayabilirim. Benim cevaplarımı da sen… Bunda yanlış bir şey yok. İnsan kendini, hayatını, dünyayı sorgulamalı. Amaçlarını, yaşadıklarını, nedenleri, sonuçları yargılamalı. Anlam vermenin hazzı farklı bir şey. Anlamak tatlı bir su.
En sevdiğim tatlı olduğunu biliyorsan neden son dilimi aldın?” diye sorduğumda bir şey söyleme gereği duymadan sadece yüzümü izledi. Benimle konuşmak için tatlıyı bahane etmiş olabilir miydi? Bunun düşüncesi bile beni heyecanlandırıyordu.
Çatalı alıp tatlıdan küçük bir parça alarak bakışlarımı ondan çektim. Uzun süre onunla göz kontağı kurmak bana iyi gelmiyordu. “Harper’la iyi anlaşıyor gibisiniz.” Olamaz, bunu gerçekten söyledim mi? Dilimi sertçe ısırdım, umarım onu kıskandığımı düşünmezdi.
"Endişeli olduğunda çok tatlı oluyorsun," diye mırıldandı. "Kaşların birbirine değiyor."
"Sana bir iyilik borcun varken ölemezsin," dedim. "Ne diye hançerle arama girdin?"
"Sende benim için aynısını yapardın." dedi.