Duygusal bir son eklemeseler olmazdı zaten... :')
Gülümseyen Lucinda'nın yanaklarından gözyaşları süzülmeye başladı. "Babacığım!" dedi. "Bizden ayrıldığın gün nasılsan, aynen öyle görünüyorsun." Arthur grifondan inmek için davrandı. "Hayır!" dedi Lucinda. "Toz olup gideceksin." Bastonuna yaslanarak, onun durduğu yere yaklaştı. "Sana ve annene çektirdiğim bütün o acılar için kusuruma bakma," dedi Arthur. "Elfleri kandırmaya çalışmış olmaktan dolayı üzgünüm. Böyle bir riski hiç göze almamalıydım. Seni hep sevdim, Lucy. Eve dönmeyi her zaman istedim." "Artık evdesin," dedi Lucinda. Arthur başını salladı. "Elflerin sihri beni çok uzun süre hayatta tuttu. Bana uygun ömürden daha fazlasını yaşadım. Gitme zamanım geldi. Ama seni gördüm ya Lucy, hiç gam duymadan gidebilirim artık." "Sana daha yeni kavuştum," dedi Lucinda. "Şimdi ölüp gidemezsin öyle." Arthur ona doğru eğildi ve Jared'in duyamadığı tatlı sözlerle bir süre konuştu. Daha sonra grifondan inerek kızını kucakladı. Ayağının yere değmesiyle birlikte, bedeni toza ve ardından dumana dönüştü. Bu duman Lucinda'nın çevresinde dolandı, ardından bir girdap gibi karanlık gökyüzüne yükseldi ve gözden kayboldu.
Sayfa 134 - Doğan Egmont Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Geç Gelen Mutlu Son
Gabriel onunla tepeyi tırmanırken, Aşağı Weatherbury Çiftliği'ndeki görevinin ayrıntılarını ona açıkladı. Böyle eski arkadaşlar arasında tatlı sevgi cümleleri belli ki gereksiz olduğundan, ikisinin de hissettiği şey hakkında pek az konuştular. Onlarınki, iki kişinin önce birbirinin kötü yanlarını öğrendiği, iyi özelliklerini sonradan gördüğü, aşkın sert ve sıkıcı gerçekliğin çatlaklarının arasından büyüyüp serpilmesiyle ortaya çıkan (eğer çıkarsa) büyük bir sevgiydi. Genellikle ilgi alanlarının benzerliği sayesinde ortaya çıkan bu iyi arkadaşlık-dostluk-ne yazık ki karşı cinsler arasındaki aşka nadiren eklenir, çünkü erkekler ve kadınlar genellikle iş konusunda değil, yalnızca zevk konusunda bir araya gelirler. Bununla beraber, mutluluk verici koşullar bunların gelişmesine izin verdiğinde, ortaklaşılan duygu, ölüm kadar kuvvetli tek aşk türüne dönüşür; böylesi bir aşkı ne sular söndürebilir ne de seller boğabilir ve bu aşkın yanında adına tutku denilen şey bir buhar gibi uçucudur.
Sayfa 484·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Geçmiş
Babası bir deniz tanrısına âşık olmuştu. Tanrı'nın adı Osidisen'di ve ebeveynleri, Kissen ve ağabeylerini tanrının onlara gösterdiği ilginin şerefine isimlendirmişti: Tidean "gelgit üstünde," Lunsen "sudaki ay," Mellsenro "yuvarlanan taşlar" ve Kissenna da "denizin aşkından doğan" anlamına geliyordu. Osidisen ağlarını balıklarla doldurup çocuklarına, ne zaman fırtınanın içine dalmaları, ne zaman ondan sakınmaları gerektiğini öğretti ve her gün avlarıyla birlikte eve sağ salim dönmelerini sağladı. Kissen ve ailesi, denizin onlara verdikleriyle büyüdü. Gelgelelim deniz tanrısı Talicia topraklarına şans getirmedi. Sonunda da tepelerdeki köylerde yaşayanlar Ateş Tanrısı Hseth ve onun zenginlik vaatlerine kandı. Herkes ateşi sevenlerin servetinin peşindeydi. Talicialılar, Hseth adına teknelerini yakıp silahlar yapmak, pirinci ısıtmak ve çınlaması falezden dağ sınırına dek duyulan büyük çanlar dövmek için ormanlarındaki ağaçları kestiler. Osidisen'in suları boşaltıldı ve toprağın üzerinden dumanlar yükseldi. Çok geçmeden daha başka, daha karanlık şiddet öyküleri şehirlerden köylere yayılır oldu: Ateş tanrısı adına kurbanlar veriliyor, avlara çıkılıyor ve istenmeyen kişiler temizleniyor, onu memnun etmek için düşmanlar ve köklü aileler ateşe veriliyordu. Bir gece, Mellsenro'nun parmaklarına mürekkeple isminin yazıldığı on ikinci yaş gününden sonraki gece, on bir yaşındaki Kissen tuhaf bir şekilde yoğun ve tatlı kokan bir dumanla uyandı. Duman boğazını yakıyordu. Kissen kendine geldi ve ağızlarına kumaşlar örtülü, yüzleri kömür tozuyla sıvanmış ve saçlarında küçük lambalar gibi parlayan çanlar olan adamlar tarafından taşındığını fark etti. Kissen'ın kolu bacağı kıpırdamıyordu ve göğsü, rüya âleminden çıkamamış gibi ağırdı. O tatlı dumanı tanımıştı: Bu, sless tohumlarının
Sayfa 17·Kitabı okuyor
Dahası da var. Tanrı’nın görüntüsü. Onun sonsuz Cennetinin tatlı ışığı. Meleklerin şarkıları. Tanrı’nın gözlerindeki mutluluk ve sonsuza kadar acı çekmeye yargılı olanların son bir kere karşımızda belirmeleri. Dünyada çekilen acı, oradaki işkencelerin yanında hiç kalır. Kemiklerin içindeki ilik ateşe dönüşür, damarlarımızdan alevler geçer. O korkunç acı bitip tükenmek bilmez: Tanrı’nın öfkesiyle körüklenir.
Sayfa 103 - Can Yayınları (Epub)
Edebiyat
Gecenin Son Alıntısı
Hoşlandığı bir adamla ilk kez çıkarken korkmayan kadın yoktur.
Alıntı
Son mektup
Ey yar, bu mektubu aldığın demde Kara topraklara verdim kendimi... Herşey bana engel oldu alemde, Bir çoşkun nehirdim, yıktım bendimi. Benim gönlüm doğusundan deliydi; Başka dünyaların saşkın seliydi... Bunun böyle olacağı belliydi... Her şey biter sel yerine döndü mü... Dünya durmaz, bahar olur, kış olur, Belki senin gözün yaş olur, Ben garibim, benim gönlüm hoş olur, Sevdiklerim ayda yılda andı mı... Yıldız olur sana ışık tutarım, Bülbül olur pencerende öterim. Yer altında belki rahat yatarım Yer üstünde çektiklerim dindi mi... Şimdi yaşamayı tatlı bulursun, Koşarsın, gülersin, tez yorulursun, Bir gün olur yine bana gelirsin Deli gönlün yaşamağa kandı mı... SABAHATTİN ALİ
Şiir