Tedirgin bir uykudan sonra, ertesi gün oldukça geç uyandı. Ama dinlendirmemişti bu uyku onu. Hırçın, sinirle, Öfkeli kalkmış, tiksintiyle odasına bakmıştı...
Normalde vapurlar, rehin alınmışçasına tedirgin insanlarla dolu, izbe depolar gibi görünür gözüme. Vapurun burnu karaya değdiği anda herkes kurtulmak istercesine, can havliyle kendini iskeleye atar ve yeniden yakalanmamak için hep birlikte koşturur. Acelesi olmayan aylak tipler bile iskele boyunca bu koşturmadan kendilerini alamazlar. Ancak caddeye çıktıklarında kendilerine gelirler, kalp atışları normale döner. Vapur yolcuları, birbirleriyle bağı en zayıf olan "ulustur". Vapurda bir arada olmak büyük bir utançmış gibi, iner inmez kimse birbirinin yüzüne bile bakmadan farklı yönlere doğru hızla dağılır.
“Bizimki ispanyolca bilmiyor... Ben ingilizce konuşuyorum.. Bizimki ingilizce de konuşamıyor, türkçeyi zar zor konuşuyor... Kız ingilizce bilmiyor mu?... Yalnız ispanyolca biliyor... Anlıyorum... Bi dakka...” demek isteyen telefon konuşmasını Fethi, Beyto’ya dönüyor:
— Beyto, kız ispanyolcadan başka bir şey bilmiyor.
— Biliyom.
diyor Beyto üzgünce.
— Sen söyleyeceğini bana söyleyeceksin, ben ingilizcesini herife söyliyicem, herif ispanyolcasını kıza söyleyecek.
Beyto bu durumdan hafif tedirgin oluyor, kaşı kalkıyor, duralıyor.
— Herif de bütün konuştuklarımızı bilecek yani?
— Evet Beyto.
Kendimi çok mutsuz hissediyordum. Maskem daha o sabah Jay Cee tarafından düşürülmüştü, kendimle ilgili tüm o tedirgin edici kuşkuların gerçek olduğunu ve bu gerçeği artık daha fazla gizleyemeyeceğimi hissediyordum.