Her geçen gün dünyanın fena ve fâni yüzünü daha ziyade üryanlığıyla göstermekte ve bu hayatta bâki ve sermedî hayat için bir şey kazanılmadan geçen vakitlere teessür hasıl ettirmektedir.
(Barla Lâhikası 31.sh - Risale-i Nur)
¹⁰⁰ Bu ifadesini yakınlarından ve baytarlıkta meslektaşı Şefik Kolaylı 1939 yılında aktarmaktadır; bk. Sessiz Yaşadım, s. 465.
Kolaylı şunu da kaydediyor: "[Milli Mücadele sırasında] Eskişehir'in sukûtuna takaddüm eden zamanlarda Eskişehir'de yanıma gelirdi. Hiç unutmam, muntazam askeri kuvvet teşekkül etmeden evvel çetelerin Yunanlılarla Demirci istikametlerinde yaptıkları harpler neticesi mecrûh [yaralı) olup da Eskişehir'e dönen çete hayvanlarına müessesemde yaptığım ameliyatlarla yakından alakadar olur, 'keşki memleketin şu buhranlı zamanında baytarlığımı unutmamış olsaydım da böyle âtıl bir insan kalbini taşımasaydım' diye teessür gösterir ve birçok ısrarlarıma rağmen müessese hademeleriyle birlikte hayvanları yatırmak için uğraşırdı. İşte Akif aynı zamanda bu kadar da mesleğine merbuttu [bağlıydı]".
Bu hissiyatın ve vahlanmanın izleri Asım'da Köse İmam'la konuşmasında da vardır: "- Kimi bidatçi diyor... Duyduğum en çok bunlar/ - Daha var mıydı, İmam? / - Var ya, unuttum: Baytar /-Keşke baytarlık edeydim.../ - Yine et mümkünse/-Yapamam/-Belki yapardın be... / - Unuttum, be Köse! / - Keşke zihninde kalaymış, ne kadar lâzımmış / Beni dinler misin evlat? Yine kâbilse çalış/ Çünkü bir tecrübe etsen senin aklın da yatar / Bize insan hekiminden daha lâzım baytar".
“Yahu bendeniz bu bahsettiğiniz Tanpınar nâm şahsı az çok tanırım. En yakınlarının ona taktığı lakabı işitmişsinizdir.”
“Sakın! O kelimeyi duymak istemiyorum. Kanaatimce sizin ağzınıza da yakışmaz.”
“Beyefendi, mevzuyu zât-ı âlîniz açtınız. Hoşnor sarışın afetlerden konuşmak varken_””Kırtipil!” diye atıldı tüccar şair. “O pejmürde, sünepe, tıknefes herife herkes böyle söyler. Haklılar!”
Gencin sesinde teessür ve rest üstüste binmişti: ”Sizi, bir edebiyat dehası hakkında böyle konuşmaktan men ederim efendi!”
Bana öyle gelir ki, seçme adamlar; bir hadise karşısında sadece -benim gibi- müteessir olanlar, müphem şeyler duyup ruhlarından incinenler değildir; teessürle beraber bir hüküm verebilenlerdir. Soğuktan veya sıcaktan nebatlar da teessür duyarlar; fakat korunamazlar, tesirinde kalmakla yetinirler.
Ne kadar başka olursanız olun, gene erkeksiniz... Ve bütün tanıştığım erkekler bunu, yani kendilerini sevmediğimi, sevemediğimi anlayınca, büyük bir teessür, hatta hiddede beni terk ettiler...