Game of Thrones Evreni Okuma Sıralaması
Game of Thrones en baştan son kitaba kadar kronolojik okuma rehberi. 1- Buz ve Ateşin Dünyası - Genel olarak Westeros tarihini ve yaşayan ırkları anlatıyor. 2- Ateş ve Kan - Fatih Aegon'un Westeros'u fethinden Targaryen iç savaşı sonuna kadar olan kısmı anlatıyor. 3- Prenses ve Kraliçe veya Siyahlar ve Yeşiller - Targaryen iç savaşı (Siyahlar ve Yeşiller). Ayrıyeten House of the Dragon dizinin kitabıdır. 4- Düzenbaz Prens - Kralın Kardeşi - Daemon Targaryen hakkında kısa bir yan kitaptır. 5- Yedi Krallık Şövalyesi - Sir Duncan the Tall ve Egg'in maceralarını anlatıyor. The Knight of the Seven Kingdoms dizisinin kitabıdır. Bu 5 kitap Game of Thrones dizinden önceki zamanı anlatıyor. Bundan sonrakiler ise Game of Thrones dizisinin kitaplarının kronolojik sıralamasıdır. Buz ve Ateşin Şarkısı Serisi 1- Taht Oyunları 2- Kralların Çarpışması - Kısım 1 3- Kralların Çarpışması - Kısım 2 4- Kılıçların Fırtınası - Kısım 1 5- Kılıçların Fırtınası - Kısım 2 6- Kargaların Ziyafeti - Kısım 1 7- Kargaların Ziyafeti - Kısım 2 8- Ejderhaların Dansı - Kısım 1 9- Ejderhaların Dansı - Kısım 2 Bonus olarakta Tyrion Lannister'i özleyenler için Tyrion Lannister kitabı var. Herhangi bir hikaye yok. Sadece Tyrion'un sözlerinden oluşmaktadır.
Andy wier "the egg"
Eve dönüyordun. Bir trafik kazasıydı. Pek de sıra dışı bir ölüm sayılmazdı ama yine de etkiliydi. Arkanda bir eş ve iki çocuk bıraktın. Acısız bir ölümdü, sağlık görevlileri seni kurtarmak için ellerinden geleni yaptılar ama nafile. Vücudun öylece parçalanmıştı ki, böylesi senin için daha iyiydi, inan bana. ​Ve sonra benimle karşılaştın. ​"Ne... Ne oldu?" diye sordun. "Neredeyim ben?" ​"Öldün," dedim, dümdüz bir sesle. Lafı dolandırmanın alemi yoktu. ​"Bir... bir kamyon vardı. Kayıyordu..." ​"Evet," dedim. ​"Ben... öldüm mü?" ​"Evet. Ama üzülme, herkes ölür," dedim. ​Etrafına bakındın. Hiçlik vardı. Sadece sen ve ben. "Burası neresi?" diye sordun. "Ahiret mi?" ​"Aşağı yukarı," dedim. ​"Sen Tanrı mısın?" ​"Evet," dedim. "Ben Tanrı'yım." ​"Çocuklarım... eşim..." dedin. "Onlar iyi mi?" ​"İşte bunu seviyorum," dedim. "Daha yeni öldün ve ana endişen ailen. Bu çok güzel." ​Bana hayranlıkla baktın. Senin için ben Tanrı gibi görünmüyordum. Sadece bir adam ya da bir kadın gibiydim. Belki de belirsiz bir otorite figürü. ​"Endişelenme," dedim. "Onlar iyi olacaklar. Çocukların seni hep mükemmel biri olarak hatırlayacak. Eşin dışarıdan ağlayacak ama içten içe rahatlayacak; dürüst olmak gerekirse evliliğin çökmek üzereydi." ​"Ah," dedin. "Peki şimdi ne olacak? Cennete mi gideceğim yoksa cehenneme mi?" ​"Hiçbirine," dedim. "Reenkarne olacaksın." ​"Anladım," dedin. "Demek Hindular haklıydı." ​"Bütün dinler kendi yollarında haklıdır," dedim. "Benimle yürü." ​Boşlukta birlikte yürürken bana baktın. "Nereye gidiyoruz?" ​"Hiçbir yere," dedim. "Sadece yürürken konuşmak daha iyi." ​"Peki o zaman kaç kez reenkarne oldum?" ​"Oho, çok kez. Çok, çok kez," dedim. "Ve pek çok farklı hayat yaşadın. Bu seferki hayatında, M.S. 540 yılında bir Çinli köylü kız olacaksın." ​"Ne?" diye kekeledin. "Beni
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
A Few Daily Poem Fitting into a few days, ‎We come from deep adventures ‎We come from within ‎Sometimes ‎A cartoon character ‎Is being assigned ‎To a lifespan of a few days ‎To make it meaningful ‎The days and nights A March is passing my house at a tangent Solomon is on his throne inside House on fire is being played ‎A sparrow is cheerful ‎It sings the song of my heart. ‎The nights are an endless serenade. ‎Even a crow ‎Sings festively ‎Warns of the dangers along the way. ‎I dive among the pigeons ‎They all have their backs turned. ‎They flutter their wings brightly. ‎Cats are wandering around my feet
Şiir
ters köşe, sürpriz sonlu, gerçeklik algısını bozan, psikolojik çöküşe sürükleyen “beyin yakan” türdeki filmler: ters köşe – beyin yakan filmler (part 2) 21. vivarium (2019) yeni ev arayan bir çift, ideal görünümlü bir siteye götürülür ama bir daha çıkamazlar. evlerin hepsi aynı. gökyüzü sabit. çocuk bile garip. distopik bir labirente düşmek gibi. 22. the clovehitch killer (2018) iyi bir aile babası, örnek bir toplum bireyi… ama ya karanlık geçmişi varsa? genç bir çocuğun şüpheleri üzerinden ilerleyen, finaliyle insanın içini sızlatan bir gerilim. 23. the invitation (2015 ile karıştırılmasın – 2023, ispanya) yine bir yemek daveti. bu sefer daha stilize ve kült havasında ilerliyor. finaliyle “ne izledim ben?” dedirten bir atmosfere sahip. 24. the green butchers (2003 – danimarka) iki kasap, kazayla ölen bir adamın etini satmaya başlar. kara mizah, rahatsız edici detaylar ve ters köşeyle hem güldürür hem tiksindirir. 25. kairo (pulse) – 2001, japonya internetin karanlık tarafı. ruhlar, yalnızlık, teknoloji. sarsıcı ve melankolik bir korku. finalinde derin bir boşluk bırakır. 26. the nightingale(2018) intikam hikâyesi gibi başlar ama çok daha karanlık yerlere gider. koloniyalizm, tecavüz, savaşın cehennemi… hem görsel olarak sert hem duygusal olarak yıkıcı. 27. the skin i live in(2011) pedro almodóvar'dan sapkınca bir dönüşüm hikâyesi. estetik cerrah, intikam, cinsiyet, kimlik… sonu, yüzüne buz gibi çarpar. 28. the handmaiden (2016 – güney kore) bir dolandırıcılık planı, aristokrat bir kadın ve hizmetçi… film üç bölümde, her biri diğerine ters köşe atıyor. erotik, görsel, zekice. 29. incendies (2010) ölen annelerinin geçmişini araştıran ikiz kardeşler… ortadoğu'da geçen parçalı bir aile trajedisi. finali o kadar sarsıcı ki, bir süre sessiz kalırsın.
yeni nesil ters köşe & beyin yakan // sonu sürpriz filmler listesi . part ll 1- old (2021) m. night shyamalan'dan yaşlanmayı konu eden, sahilde geçen zamanla ilgili psikolojik gerilim. finaldeki açıklama klasik ters köşe sevenler için iyi bir ödül. 2// the wailing (2016 – kore) bir köyde başlayan gizemli ölümler ve garip davranışlar… film boyunca neyin doğaüstü, neyin psikolojik olduğunu anlamıyorsun. sonu geldiğinde afallıyorsun. 3. the vanishing(2018, abd versiyonu değil – güney kore yapımı) kayıp bir kadın, sessizleşen bir adam ve karmaşık yalanlar. sürpriz sonuyla duygusal ve psikolojik ters köşe yapan bir güney kore gerilimi. 4. i'm thinking of ending things (2020) charlie kaufman'ın zihin yakıcı yapımı. bir çift yola çıkar ama aslında bu bir iç yolculuktur. kim kimin rüyasında, kim kimin hatırasında belli değil. her sahnesi ipucu dolu. 5. under the skin (2013) scarlett johansson bir uzaylıyı oynar ama hiçbir şey tipik değil. insan olmak, beden, arzu… şok edici son sahnesiyle ters düz eden bir deneyim. diyalog az, etki çok. 6. the platform (2019) dikey bir hapishane. her katta insanlar. yemek yukarıdan aşağıya iniyor. alt kattakiler aç. basit bir fikir ama sonu düşündüğünden çok daha sert. sistem eleştirisiyle birleşen distopik bir gerilim. 7. the others(2001) nicole kidman karanlık bir malikânede çocuklarıyla yaşıyor. gerilim büyüyor ama asıl mesele en sonda ortaya çıkıyor. klasik ters köşe örneklerinden biri. 8. identity (2003) bir motelde toplanan yabancılar teker teker ölmeye başlar. katil kim? aslında bu sadece yüzeydeki hikâye. finalde gerçeklik çöker. 9. coherence (2013) bir kuyruklu yıldız geçer ve paralel evrenler üst üste biner. aynı evde birden fazla sen mi var? düşük bütçeyle maksimum kafa karışıklığı yaratan bir film. 10. enemy within
The Egg – Andy Weir Analizi
“Hikaye yorum kısmında” Bu hikaye ilk bakışta bir ölüm hikayesi gibi başlıyor… Ama aslında tam tersine, yaşamın en derin yerine, varlığın özüne, bilincin kaynağına dair bir şey anlatıyor. Benim için bu hikaye, zamanın ve kimliğin ötesinde bir şeyi fark ettirdi: Her yaşam bir bilinç deneyimi… ve biz, her deneyimle uyanan bir varlığız. Ve bu bana sadece bir kurgu gibi gelmedi. Antik metinlere baktığında ister Upanişad’lar olsun, ister Tao’nun yazıtları, ister Anadolu’nun eski tasavvufi anlatıları hepsi aynı şeye dokunuyor aslında: İnsanın içindeki sonsuz potansiyele. Bu potansiyel, sadece entelektüel bilgiyle ilgili değil. Bilinçle ilgili. Ve o bilinç, ancak deneyimle uyanıyor. Hint felsefesinde bu farkındalık seviyesine ulaşmış insanlara “sadhu” deniyor mesela. Yemeden içmeden, bir ağacın altında yıllarca oturup sadece varoluşu gözlemleyebilen, arzularını dizginlemiş, egosunu erimiş insanlar. Birçok farklı kültürde benzer figürler var. Sufilerde bu “fenafillah” dediğimiz hâl. Tibet’teki bazı keşişler ölüm anlarında bile bilinçlerini kontrol edebiliyorlar. Kimseye kızmıyorlar, hiçbir şeye tutunmuyorlar. Neden? Çünkü “her şeyin kendileri olduğunu” bir noktada deneyimlemişler. Bu hikayede de “sen herkesmişsin” dendiğinde bir iç ürperti geliyor. Ama bu sadece metafor değil bence. Gerçekten de, insan bir süre sonra şunu fark ediyor: Başkalarına bakarken, aslında kendine bakıyorsun. Ve bu fark ediş, sadece zihinsel bir farkındalık değil… Bir yaşam pratiği. Günün birinde birine bağırıyorsun, sonra eve gelip ağlıyorsun. Çünkü içindeki o daha yüksek bilinç, “yanlış yaptın” diyor. İşte o ses… Tanrı değil belki, ama Tanrısal olan.
Duygu ve Düşünce